.

.
.

8 Mart 2026 Pazar

RESET 11 / ERİŞTİ NEV BAHAR EYYAMI

Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde emeğe ara verip gezmeye gittim. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm, Kaleiçi'ne daldım, oradan Karaalioğlu Parkı'na geçtim, parkta karşıma bunlar çıktı:

 
Asırlık çitlembik ağacının yanıbaşındaki çok sevdiğim Don Kişot heykeli 1999'daki Taş Heykel Sempozyumu'nda Cahvar Göktaş tarafından yapılmış, o zamandan bu yana sırtını Akdeniz'e vermiş, çitlembikle dertleşip durur. Niyetleri değirmenlere savaş açmak ama ikisinin de ayakları bağlı ne yazık. Karaalioğlu Parkı'nın bulunduğu alan eskiden çok sayıda çitlembik (menengiç, çedene de denir) ağacının olduğu bir mesire yeri imiş. 1975'de kamp amaçlı ilk kez Antalya'ya geldiğimizda parkı görünce büyülenmiştik bozkır insanları olarak, Cennet gibiydi, şimdilerde ya gözümüz alıştı ya da başka parkların gölgesinde kaldı.

 
Hıdırlık Kulesi. Kule ve etrafı bir süredir restorasyonda idi. Antalya'ya yerleştiğimiz yıllarda ön tarafta gördüğünüz alanda bir çay bahçesi vardı, en sevdiğim türden. Damalı masa örtüleri ve tahta sandalyeleri olan, üzeri bez branda ile kaplı, Akdeniz'e ve Bey Dağları'na nazır. Karşı tarafında da bir mini Lunapark. Oğlum küçükken pazar günleri mutlaka parka gelirdik. Önce Lunapark'ta onu biraz eğler, sonra çay bahçesinde oturur, bir semaver getirtir, denizin keyfini çıkarırdık. Sonra o çay bahçesi yıkıldı, yeri bir süre boş kaldı. Meğer altı boydan boya arkeolojik kalıntılarla doluymuş. Epeydir kazılar devam ediyordu. Şimdilerde bitmiş ama etrafı hala tahta perde ile çevrili. Zemindeki ahşap kısım seyir terası mı olacak, kalıntılar camekan ardına mı alındı, onu çözemedim. Bir bilene sormalı.

Çarşaf gibi serilmiş denize, tepeleri karlı Toroslar'a baka baka park içindeki kültür merkezinde kadınların resimlerinden oluşan bir sergiye ulaştım. "Bir Kadın, Bir Yolculuk/Kalemden Fırçaya" adını taşıyan sergideki resimler konuk evinde kalan kadınların yazdığı mektuplardan hareketle resmedilmiş. Bazılarını özellikle çok beğendim. Sergi sonrası arkadaşlarla buluşup bir miktar deniz havası aldık. Sonra yine yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. 

Ben görmeyeli bahar gelmiş bile, ağaç-çiçek coşmuş da coşmuş:

 
Limon çiçeklerinin güzelliği, bir de kokusunu aktarabilsem...
 
 
Bazı ağaçlar henüz yapraklanmamış ama eteğindeki çiçekler (sanırım isimleri çivit otu) sarıya boyamış falezleri.

O kadar çok yürüdüm ki dönüşte gücüm kalmadı, malum dizler netameli, bir otobüs bulup attık kendimizi.

