- Tadı ve Dokusu: Karamelli yapıdadır; hafif yumuşak, çiğnenebilir kıvamı ile ağızda eriyen bir dokusu vardır.
- Paketlemesi: Genellikle üzerinde ufak baskılar veya numaralar bulunan ince kağıtlar veya jelatinlerle tek tek sarılırdı.
- Kültürel Yeri: O dönemin "100 para" veya kuruşluk dönemlerinde çocukların okul harçlıklarıyla (örneğin tanesi 5 kuruş gibi) bakkallardan severek aldığı ikonik bir simgedir.
LEYLAK DALI
Sanat, edebiyat, kitaplar, müzik, mutfak. Kısacası her telden...
23 Haziran 2026 Salı
ANKARA/HAZİRAN-GİDEN HAFTANIN ARDINDAN
17 Haziran 2026 Çarşamba
ANKARA/HAZİRAN-GENÇLİĞE DÖNMEK 3
Buluşmamızın son günü sabah 9.00'da misafirhanenin önünde bizi bekleyen minibüsümüze yerleşiyoruz. İlk durak Yenimahalle, yıllar yıllar sonra okulumuza bir selam vereceğiz. Yenimahalle Lisesi'nden Yenimahalle Kız Lisesi'ne, oradan karma Halide Edip Lisesi'ne, yıkılma amaçlı birkaç yıl harabe halindeki bekleyişten sonra yenilenen ve Anadolu Meslek Lisesi'ne dönüşen okulun kapısında iniyoruz. İn cin top oynuyor, bereket 6 yılda kim bilir kaç kez geçtiğimiz bahçe kapısı açık. Anneannem okulun tam karşısında oturduğu için mezuniyet sonrası ben pek çok kez gördüm binayı ama özellikle yatılı olan arkadaşlar heyecanlı. İçeri girer girmez de hayal kırıklığı, bahçe bomboş. Sadece birkaç ıhlamur ağacı ve bizim öğrenciliğimizden kalma, gövdesi metrelerce uzamış, dalları göğe bakan bir sedir var. Yıkılan pansiyon binasının yeri toz toprak, zamanımızda paket taşların arasında çimler fışkıran zemine beton dökülmüş, güllerin rengarenk açtığı, sıra sıra çamların yeşerttiği güzelim bahçeyi ara ki bulasın. Ortaokula başladığımız gün ilk teneffüste, hem apartman, hem sıra arkadaşım Filiz'le elele tutuşup bahçeye açılan kapıya yönelmiştik ki kapıda dikilen hademe "Hop nereye?" dedi. "Bahçeyee" diye cevap verdik ilkokuldan çıkma saflığımızla, "Yasak!" dedi, "Bahçeye çıkmak yasak, koridorda eğleşin". Kös kös döndük sınıfa, o günden sonra bahçeyi ancak okul giriş ve çıkışlarında görebildik, zarar vermeyelim diye tüm teneffüsleri koridorlarda ya da sınıfta geçirdik. Vah bize, nerden nereye, bahçe mahçe hak getire, boş bir beton alan, çık çıkabildiğin kadar.
Sonuçta öğrenciliği bitirmiştik, biraz hüzünlensek de hemen merdivenlere yönelip hatıra fotoğrafı çektirmeye koyulduk.
Fotoğrafta ben ilk gün içeri kişkişlendiğim kapının önünde boş bahçeye bakıyorum. Burası protokol kapısı efendim, öğrencilere yassah, öğretmenler ve idareciler giriş yapabilirdi. Biz yan kapıdan yapardık giriş ve çıkışları. Pazartesi ve Cuma günleri Atatürk büstünün (bizim zamanımızda tunç rengiydi) önünde sıraya girer, müzik öğretmeni çakma sarışın Ayten Basriler'in komutuyla İstiklal Marşı'nı söylerdik. Ayten Hanım ellerini köfte yapar gibi birbirine vurarak idare ederdi detone koromuzu. Marş bitince eziyet başlardı. Necla Hanım baş muavinimizin saç, kaş, etek boyu kontrolünden elenebilirsek sınıflara dağılabilirdik. Saç örgülerimiz üç boğumdan kısaysa bir makas darbesiyle teke indirilir, diz kapağının üstüne çıktıysa eteklerimiz cart diye sökülürdü. Rahibelerden tek farkımız boynumuzda haç olmamasıydı. İnsanın kendini güzel olsa bile çirkin hissettiği ergenlik çağında yapılabilecek en büyük kötülüktü sanırım bu kılık-kıyafet eziyeti. O kadar yılmıştım ki bu gereksiz baskıdan, öğretmenlik hayatım boyunca tek bir öğrencimin üstüne başına karışmadım.
