Bulanık, puslu, paça çorbası (hiç sevmem de 😂) gibi bir güne uyandık. Arada bir iki sarı ışık yollayan güneş sonunda "Bana müsaade" deyip ayrıldı. Ruh hissiyatım ve beden sağlığım hava durumuna ayarlı olduğu için hem içim sıkılıyor, hem de belim ve civarı ağrıyor. Bugünü tembelliğe ayırdım diyerek öğleye kadar bir fasıl uzandım, uzandığım yerde yeni yüklediğim Royal Kingdom oyununu oynadım tablette. Sonra başım ağrıdı ve düşündüm ki öğleni atlasak da akşama yemek yemek lazım. Ani bir mutfak aşkıyla canlandım. Baktım buzlukta bir miktar kuşbaşı var, kuru fasulye de mevcut, eh pilav yapacak pirinç de bekliyor kavanozda. "Ne duruyorsun helva yapsanaa, helva yapsanaa" diyerekten işe giriştim. Tabii ki helva yapmadım, zaten onu da sevmem. Acilen fasulyeleri ıslatıp haşladım etler biraz çözülene kadar, sonra attım düdüklüye. Pilavı da demledim. Ardından dedim ki, bu yemek yarına da kalsın, güneş çıkarsa ben de dışarı çıkarım belki, o zaman yanına bir de çorba, en kolayından, haşla mercimeği, sok içine blenderi, bızzt, koy yağını, suyunu, kıs altını, gir içeri kitabını oku, oh mis 😂 Bütün bunları yaparken de "Oblomov"un son bölümlerini dinleyip sonunda bitirdim, ne Oblomov'muş, 20 saat sürdü.
Tableti şarja takıp kitabı elime aldım. Dün başlamıştım, "Kara Eylül". Güzeldi, az evvel bitirdim onu da. Özellikle sona doğru iyice ilgimi çekti, kahramanımız 12 yaşında, yazlıkta tanıdığı zengin komşu kızıyla ilk aşk denemelerini yapıyor, müzik dinliyor, dans ediyor, ara sıra pek gönüllü olmasa da babasıyla tekne turuna çıkıyor ve kitap sona yaklaşırken 1972 Münih Olimpiyatları başlıyor. Kitap ismini oradan alıyor zaten, "Kara Eylül". Bu ismi taşıyan Filistinli silahlı militan grup olimpiyat köyünü basıp İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutsakların serbest bırakılmasını istiyor. İki İsrailli sporcu ilk baskında hayatını kaybediyor, 9 İsrailli sporcu rehin alınıyor, ancak havaalanında Alman polisinin yaptığı müdahale sonucu hem sporcular, hem Filistinli örgüt mensupları ölüyor. Kitabın ana konusu bu değil ama romanın gidişatı nedeniyle bahsediliyor. Bu olayın yaşandığı olimpiyatlar sırasında lisedeydim. Nedense kafamda bu saldırıyı başka bir olimpiyat yılıyla bağdaştırmışım. Benim aklımda kalan Mark Spitz'in yüzme dalında aldığı 7 madalya. Bir de İtalyan kadın yüzücü Novella Calligaris. Çünkü ergendim, çünkü Mark Spitz çok yakışıklıydı, çünkü Uğur Dündar çok genç bir TV sunucusuydu ve olimpiyatları o sunuyordu. Hatta "performans" sözcüğünü spor diline o sokmuştu, r'yi hafiften yumuşatıp "ğ" ye dönüştürerek "peğfoğmans" deyişi bile pek hoşumuza gidiyordu. Ayrıca çok yakışıklıydı, Mithatpaşa Caddesi'ndeki bir binanın bodrum katında bulunan TV Stüdyosu'ndan çıktığında bazen yolda karşılaşırdık. Ergendik ya, o bizi görmese de sevinirdik 😂 Şimdilerde Allah sahibine bağışlasın 😂 Novella Calligaris de sanırım isminin müzikalitesi nedeniyle zihnimde yer etmiş, novellanın kısa roman ya da uzun hikaye anlamında da kullanıldığını çok sonra öğrenecektim tabii ki.
"Oblomov" bitti, kitap bitti, hatta yeni bir kitaba başlamaya niyet edip raftan çıkardım: "Geriye Kalan Kadın/Rene Karabash". Gelgelim gün bitmedi, bitmediği gibi bulutlar da gitmedi. Beni yazmak paklar deyip oturdum bilgisayara, yazı bile bitecek hala akşam olamadı. Ne uzun günmüş. Bari gidip kendime bir dizi bulayım. Güneşli günlere, Çarli ellerinizden öper...














.jpg)