Reset ya serinin adı, benim ev coştu reset üstüne reset. Bulaşık makinesini kökten resetleyip sen sağ, ben selamet yaptık da üstüne ocak koymak zorunluluğu vardı, zira rahmetli ocaklı bulaşık makinesi idi. Eh ocak da aldık almasına, işte ona da reset gerekti. Yeni nesil ocaklar doğal gaza uyumlu imiş, tüp için dönüşüm yapılması gerekiyormuş. Bizimki de dönüştürülmüş ama arkadaşlar bir yanıyor, sanırsınız şenlik ateşi. Koy kazanı üstüne pekmez kaynat, o derece. Bilirkişi olarak oğluma danıştım, onun ayarlanması gerekir, ara servisi kısıklık ayarı yapsınlar dedi. Dedi demesine de servisi ara ki bulasın. "Been Bilge, sorununuz nedir?" diyen bir robotik ses, bilgisayar ne anlar dertten dostlar. Başaramadım randevu almayı, neyse aldığımız firma aracılığı ile hallettik, montaj ekibinin toramanı geldi. "Apla sorun tüpünüzde, dedantörü değiştirin" dedi gitti. Peki, gel tüpçü. Geldi, dedantörü taktı, 5 lira fazla verdik kırmızı oldu hem de 😂 Fakat şenlik ateşinde değişen bir şey yok, pekmez bulamazsan kazanda salça kaynat. Reset üstüne reset, sonuç aynı. Servise yine ulaşım yok, yollar tıkalı. Sonunda oğlum ne etti etti, başardı. Bu sefer farklı bir eleman geldi. Ocak düğmelerini sırayla çıkarıp tornavida ile birtakım işlemler yaptı ve bingo. Bu sefer alevleri resetlemeyi başardık. Normale döndürdük. Nasrettin Hoca hesabı "Ay kuyudan çıktı da, ... de ne çekti" 😂

Kaptaan "Reset" dedin, benim eşyalar fırsat beklermiş 😂 Umarım bu sondur. Bir reset de Trump'a yapsalar da pambık gibi olup herkese çiçekler dağıtsa. Yeni haftanız barış getirsin pek umudum olmasa da...
 
Arif Sami Toker'in Nihavend makamındaki bestesiyle Nedim'in dizelerini çok sevdiğim bir sanatçı, Güzin Değişmez seslendirsin:

Günün kitabı: Çit Kuşu/Anne Enright
Günün filmi: Downton Abbey-The Grand Finale
Günün Spotfy dinlemesi: Unufak/Rober Koptaş FrogPrince podcast
Günün dizisi: Vladimir/Netflix




5 Mart 2026 Perşembe

RESET 10 / BENİM GÖNLÜM BİR KELEBEK

Yanılmıyorsam üniversiteye hazırlık kursuna gidiyordum. Sıkışık tepişik bir otobüste, güç bela bir yerlere tutunarak Kızılay'dan eve dönmeye çalışırken oturduğu koltukta kitabını okuyan bir genç çekmişti dikkatimi. Daha doğrusu genç değil de, elindeki kitaptı dikkatimi çeken, karikatürümsü bir kapakta yazan isim şuydu: "Dünya Poturunu Çıkarıyor/Nikolay Haytov". Bulgar bir yazarın öyküleri olduğunu iki-üç yıl sonra Bilgi Yayınevi'nin labirentimsi loş kitabevinde standlardan birinde görünce öğrenmiştim, kitabı okumak kısmet olmasa da sonradan kitabın adını taşıyan öyküye bir yerlerde denk gelmiştim. Küçük bir kasabada yemeni, çarık yapan esnafın işleri hazır ayakkabı satan bir tüccarın kasabaya gelmesiyle bozulur. Herkes çarığı, poturu (potur, dizkapağına kadar geniş, dizden aşağısı arkadan büzgüyle daralan bir tür pantolon) çıkarıp ayakkabı giymeye başlar. Kazançları azalan çarıkçılar başbaşa verip ayakkabıcıyı dereye atmaya karar verirler. Ali adında yaşlı bir Türk bu gençleri karşısına alıp "Ustalar" der, "iş kundurada, ayakkabıda değil, tüccarı dereye atsanız da nafile. Dünya çarığını, poturunu çıkarıyorsa buna karşı koyamazsınız, sizin de uymanız gerek. Yemeniyi, çarığı bırakıp ayakkabı yapmayı öğrenin".