Yeterince öğrencilik günlerimizi anıp yeterince fotoğraf çektirince Abbas yolcu dedik ve minibüsümüze binip Ulus'a çevirdik rotamızı. Zamanımız kısıtlı olduğu için ancak iki müze gezme şansları oldu misafirlerimizin, bir grup 2. Meclis'teki Cumhuriyet Müzesi'ni, diğer grup Ziraat Bankası Müzesi'ni gezince Kale'ye doğru yola çıktık.
Kale'de festival vardı ve çok kalabalıktı. Buna rağmen Pirinç Han'daki dükkan sahipleri niyeyse açmamışlardı, Kahve bile kapalıydı, biz de Gramofon Cafe'ye konuşlandık. Aşağıdaki fotolar buradan , hep toplu fotoğraf çekmişiz, mekanın çok fotoğrafı var aslında bende ama Antalya'daki bilgisayarda kalmış.
Kahve, çay, karadut şerbeti içip kalktık, arkadaşlar Koyunpazarı Sokak'taki dükkanlara girip çıktılar, alışveriş yapanlar oldu, sonra Kale kapısından giriş yaptık ve bu kez Museum Cafe'ye yerleştik, meramımız orada yemek yemek ve Ankara'yı kuşbakışı görmekti ama hem çok kalabalıktı hem de haftasonu saat 15.00'e kadar kahvaltı dışında yemek vermiyorlardı. Bizde yorgunluk giderip ayrıldık mekandan.
Kale çıkışı minibüsümüzü beklerken Ankara havaları çalan bir konser ve halk oyunları ekibi vardı, biraz onlara takıldık, sonrasında kalan zamanımızda kısa bir Ankara turu atıp, bir restoranda yemek yedik.
Her güzel şey gibi buluşmamızın da sonuna gelmiştik, arkadaşların dönüş zamanları yaklaşıyordu, misafirhaneye geri döndük, bir saat kadar şamatamızla personelin tekrar başını şişirip vedalaştık dostlarla.
Üç gün boyunca ben çok mutlu oldum, dilerim katılan arkadaşlar da aynı duygulardadır. Bu buluşmanın son olmaması dileğiyle hepsine buradan sevgilerimi yolluyorum, iyi ki varlar, iyi ki icabet ettiler bu güzel davete 💜
16 Haziran 2026 Salı
ANKARA/HAZİRAN-GENÇLİĞE DÖNMEK 2
15 Haziran 2026 Pazartesi
ANKARA/HAZİRAN-GENÇLİĞE DÖNMEK 1
Günlerdir, hatta Mart'tan bu yana diyeyim iki arkadaş ardımızda bıraktığımız üç gün için uğraşıyorduk. Önce ben Antalya'dan o Ankara'dan, sonra benim başkente gelişimle aynı şehirden üç günlük bir buluşmanın organizasyonu için kafa patlattık Pazar akşamı da mutlu sona ulaştık.
Her şey 2018 yılında bir fotoğraftan doğdu, lise son sınıfta yıl sonu temsilinde çekilmiş bu fotoğrafın Facebook'ta yayınlanması ile başlayan süreç bugünlere evrildi. Bizler Kız Lisesi mezunuyuz, ortaokulu karma okumuştuk aynı okul bünyesinde ama liseye geçtiğimiz yıl erkeklerin kaydı alınmadı, okul kız lisesine çevrildi. Aynı zamanda da yatılı öğrenci alınmasına başlanıldı, aynı bahçe içinde, okulun yanında bir pansiyon binası hizmete açıldı. Yatılı-gündüzlü aynı sınıflarda okuyarak mezun olduk.
Gençlikle başlayan hayat gailesi içinde herkes bir yerlere dağıldı. Tek tük arkadaşlarla yakınlığımız sürse de uzun yıllar birbirimizden habersiz yaşadık. Sonra okulun 50. kuruluş yılıydı yanlış hatırlamıyorsam, okul bahçesinde bir buluşma yaşandı ve biz Ankara'da yaşayanlar ve bağlantısı olan sınıf arkadaşları bir araya gelmeye başladık bu vesile ile, giderek sayımız büyüdü, Ankara dışından katılımlar oldu, zaman zaman buluşmalar yaşandı ve ilk kez 2018 yılında Marmaris'de bir organizasyonla ve kalabalık bir kadroyla ilk yoğun birlikteliğimizi yaşadık. Girişimi ben başlattım ve Marmaris'te geçen günlerin tadı o kadar damağımızda kaldı ki, ertesi yıl aynı buluşmayı Bodrum'da tekrarladık. Marmaris'te ve Bodrum'da yaşayan arkadaşlarımız yaptıkları hazırlıklarla bize harika zamanlar geçirttiler. Bir sonraki için düşünceler geliştiriyorduk ki pandemi çıktı geldi, her şey gibi bizim buluşmalar da suya düştü.
