Çok kötü uyunmuş bir gecenin ertesinde hala sersem gibiyim. Dün bütün gün sırf "Sarı Saruhan" rolündeki Kıvanç Tatlıtuğ'un hatrına "Organize İşler"in dizi olarak çekilmiş üçüncüsünü izledim, saçmalıkta sınır tanımıyordu ama Tatlıtuğ o derece güzel bir oyunculuk sergiliyordu ki sadece onu seyretmek bile harcadığım zamana değdi.
Akşam yatmaya giderken babamı andık, yaşı ilerlediğinde saat 22.00 oldu mu bir dakika durmaz, "Zatım yatmak yapıyor" diyerek oturduğu yerden kalkar ve evin içinde kim varsa tek tek "İyi geceler" demeden de yatağa girmezdi. Bunları düşünerek ve biraz hüzünlenerek girdim ben de yatağa. Annemle babamın senelerce oturduğu bir evde uzun süre kalınca onları neredeyse her gün anmamak mümkün değil. Eşyalarda, duvardaki resimlerde, mutfaktaki inatla kendisinin döşediği şakülü kaymış fayanslarda (tamirat konusundaki inadı meşhurdu zira), annem çok sevdiği için atamadığım solmuş yapma çiçeklerde, radyatörün üstünde duran babamın el emeği eski İstanbul evi maketinde, modası geçmiş TV sehpasında, yılların battaniyelerinde, annemin altındaki kanepeye oturup bir yandan dantel örerken bir yandan dizi izlediği artık yakmadığımız floresan lambada, babamın çerçeveye dönüştürdüğü eski bir saatte (ki onu dün sonunda atabildim, zira elime her aldığımda bir parçası düşüyordu) ve daha pek çok şeyde hep onları görüyorum, anıyorum. Sanıyorum bu duyguyla yatınca da uyuyamadım. Baktım olmuyor dönüp duruyorum, laptopu açtım, MUBİ'de yayını başlayan, geçen yıl Altın Portakal Festivali'nde birinci olan ama bilet bulamadığım "Tavşan İmparatorluğu"nu izlemeye başladım. Ağır tempolu, karanlık ve ruhu yoran bir filmdi. Konu ve amaç iyi olsa da izlemesi zor olunca yarıda kapattım ama yine uyuyamadım. Dön baba dönelim derken fasılalı olarak uyana uyuya sabahı ettim. Filmin kalan kısmını da sabah izleyip sersem sepelek kalktım. Balkona çıkar çıkmaz önce caddeden akan araba seli karşıladı beni, ardından kuşlar:
Kocam Bey bunları bulgura alıştırdı ya, daha perde kıpırdarken mahallenin neredeyse tüm kuşları gelip "Haydi kahvaltımız nerede?" diyor. Üç çeşit güvercin var; alacalı, açık renkli ve en çok görülen boynu hareliler. En edepsizleri alacalı olanlar, Kolajda en alttaki ikilinin sağda duranının adı Tramp, oldukça tombalak, bir ayağı da aksak, hepsinin reisi sanki, kavgacı mı kavgacı. Kesin diğer kuşlarla dalaşırken sakatladı ayağını. Arada bir kumrular geliyor güvercin kalabalığına, bir kanat darbesiyle alaşağı ediyorlar garibanları. Bir haftada iki kilo bulgur bitirdi oburlar, Japon balığı gibiler doyduklarını bilmiyorlar.
Sevgili kaptanımız Lesliyan 24 Ekim itibarıyla yeni bir birlikte yazma etkinliği başlatıyor bloglarda. Bana çok iyi gelen bir etkinlik bu, haydi siz de açıklama için Mindmills isimli blogu okuyup aramıza katılınız.
Yeni haftanız güneşli ve güzel gelsin...

