Şu günlerde sık sık aklıma geliyor bu öykü. Dünya poturunu çıkaralı çok oldu, ayakkabıya bile güle güle diyecek yakında. Her şey dijitalleşti, yapay zeka kol geziyor, savaşlar bile dijitale döndü. Nerede o eski savaşlar, mehteran bölüğü ile gidilip küffara kılıçla saldırılan meydan muharebeleri diyeceğim de işi sulandırmış olacağım. Lakin biz cemreler düşsün diye beklerken ülkelerin tepesine bombalar, füzeler düşüyor, hatta dün bir tanesi de bilmem yanlışlıkla, bilmem bilerek Hatay'ı hedef aldı. Bir delinin kuyuya attığı taşı on akıllı çıkaramıyor. Bir yandan öğrenciler öğretmenlerini öldürüyor, kadın-çocuk cesetleri kıyıya vuruyor, savaşla iyice darmadağın olacak ekonomiden bahsetmiyorum bile. Bir dramın içinde el yordamıyla yaşamaya çalışıyoruz. Bizim kuşağın hayat akışı ütopyadan distopyaya evriliyor giderek. Bireysel hayatımızdaki özel dertler, sıkıntılar da cabası. Dün dünya e ülke  gündeminin ağırlığı yetmezmiş gibi bulaşık makinesi de "İki şekerli bir sade, haydi bana müsaade" deyince iyice sinirim zıpladı. Tamir mi, depoda duran annemin makinesini getirmek mi seçeneklerinin her birine eksi koyarak ne yapsak diye düşünürken o sinirle balkona çıktım. Çıkar çıkmaz gözümün önünden üzerinde birkaç siyah benek olan bembeyaz bir kelebek geçiverdi. "Ayy" demişim, "hoşgeldin güzellik, beni yatıştırmaya mı geldin sen?". "Evet" diyemedi haliyle ama neredeyse 15 dakika kadar bana balkonda adeta bale yaptı. Roka saksısının üstüne bir konup bir kalkışını ağzım açık, Kemal Sunal görüntüsüyle izledim de izledim. Öbür pencerenin önünde çiçek açmış bir sardunya varken inatla rokaların üstüne konup kalktı, muhtemel ki Egeli bir kelebekti bu 🦋

Burada biraz güveye benzemiş ama kanatları açıkken çok güzeldi, o vaziyette çekemedim, çok hareketliydi. Ne olursa olsun neşemi biraz yerine getirdi ziyareti.

Emektar bulaşık makinesine gelince, evet yazının başlığına uyumlu olarak resetliyoruz efendim. Önce tamire yolladık, sonra cayıp yenisini almaya karar verdik. 90'lık insanları estetiğe yollasan ne olursa 30'luk bulaşık makinesi de benzer bir şey olur dedik. Emektarı tamirciye bağışladık, birazdan servis gelecek ve aldığımız makineyi monte edecek, akşama da siftahı yaparız umarım. Serinin sonuna yaklaşırken bu reset tam reset oldu 😂
 
Bitirirken başlıktaki şarkıyı Dilek Türkan'ın sesinden dinleyelim mi? Sadece şarkı değil, bestecisi Refik Fersan ile ilgili hoş bir anekdot da var videoda: Benim Gönlüm Bir Kelebek
 
Füruzanseverler için de şu linki bırakayım ilginizi çekerse

Günün kitabı: Geri Verilen Kız/Donatella di Pietrantonio
Günün dizisi: Blossoms Shangai
Storytel dinlemesi: Güzel Filmler Çabuk Biter/Volkan Sönmez
 


