.

.
.

16 Kasım 2011 Çarşamba

GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN


Yattığım odanın kapısı kapalı olunca hayli karanlık oluyor. Bu durum benim sabahları zamanı ve havayı yanlış tahmin etme sebeplerimden biri. Genellikle "ortalık aydınlanmamış biraz daha uyuyayım" dediğimde saat 10'a yaklaşmış oluyor keza hava durumu da öyle. Dünkü yağmurun ve ısı düzeyi çok düşük olmasa da insanın içini üşüten nemli soğuğun etkisiyle loş bir odaya keyifsizce açtım gözlerimi. Alışkanlıkla elimi attığım yerde bulduğum tokayla saçlarımı toplayıp ekşimiş bir suratla kapıyı açtığımda yerçekimine uygun olarak aşağı sarkmış yüz hatlarım aniden "Don't worry, be happy" pozisyonuna geçip yukarı kıvrılıverdi. Güneş sarışın ışıklarını evin tüm pencerelerinden içeriye cömertçe yollamaktaydı. Dilimde Cahit Sıtkı'nın dizeleri yüzümü bile yıkamadan balkona attım kendimi:
"Her mihnet kabulüm
Yeter ki gün eksilmesin penceremden"
Yumurtadan bu yaz çıktığı cüssesinden belli bir kumru mandal sepetinin kenarına tünemiş meraklı gözlerle karşı komşunun plastik kaplama maddesiyle mumyalanmış apartmanına bakıyordu. Bu kadar dikkatle baktığına göre bir sebebi olmalı diyerek ben de dikildim yanına ve incelemeye başladım apartmanı. Ürkmedi kumru yavrusu, pek evcil oluyor bunlar, neredeyse omzumuza konacaklar. Ayrıca biliyorsunuz balkonumuz yıllarca "Kumru Doğumhanesi" olarak hizmet verdiği için bir nevi gönül borçları var, aileden sayıyorlar bizi. Bu bizim karşı apartman pek bakımlıdır, bakımı bizzat apartmanın sahibi olan adam ve karısı tarafından yapılır. Giriş kapısının hemen yanında, iki taraftan demir kapıyla emniyete alınmış bölümde otomobilleri durur. Çok seyrek binerler ama her hafta Pazartesi günü, sabahın köründe tepeden tırnağa deterjanlı sularla Bn. Apartman Sahibi tarafından yıkanır, hatta keselenir:) Otomobilin bakımı bitince sıra apartmana gelir, merdivenler de dahil olmak üzere tüm apartman yine bizzat Bn.Apartman Sahibi tarafından foşur foşur yıkanır, atık sular ve pislikler biz zavallı ölümlülerin ortak kullandığı sokağa itekleniverir. Onlar temizlendi ya sonrası tufan...

Apartmanın bize bakan cephesinde hayat yok gibidir, yine tamamı Bay Apartman Sahibi tarafından taktırılmış panjurlar hep kapalı durur, kırk yılda bir çamaşır sermek için balkona biri çıkar. Onun dışında balkonları da yine Bay apartman Sahibi'nin bir örnek diktirip kiracılarına dağıttığı turuncu-beyaz branda perdeler kapatır. Kapı önünde oynayan bir tek çocuk görmedim zira bu apartmanda çocuk da yoktur, çocuklu kiracı kabul etmediklerini düşünüyorum. Ya o minik insanlardan biri apartmanın plastik dokusunu zedelerse ya da apartman önündeki sınırlı toprak bölümde yetişen ağaçlardan birinin meyvesini koparmaya kalkışırsa ne olur sonra, Bay ve Bayan Apartman Sahibi'nden biri oracıkta ruhunu teslim ediverir hafazanallah. İki apartmanı ayıran boşluktaki toprak bölümde itinayla yetiştirilip gururla gösterime sunulan bir dizi ağaç vardır. Sırayla bir zeytin, bir erik, bir yenidünya (ya da Antalyalıların deyimiyle muşmula), bir muz, bir incir, yine bir yenidünya ve uzun bir selvi. Erik kocamandı erken çiçek açar, geç yaprak dökerdi ama Ankara'dan döndüğümde kesilmiş olduğunu gördüm, muhtemel ki meyvelere dadanan çocuklardan ağacı korumak amacıyla kesilmiştir:) Aklıma Oscar Wilde'nin o güzelim öyküsü "Bencil Dev'in Bahçesi" düşmüştü ki yanımdaki kanat çırpışıyla kendime geldim. Bizim yavru kumru karşıdan bakmaktan birşey anlamamış olacak ki yakından incelemek üzere  "Aman dikkat et, netamelidir o ağaçlar" dememe kalmadan uçuverdi zeytin ağacının dalına doğru. "Eh, hayatla başa çıkmayı öğren" diyerek girdim içeri. 

Şimdi kahvemi içiyorum, içerken bilin bakalım ne yapıyorum?

6 yorum:

  1. Sen betimle ben hayal edeyim, gözlerim kapalı görüyorum her şeyi :)

    YanıtlayınSil
  2. Hemen aklıma küçük bir hikaye geldi...Yanyana iki ve ve her iki evin kocaman meyva bahçesi varmış...Birinin sahibi cömert çocuklara hoşgörülü ballı meyveli ağaçları onlara sunan...Diğeri tam tersi aksi nemrut biri...
    Aksi olan adam bakmış çocuklarla baş edemiyor bahçeye kocaman duvarlar yaptırmış...Çocuklar giremez olmuş...
    Aksi adam bahar aylarına gelmesine rağmen bahçeden karın eksilmediğini görünce üzülmüş... Yan bahçeden çocuk sesleri geldiğini duyunca üst kata çıkıp izlemiş yan evi...Bahar oraya çoktan gelmiş ağaçlar çiçeğe durmuş çocuklar salıngaç kurmuş ağaç dallarına ...yemyeşil her taraf...kendi bahçesi kış kar soğuk ayaz...hatasını anlamış adam... almış kazmayı tüm duvarları yıkmış çocukları çağırmış bahçeye "gelin sizinle beraber baharda dolsun bahçeme" diyerek ürkek bakan çocuklara sevgi ile uzatmış elini... Bir daha bahar hiç gitmemiş o bahçelerden....
    Çok şey yazılabilir bunun üstüne ama gecenin bu saatinde...iyi geceler güzel bir güne merhaba deriz inşallah...

    YanıtlayınSil
  3. Kahve keyfin hiç bitmesin, fincanların da sen de hep böyle neşeli olun dilerim...
    Sevgiler, Sevi
    (bu arada daha yazıyı okumadım, fincanı görünce zıpladım, yazı neşesizse tuhaf bir yorum olacak, kusura bakma)

    YanıtlayınSil
  4. Ekranın ne kadar güzel öyle:-))))

    YanıtlayınSil
  5. kitap tabi ki :)))
    öpücükler sana yağmurlu bir ankara gününden

    YanıtlayınSil
  6. pencere kenarında ki saksılarım , iki sene kuşların yumurtalarına ev sahipliği yaptılar. Birinde karşı komşum görmüş, anne taşırken düşür müş.
    diğeri de Melisa , " anne ben yumurtayı annesine verdim, özlemiştir onu dedi" sanırım aşağıya düştü :(

    apartman sahiplerinin çocukları olmadığını düşünüyorum :)

    YanıtlayınSil