Güneş bugün yine küstü bize, bulutlar tepemizde, hatta fırtına uyarısı var ama henüz yaprak kımıldamadı, bakalım bekliyoruz.
Perşembe akşamı mutfakta bir şeylerle uğraşırken yengem (büyük dayımın ilk eşi) telefonla aramış beni, duymamışım, fark ettiğimde çok geç olmuştu, yarın ararım deyip yattım. Uzun zamandır ilk kez geceyarısını geçmişti yatağa girdiğimde. Uykumun arasında Mahur Beste çalmaya başladı, bu benim telefon zilim. Zifiri karanlıkta yataktan nasıl fırlayıp şifonyere ulaştım bilmiyorum. Ödüm koptu, zira telefonun saati sabahın 5'ini gösteriyordu, o saatte gelen telefon da hayrına gelmez. Arayan kim? Akşam geri dönemediğim yengem yine. Kendisiyle çok seyrek telefonda görüşürüz ve bana vereceği kötü bir haber olamaz. O yüzden koydum telefonu yerine, bari kalkmışken su içeyim diye mutfağa yöneldim. Ben daha suyu doldurmadan Mahur Beste kendini yeniledi. "Aman be yenge kendim ölmüş olsam bile açmayacağım" diyerek girdim yatağa ve bir daha da uyuyamadım. Storytel dinleyip tablette şeker patlatarak sabahı ettim.
Yataktan çıkıp hayata karıştığımda tam anlamıyla bir galon içmiş akşamdan kalmalar gibiydim. Ortalığı toparlayıp kahvaltımı yaptım ve derken bingo, yine Mahur Beste, yine yengem. Bu defa açtım tabii ki. "Yavrucuğum neredesin?" dedi. Dedim "Sen beni sabah 5'te aradın". "Yaa evet kusura bakma uyanınca sabah oldu sandım" diye cevapladı. Gecenin karanlığında nasıl sabah oldu onu da anlamadım ya, yaşına verdim, "Canın sağolsun" diye gönlünü aldım. "Hayrola?" dedim sonra, meğerse çekmeceleri düzenlerken annemin hamile iken ona lohusalığında giysin diye ördüğü lizözü bulmuş, onu söyleyecekmiş. Haklı, bunca önemli haber sabahın 5'inde bile verilebilir, ertelenirse güncelliğini yitirir 😂 İlerlemiş yaşına rağmen hayata bakışı güzel, hâlâ bakımlı, kimseyi incitmeyen naif yengemle uzun bir konuşma yapıp telefonu kapattığımda da hala ayılamamıştım. Öğleden sonra gözümü açamayacak hale geldiğimde hiç sevmememe rağmen biraz kestirmeye karar verdim. Lakin dostlar yengeler cumhuriyeti beni uyutmama konusunda bilinçaltı bir ortaklık geliştirmiş olacaklar ki uykumun en derin yerinde yine Mahur Beste ile uyandırıldım. Bu seferki de bir başka yenge idi ve ben o kadar kızmıştım ki, bu telefona da cevap vermedim ama uykuya da devam edemedim.
Bugün Ayfer Tunç Antalya'da, Başka Ol isimli kitabevinde okurlarıyla buluşacaktı, on gün öncesinden ajandama not aldığım halde canım gitmek istemedi. Hem hava kapalı idi, hem de salonun çok kalabalık olacağını tahmin ettiğim için niyet etmedim. Nitekim az evvel arayan arkadaşım kalabalıktan içeri giremediklerini söyledi. Ayfer Tunç'un kitaplarını ilk okuyanlardanım, uyacak mi bu tabir bilmem ama kendisini portakalda vitaminken keşfetmiştim. Hatta artık kapanmış olan Ankara Bilim ve Sanat Kitabevi'ndeki bir imza gününde uzun uzun sohbet etmişliğim de var. O zamanlar "Bir Maniniz Yoksa" yeni çıkmıştı ve salon epey tenha idi. Yıllar içinde yazar çok tanındı, ben de çıkan her kitabını okudum. Yeni kitaplarını okumaya da her daim talibim.
Bu sabah durmadan ödül alan "Gündüz Apollon Gece Athena" filmini izledim Mubi'de. Ödül alan filmler ve kitaplarla yıldızım bir türlü barışmıyor benim, ya ben aşırı seçiciyim, ya film ve kitaptan anlamıyorum. Bir diğer seçenek de jürilerin tuhaflığı olabilir ki bence c şıkkı 😂
Bir cumartesi yazısını da böylece bitirirken şu aşağıdaki fotoğraftakinin zamanının yavaştan geldiğini ve görenlerin insaniyet namına bana fotoğrafını yollamasını rica ederim. Kalın sağlıcakla...



