3 Mart 2026 Salı

RESET 9 / DÜŞENİN DOSTU OLMAZ

Birlikte yazma serimizin başlığının "Reset" olması benim evde birtakım şeyleri harekete geçirdi. Gün geçmiyor ki ya bünyede ya evde bir şey "Beni resetleee!" diye çığlıklar atmasın. Dün bir arkadaşımı iftara davet etmiştim, yemekten sonra da birlikte tiyatroya gidecektik. Günün başlangıcında her şey yolundaydı. Her zaman yapmadığım bir menüye karar verdim arkadaşım seviyor diye. Kestaneli, bademli pilav, ayva tatlısı sofranın spesiyaliydi. Hepsini sabahtan hallettim. Çorbayı yaptım, eti pişirdim, salata malzemelerini hazırladım, hatta sofrayı kurdum. Bulaşık makinesini de çalıştırınca kendime kocaman bir "Aferin" çekip odaya geçtim, internette gezinmeye başladım. Derken tansiyon ilacımı içmediğimi hatırladım, odadan dışarı çıkmamla birlikte öyle bir kaydım ki, kendimi havayla zemin arasında bir yerde sörf yaparken buldum. İçimden "Ne olur dizlerimin üstüne düşmeyim" derken neyse ki küt diye oturdum. Niye düştüğümü anlamadım zira bir kayma sözkonusu idi ve neden kaymıştım onu çözemedim. Sağımı solumu yoklarken üstümün başımın ıslandığını farkettim. Meğerse hain bulaşık makinesi suyu almış ama çalışmaya başlamamış, içinde bekleyen su kapaktan sızıntı yaparak mutfaktan antreye doğru yol almış, haliyle halı ıslanmış ve ne de olsa deterjanlı ve yağ kalıntıları taşıyan su kayganlığı arttırmış. Olayın sebebini anladım, fazla hasar almadığımı da tesbit ettim, iş geldi en zor kısma. Nasıl kalkacaktım? Protez dizlerin gündelik hayattaki en büyük handikapı yere oturamamak, kazara oturursan da kalkamamak. Tersine dönmüş hamam böceği gibi bir müddet debelendim. Sonra ayakkabılığa ve kapının kenarına tutunarak kendimi zar zor ayağa kaldırdım. Mutfağa gittim ki ne göreyim, her yer göl. Ama önce tepeden tırnağa üstümü değiştirdim, sonra vileda, paspas, yer bezi üçlüsüyle suları temizlemeye başladım. Önce çok sinirliydim, sonra "Aman be at yıkılır, adam ölür, birazcık su da mı dert" diyerek babamın kulağını çınlattım."Şarkı mı söylesem, sakinleşirim" dedim ve başladım hüzzam makamından: "Şu göğsüm yırtılıp baksan/Dikenler hangi güldendir". Bir yandan daha ağır bir şey bulamadın mı diye gülüp, bir yandan da rahmetli Cevdet Çağla'ya selam yolladım. Şarkı bittiğinde yerler nisbeten temizlenmişti. Bulaşıkları da tezgahın üstüne yığıp elimde yıkadım. Antalya'da şehrin su boruları değişiyor, o nedenle tazyik çok az, muhtemelen benim makinenin canına okuyan da bu durum, elde bulaşık yıkarken bile zorlandım ip gibi akan suyla.

Peki terbiyesiz bulaşık makinesi bunu bana neden yapmıştı? Sağını solunu kurcalarken içindeki suyu boşaltmayı başardım ama işlemin sonrası devam etmiyordu. O esnada Kocam Bey geldi ve yan apartmandaki tamirciyi çağırdı. Adam tipik tamirci refleksiyle "Ben sana bu makine eskidi diyorum abla, yenileyeceksin bunu" diyerek girdi mutfağa. "Benim eski şimdiki yenileri döver" desem de kendim de inanmadım esasen, mal meydanda zira. Neyse adam makineyi sarstı, salladı, bir miktan su da alt kısımdan boşaldı. Su almaya da başladı ama nasıl nazlı, ağlaya ağlaya giderim diyen gelin gibi. Su alma işlemi çok uzun sürünce tamirci "Beni dükkanda bekleyen var, yarın getirin de iyice bir bakayım" diyerek kaçtı. İftar yakın, misafir gelecek, o akşamlık saldım çayıra makineyi. Derken iftar zamanı geldi, yemeği yedik, bulaşıkları alelacele tezgaha yığıp tiyatroya yollandık. İşte bu kısım çok güzeldi.

Nedim Saban'ın kurduğu Tiyatro Kare'nin "Konken Partisi" isimli oyununu izledik. İki tecrübeli oyuncu Melek Baykal ve Mehmet Atay oynamadılar yaşadılar adeta, hele de Melek Baykal, hayran oldum. Çok keyifle izledik, çok güldük ve bazı dersler de çıkardık.

O kadar doymuş hislerle ayrıldım ki salondan gündüzki bulaşık makinesi faciasını bile unuttum. Tabii ki eve gelince hatırlamamak mümkün olmadı, bulaşıklar yığıldıkları tezgahta dönüşümü bekliyordu. Bir an elde yıkamayı düşündüm ama belki çalışır düşüncesiyle makineye doldurdum, düğmeye baştım ve "Bingo!". Çalıştı kerata ama  işte erenlerin sağı solu belli olmuyor, bir dahakine ne yapar meçhul. Birkaç deneme daha yapalım, olmadı RESET!

