Buluşmamızın son günü sabah 9.00'da misafirhanenin önünde bizi bekleyen minibüsümüze yerleşiyoruz. İlk durak Yenimahalle, yıllar yıllar sonra okulumuza bir selam vereceğiz. Yenimahalle Lisesi'nden Yenimahalle Kız Lisesi'ne, oradan karma Halide Edip Lisesi'ne, yıkılma amaçlı birkaç yıl harabe halindeki bekleyişten sonra yenilenen ve Anadolu Meslek Lisesi'ne dönüşen okulun kapısında iniyoruz. İn cin top oynuyor, bereket 6 yılda kim bilir kaç kez geçtiğimiz bahçe kapısı açık. Anneannem okulun tam karşısında oturduğu için mezuniyet sonrası ben pek çok kez gördüm binayı ama özellikle yatılı olan arkadaşlar heyecanlı. İçeri girer girmez de hayal kırıklığı, bahçe bomboş. Sadece birkaç ıhlamur ağacı ve bizim öğrenciliğimizden kalma, gövdesi metrelerce uzamış, dalları göğe bakan bir sedir var. Yıkılan pansiyon binasının yeri toz toprak, zamanımızda paket taşların arasında çimler fışkıran zemine beton dökülmüş, güllerin rengarenk açtığı, sıra sıra çamların yeşerttiği güzelim bahçeyi ara ki bulasın. Ortaokula başladığımız gün ilk teneffüste, hem apartman, hem sıra arkadaşım Filiz'le elele tutuşup bahçeye açılan kapıya yönelmiştik ki kapıda dikilen hademe "Hop nereye?" dedi. "Bahçeyee" diye cevap verdik ilkokuldan çıkma saflığımızla, "Yasak!" dedi, "Bahçeye çıkmak yasak, koridorda eğleşin". Kös kös döndük sınıfa, o günden sonra bahçeyi ancak okul giriş ve çıkışlarında görebildik, zarar vermeyelim diye tüm teneffüsleri koridorlarda ya da sınıfta geçirdik. Vah bize, nerden nereye, bahçe mahçe hak getire, boş bir beton alan, çık çıkabildiğin kadar.
Sonuçta öğrenciliği bitirmiştik, biraz hüzünlensek de hemen merdivenlere yönelip hatıra fotoğrafı çektirmeye koyulduk.
Fotoğrafta ben ilk gün içeri kişkişlendiğim kapının önünde boş bahçeye bakıyorum. Burası protokol kapısı efendim, öğrencilere yassah, öğretmenler ve idareciler giriş yapabilirdi. Biz yan kapıdan yapardık giriş ve çıkışları. Pazartesi ve Cuma günleri Atatürk büstünün (bizim zamanımızda tunç rengiydi) önünde sıraya girer, müzik öğretmeni çakma sarışın Ayten Basriler'in komutuyla İstiklal Marşı'nı söylerdik. Ayten Hanım ellerini köfte yapar gibi birbirine vurarak idare ederdi detone koromuzu. Marş bitince eziyet başlardı. Necla Hanım baş muavinimizin saç, kaş, etek boyu kontrolünden elenebilirsek sınıflara dağılabilirdik. Saç örgülerimiz üç boğumdan kısaysa bir makas darbesiyle teke indirilir, diz kapağının üstüne çıktıysa eteklerimiz cart diye sökülürdü. Rahibelerden tek farkımız boynumuzda haç olmamasıydı. İnsanın kendini güzel olsa bile çirkin hissettiği ergenlik çağında yapılabilecek en büyük kötülüktü sanırım bu kılık-kıyafet eziyeti. O kadar yılmıştım ki bu gereksiz baskıdan, öğretmenlik hayatım boyunca tek bir öğrencimin üstüne başına karışmadım.
Yeterince öğrencilik günlerimizi anıp yeterince fotoğraf çektirince Abbas yolcu dedik ve minibüsümüze binip Ulus'a çevirdik rotamızı. Zamanımız kısıtlı olduğu için ancak iki müze gezme şansları oldu misafirlerimizin, bir grup 2. Meclis'teki Cumhuriyet Müzesi'ni, diğer grup Ziraat Bankası Müzesi'ni gezince Kale'ye doğru yola çıktık.
Kale'de festival vardı ve çok kalabalıktı. Buna rağmen Pirinç Han'daki dükkan sahipleri niyeyse açmamışlardı, Kahve bile kapalıydı, biz de Gramofon Cafe'ye konuşlandık. Aşağıdaki fotolar buradan , hep toplu fotoğraf çekmişiz, mekanın çok fotoğrafı var aslında bende ama Antalya'daki bilgisayarda kalmış.
Kahve, çay, karadut şerbeti içip kalktık, arkadaşlar Koyunpazarı Sokak'taki dükkanlara girip çıktılar, alışveriş yapanlar oldu, sonra Kale kapısından giriş yaptık ve bu kez Museum Cafe'ye yerleştik, meramımız orada yemek yemek ve Ankara'yı kuşbakışı görmekti ama hem çok kalabalıktı hem de haftasonu saat 15.00'e kadar kahvaltı dışında yemek vermiyorlardı. Bizde yorgunluk giderip ayrıldık mekandan.
Kale çıkışı minibüsümüzü beklerken Ankara havaları çalan bir konser ve halk oyunları ekibi vardı, biraz onlara takıldık, sonrasında kalan zamanımızda kısa bir Ankara turu atıp, bir restoranda yemek yedik.
Her güzel şey gibi buluşmamızın da sonuna gelmiştik, arkadaşların dönüş zamanları yaklaşıyordu, misafirhaneye geri döndük, bir saat kadar şamatamızla personelin tekrar başını şişirip vedalaştık dostlarla.
Üç gün boyunca ben çok mutlu oldum, dilerim katılan arkadaşlar da aynı duygulardadır. Bu buluşmanın son olmaması dileğiyle hepsine buradan sevgilerimi yolluyorum, iyi ki varlar, iyi ki icabet ettiler bu güzel davete 💜




















.jpg)