Başlıktaki şarkıyı Emel Sayın söylesin: Düşenin Dostu Olmaz

Günün kitabı: Çatı Katı devam (Bu ara yine okuma hızım yerlerde)
Günün filmi: Fargo/Joel Cohen
Günün Storytel dinlemesi: Büyük Umutlar/Charles Dickens


1 Mart 2026 Pazar

RESET 8 / PENCEREMDE BİR KUMRU SESİ

Ayı resetledik yarabbi şükür, kısacık Şubat bitmez olduydu. Mart, Kasım'la birlikte en sevmediğim aylardandır ama Şubat da yettiydi yani, yetmekle kalmadı son günlerine bir de savaş sıkıştırdı.. Mart hayırlar getire. Eskiler "Mart ayı dert ayı" derlerdi, biraz ekim dikim olaylarından, biraz da 80'li yılların sonuna kadar 1 Mart'ın mali yılbaşı kabul edilmesinden ve hesap kitap işlerinin yoğunlaşmasından kaynaklanan dertlerdi bunlar. Şimdi mali yılbaşı da, takvim yılbaşısı da aynı gün.

Ayı resetlerken ani bir kararla çaydanlığımı da resetledim arkadaşlar, gülmeyin. Çaydanlık duruyor, ben onu fabrika ayarlarına döndürdüm. Aslında tam döndüremedim ama bu kadarı da bir şeydir. Antalya'nın suyunun ne kadar kireçli olduğunu tahmin edemezsiniz. Çaydanlığımın dibinde Pamukkale travertenleri oluşmaya başlamıştı. Elektrikli çaydanlık kullanıyorum, düğmesine bastığım anda kendimi istasyonda hissediyordum. Trenimiz ufaktan tıslayarak harekete geçiyor, sonra tekerler dönmeye başlıyor ve düdük çala çala yola çıkıyordu. Kireç tabakasını çözmeye çözeceğim de bu defa da çay bulanık oluyor. Sonunda istasyonu kapatmaya karar verdim, zira Pamukkale travertenleri kaynamayı geciktirip elektrik parasını da arttırıyordu. Kireç çözücü kullanmak istemediğim için yarıya kadar beyaz sirke, üstüne de iki dolu kaşık limon tuzu atıp kaynamaya bıraktım. Epeyce bir kaynadıktan sonra temizledim. Tam anlamıyla fabrika ayarlarına dönemese de çayı bulandırmayacak kadar çok, kaynamayı da zorlaştırmayacak kadar az kireç kalıntısıyla işlemi bitirdim. Bizim böbrekler ne durumda, o konuyu düşünmemeyi tercih ettim.

Her sabah kumrulara ve serçelere restoran hizmeti verdiğimden bahsetmiştim. Önce haşlanmış buğday verip damak zevklerini arşa çıkarttım kerataların. Sonra buğday bitti, ince bulgurla devam ettim ama koca gagalara ince bulgur zor geliyordu. Kocam Bey gidip pilavlık bulgur aldı, onu sevdiler. Dün bulgurum dibini görünce kendisini tekrar markete yollayıp evlatlık kuşlarımıza bulgur almasını söyledim. Adam elinde en pahalı marka bulgurla geldi. Kuş değil şehzade besliyoruz sanki. Her sabah balkonun denizliğine döküp mahalle kumrularının ve serçelerinin hayır duasını alıyor muyum acaba 😂İki çeşit kumru var, bazıları açık renkli, tombul ve boyunları güvercin gibi halkalı. Bir türü de Etyopya'dan gelmiş gibi, zayıfcık, daha koyu renkli ve biraz güçsüz. Bu şerefsiz tombullar zayıfları kanatlarıyla itip balkondan aşağı gönderiyorlar. Resmen kumrular değil kurtlar sofrasına dönüyor benim balkon. Garibanlar önce kıyın kıyın yanaşıyorlar, fırsat buldukları anda bulgura yöneliyorlar ama tombalak gelip bir kanat darbesi vurup kovalıyor. Elimden gelse döveceğim yemek verdiğim hayvanları 😄 Bu tombalaklar doyunca uzaklaşıyorlar, ancak o zaman öbür tür gelip nemalanıyor. Bir de serçeler var ki küçük ama üçbuçuklar. Çok uyanıklar, pırr konuyorlar, kanatlarıyla bulgurları aşağı savuruyorlar, sonra da yerde karınlarını doyuruyorlar. Geçen yıl Arap bülbülleri de konuk oluyordu soframıza ama bu yıl hiç uğramadılar, belki de göçmen kuştur, ancak gelecektir. Hasılı her sabah bir şenlik var benim balkonda:

Yazıyı Ezgi'nin Günlüğünden başlıktaki şarkıyı dinleyerek bitirelim:

KUMRULU ŞARKI

Sözler Orhan Veli Kanık'ın

Günün kitabı: Çatı Katı devam
Günün filmi: Baba, Anne, Kız Kardeş, Erkek Kardeş/Jim Jarmush
Storytel dinlemesi: Acımak/Reşat Nuri Güntekin

26 Şubat 2026 Perşembe

RESET 7 / BİR O YANA, BİR BU YANA YATMA ŞAŞKIN

Bir önceki yazımda resetlik bir şey bulamamıştım, bugün evren al dedi, resetle dur 😂

Dün sizlerin Bilgeninannesi adıyla bildiğiniz Sevdoş bana mesaj attı. Satın aldığı plağı yanlışlıkla benim adrese göndermiş, bunu ben de yapıyorum bazen. Özellikle Amazon'da son aldığım ürünün gideceği yer farklı ise bazen kendime diye oraya yolluyorum, sonra iadeyle uğraşıyorum. Her neyse oluyor yani arada, yazın gelirken getirmemi söyledi ama ben güldüm tabii ki, kızcağızın bu ara ilgi alanı plaklar, dinlemek için yazı mı beklesin. Ben sana transfer ederim gelince dedim. Nitekim az sonra artık kanka olduğumuz kargoculardan biri aradı, "Aplaa, evdeysen poşet salla" diye. Asansörsüz bir apartmanın 3. katında yaşadığımız için insanları yormamak adına aşağıya poşet sallıyorum eski zamanların mahalle teyzeleri gibi. Salladık poşeti aldık plağı, koyduk kenara.

Derken gün bugün oldu, dışarda hallolacak bazı işlerimiz, sonrasında da pazar alışverişimiz vardı, çıktık. İlk işim hemen köşedeki PTT şubesine girmek oldu. İki farklı kağıda alıcı ve göndericinin adres ve telefonlarını yazmıştım, görevli hanıma verdim. Tanış olduk zaten gide gele, emekli indirimi de yapıyor bana. İşlemi halletti, hatta arzum üzerine "Kırılır" post-iti de yapıştırdı. Sevda'nın yanlış işlemini resetlemiş olarak çıktım. Bir sonraki durak banka şubesi oldu. Hem benim, hem Kocam Bey'in mobil banka uygulamamız var ama ne hikmetse promosyon işlemini ben telefondan hallettim, Kocam Bey'i illa ki şubeye davet ettiler. Emir büyük yerden dedik gittik, o işi de kotardık. Hava güneşli ama nasıl esiyor anlatamam, tipik Antalya poyrazı ve ayazı. Fena halde üşüttü. Tam evde oturup, pencereden giren güneşle ısınmalık hava, aklı olan çıkmaz, demek ki bizde yok. 

Son icraat olarak semt pazarına gitmek vardı, yolda telefonum çaldı, bir arkadaşım aradı. Konuşmayı bitirip kapatırken bir baktım PTT'den mesaj. Leylak Dalı Hanım, Sevda Hanım size bir kargo yolluyor. Buyrun buradan yakın, yahu tam tersi olacaktı. Sanırım ya görevli oruç tutuyor ya da oruç görevliyi tutuyor, bilemedim belki de oruç değil, aklı başka yerde. Aynı numara da iki kere yenmez yani, haydi bir reset daha. Kocam Bey'e dedim, "Sen pazara, ben saat 3 olmadan PTT'ye, seni bulurum pazar yerinde". Saatin 3 olmasına 5 dakika var, koş babam koş. Çünkü üçte merkezden görevli gelip o günkü kargoları topluyor. Ter içinde ulaştım şubeye, Allahtan gitmemiş kargolar ama çuvallanmış. Şaşkın kız hatasını anlayınca çok üzüldü, neredeyse saçını başını yolacak. "Yahu sakin ol, olur böyle şeyler, herkes hata yapar, önemli olan fark etmemdi". Merkezi aradı, kargoyu iptal ettirdi, çuvalı açtı, plak bulundu, adresler değiştirildi ve tekrar çuvala girdi. Özür üstüne özür dilendi tekrar, hakkımı helal etmem istendi, aman ya dedim, ne hassaslık bu, başka biri olsa beni suçlar üste çıkardı. Neyse ikinci reseti de yaptık, yarın kargocunun "Aplaa, poşet salla" diyerek aynı plağı tekrar getirmesinden kurtardık 😂 Sevdoşcum, bu da böyle bir anımız olsun 😊

Pazara döndüm, Kocam Bey'i buldum, üç-beş bir şeyler aldık, ilk öğretmenlik yıllarımızdan bir öğrencimiz "Ay hocalarım" diyerek yolumuzu kesti. Övünmek gibi olmasın ama bana "Hiç değişmemişsiniz hocam" dedi, kendisine 100 üstünden 100 vermek isterdim ama yazılı yapma imkanı bulamadım, ikimizin eli de doluydu 😂 Sonra üşüye üşüye eve dönerken şunu gördüm:

Açtığı yetmemiş bir de yapraklanmış şapşik 💮 Bunu görünce Aziz Nesin'in "Arkadaşım Badem Ağacı" şiirini ekleyesim geldi şuracığa:

Sen ağaçların aptalı 
Ben insanların 
Seni kandırır havalar 
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış.. 
Açarsın çiçeklerini .. 
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü... 
Bir güler yüz bir tatlı söz.. 
Açarım yüreğimi hemen 
Yemişe durmadan çarpar seni karayel 
Beni karasevda 
Hemde bilerek kandırıldığımızı 
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza 
Ko desinler bize şaşkın 
Sonu gelmesede hiç bir aşkın 
Açalım yine de çiçeklerimizi 
Senden yanayım arkadaşım 
Havanı bulunca aç çiçeklerini 
Nasıl açıyorsam yüreğimi 
Belki bu kez kış olmaz 
Bakarsın sevdan düş olmaz 
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama 
Vur kendini sen de bu güzel havaya 
Vurun siz de kendinizi güzel havalara...
Günün kitabı: Çatı Katı devam
Günün filmi: Süleyman'ın Şarkısı
Storytel: Deniz Feneri devam 


 


25 Şubat 2026 Çarşamba

RESET 6 / ENTARİSİ ALA BENZİYOR

İkindi üstünüz keyifli olsun sevgili Reset arkadaşlarım ve diğer takipçilerim 🌹

Bugün resetlenecek bir şey bulamadım (kuru fasulye pişirmek reset sayılmaz di mi?), ben de sizi biraz güldüreyim dedim. Malum, benim Oscar kırmızı halı yazılarım meşhurdur. İki gün önce Bafta Ödülleri'nin kırmızı halısına bakınca birkaç tane indirdim bilgisayara, haydi biraz dedikodu yapalım:

-Ben en çok bunu beğendim, siz ne dersiniz, epey kullanışlı, gece, gündüz kullanılır, güneşte ve yağmurda iş görür. Hem de Lui Vitton marka şemsiye, daha ne olsun. Huzurlarınızda Erin Doherty:

 
-Sanırım hava yağmurlu oluşunun yanısıra epeyce de soğuk olsa gerek ki Teyana Taylor pardesüsüne sıkı sıkı sarılarak gelmiş:

-Audrey Nuna sezonu burada geçirmek niyetinde sanırım, zira çadırını ve köpeğini de yanında getirmiş:

-Glenimiz Closumuz sabahlığı ve babaanne terlikleriyle şenlendirmiş kırmızı halıyı:

-Yaş ilerliyor ya, oluyor öyle dalgınlıklar arada, Alan Cumming de aceleden eşinin kostümünü giyip gelivermiş:

-Ve gelelim Hamnet'imizin anasına. Çok üzüldü, çok ağladı ama meaşallah ödül üstüne ödül topluyor. Kaynanası o kadar gurur duymuş ki sandığı açmış, "Al evladım" demiş, "bu kadifeyi gün arkadaşlarımla Umre'ye gittiğimde aldıydım, ister kendin dik, ister mahalle terzisine diktir, salın şöyle kırmızı halılarda da alem gelin görsün" demiş. Rengi de boncuk mavisi, kem gözlere şiş:

-Ve fekat Critics Choice ödüllerinde kaynana pek destek atmamış olacak ki bulduğu çarşafa sarınmış, iki yana da orijinallik olsun diye süzme yoğurt yaparken kullandığı torbaları asıvermiş:

-Son olarak bir de şu var arkadaşlar, kimdir, necidir bilemedim ama bir şeye de benzetemedim, yorumu size bırakıyorum:

Modacılar, tasarımcılar, hot kudurcular sizden reca ediyorum, buncağızları böyle sefil, rüküş, komik hallere sokmayın yahu. Yok mu eli yüzü düzgün bir tasarımınız, giydiriverin insancıkları. Yapamıyorsunuz da bırakın kendileri giyinip gelsinler ayol, paraları mı yok?

Darısı Oscar kırmızı halıya diyerek kaçıyorum.

Günün kitabı: Çatı Katı/Marlen Haushofer
Günün filmi: Mimosas/Oliver Laxe (Sirat'ın yönetmeninden)
Günün Storytel dinlemesi: Deniz Feneri devam






 


23 Şubat 2026 Pazartesi

RESET 5 /DÜRİYE'MİN GÜĞÜMLERİ KALAYLI :)

Üstüste yazıp da eşlikçilerimin fazla önüne geçince utandım, kendime hafta sonu izni verdim. Güya sabah yazacaktım lakin bu vakti buldum. Nazar ettiniz bana Resetçiler, gideyim nefesi kuvvetli bir hoca bulup kendimi okutayım 😂

Hafta sonu okuma konusunda kendimi resetledim arkadaşlar, fabrika ayarlarıma döndüm, pek mutluyum. Meğer kabahat bende değil, kitaplardaymış. iyi kitabı bulunca su aktı yolunu buldu. "Beyaz Dünya" tam dişime göreymiş, zaten Livera Yayınevi'nden okuduğum kitapların hemen hiçbiri yanıltmadı. 2 günde yarıladım kitabı-ki 410 sayfa-yarına da bitiririm diye düşünüyorum. Oh be, dünya varmış, okunası kitaplar varmış. 

Bugün ise tam blog yazmaya oturacaktım ki çalışma masası biraz tozlu göründü gözüme. Dur şurayı sileyim öyle dedim, hadi silmişken elektrik süpürgesi gelsin, bir de halıyı süpürelim oldum. Eh süpürgeyi yerinden oynattım madem diğer odalara da girdim. Yahu süpürdün, tozları da alıver, oh benim güzel kızım dedim kendime, anneannem bizi öyle kandırırdı. Tozları da aldım. Sonra baktım bir hıçkırık sesi, mutfaktan geliyor. "Benim başım kel mi?" diye ağlıyormuş garibim. Onun da hatırını aldım, aa bir de baktım saat iki olmuş. Ankara'ya çocuklara tarhana gönderecektim, PTT üçten sonra kargo almıyor, alırsa ertesi güne kalıyor. Giyindim, evi temizlemiş olmanın keyfiyle çıktım. Allahtan PTT şubesi bizim sokağın köşesinde, kimseler de yoktu, çabucak hallettim işimi. Dedim yağmur-çamur tıkıldım evde, şu güneşli havada biraz yürüyeyim. Fotoğrafçıya ve markete de uğramam gerekiyordu, önce 6000 adımlık bir tur attım fazla uzaklaşmadan. Fotoğrafçıya tab için birkaç fotoğraf bıraktım, sonra da markete uğrayıp alışverişimi yaptım döndüm. Sabah Bafta ödüllerini okumuş ve En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Robert Aramayo'nun Touret sendromlu bir genci canlandırdığı "I Swear" filmini izlemeyi kafaya koymuştum. Eh kafaya koyduğunu hemen yapmazsan unutursun. İzledim ve beğendim, tavsiye ederim. 

Tam yine blog yazısına niyetlenmiştim yiğenimiz aradı, kızıyla birlikte ziyarete geldiler. Ve ben ancak oturabildim yazının başına. Epey hareketli bir gün olmuş değil mi?

Haydi bugünlük bu kadar olsun, bitirirken şu güzelim anemonlar da size gelsin:

Günün kitabı: "Beyaz Dünya" devam
Günün filmi: "I Swear"
Günün Storytel dinlemesi: "Deniz Feneri"ne devam