İnsan bir kere deneyip keyif alınca yenisini istiyor, sonunda Ankara buluşması fikrini ortaya attım ve istekliler belirli bir sayıyı bulunca kolları sıvadık. WhatsApp sağolsun, sayesinde sanal da olsa organizasyonun ilk adımları atıldı. Katılımcılar belirlendi, başka bir arkadaş vasıtasıyla uygun fiyatlı bir misafirhane bulundu, yapılacak turların ayrıntıları yenecek yemeklere kadar belirlendi, bir başka arkadaşımız ve eşi bu konudaki bağlantıları sağladı. Biraz yorulduk, itiraf edeyim bazen de işler karışınca sinirlendik. Çünkü yüzyüze gelmeden sanal alem aracılığıyla yapılan işlerde bir gevşeme, bir ihmalkarlık olabiliyor. Ama hamama giren terler dedik ve sonunda her şey ayarlandı, cuma günü sabahı da buluşmanın ilk anı yaşandı. Yarım asırın üstüne öyle güzel, öyle duygusal, öyle samimi zamanlar yaşandı ki, yorulduğumuza, uğraştığımıza sonuna kadar değdi. Öyle sanıyorum ki son gün herkes çok mutlu ayrıldı.
İlk günümüz önce kavuşma heyecanıyla ve birbirimizin ağzından lafı kaparak dışardan gelenlerin kaldığı misafirhanede başladı. O kadar çok ve o kadar gürültülü sohbet ettik ki, mekanın diğer sakinleri "Susun" demeye dilleri varmadığı için gelip gidip "Maşallah" dediler. Arif olduk anladık ve mekandan ayrılıp bir cafeye konuşlandık. Orada herkes gürültü ettiği için bizim şamata arada kaynadı. Sonra da hep birlikte rezerve yaptırdığımız restorana yerleştik, açılış yemeğimizi yedik, ardından da keyiften esrik evli evine, misafirhaneli misafirhanesine döndük.
2. gün sabah 7.30'da ayarladığımız otobüsle misafirhane önünden hareket ettik, ilk durak Beypazarı idi. Beypazarı'na bir kez annemle bireysel olarak, bir kez de yine lise arkadaşlarıyla tur dahilinde gitmiştim. 15 yılı geçmiştir, bu kez kenti eskiye göre daha sönük buldum, sanırım bütün Ankaralılar ziyaret etti, eski rağbet kalmadı. Tur otobüsü bizi Kale civarına bıraktı. Önceki gelişlerimde pek kurak bulduğum yer güllerle bezenmişti ve şehre kuşbakışı bakıyordu:
11 Haziran 2026 Perşembe
ANKARA/HAZİRAN-OKUMA BAYRAMI
Dün bizim Çiko'nun okuma bayramı vardı, aslında daha dün doğmuştu ama ne ara o dün okuma bayramına evrildi bilemedim. Biz yaş alırken (yaşlanmanın kibar halini kullanmakta fayda var), o büyüyor, sağlıkla büyüsün, güzel bir dünyada büyüsün dilerim tüm çocuklar.
Okuma bayramını kutlamaya gittik tabii ki, alkışladık, tezahürat yaptık, el salladık. Anne, baba, babaanne, dede, anneanne, dayı, büyük teyze olarak gururlandık. Çıkışta "Mutlu musun?" diye sorduk, "Hayır, yorgunum" dedi, "kaç gündür prova yapıyoruz". İşin aslı çocukların çoğu "bitse de gitsek" havasındaydı. Hafif eğitimin üstüne renkli cila çekince ağır görünüyor, ne diyelim memleketin kaderi bu.
Dün gayet sıcak başlayan hava akşama doğru önce yağmura, sonra doluya çevirdi. Ankara sulugöz bu aralar, istikrarı yok, ya yağmurla başlayıp güneşe dönüyor, ya tam tersi. Bu sabah erkenciydim, kız kardeşe hastane randevusunda eşlik edecektim. Bulutlu bir sabahta çantama attığım şemsiyenin ağırlığıyla yürüdüm buluşma noktamıza. Yüksel Caddesi belediye ekiplerince deterjanlı sularla yıkanıyordu. Esbab-ı mucibesini (arkadaşlar ben eski sözcükleri kullanmayı seviyorum, hoş görün) bilemedim. Caddenin banklarında oturan biracılar gece vakti birtakım ifrazatlar mı bıraktılar acaba diye düşünmedim değil. Metro alt geçidinin yürüyen merdivenleri arızalıydı, protezlerim sinirlendi ama yapacak bir şey yoktu. Tıkır mıkır indik çıktık basamaklardan. Erken gitmişim civarda dolaştım biraz. Minibüs değnekçileri çığırtkanlık yapıyor, erkenci memur tayfası simitlerine yumuluyor, birtakım emmiler çömeldikleri yerde siyaset konuşuyordu. Sonra kız kardeş geldi, biz de bir minibüse atladık. İlk duraktan binince oturma şansımız oldu ama yol boyu o taa uzaktaki şehir hastanesine ulaşana kadar ayakta kalan çok oldu ve bu insanların çoğu hasta. O kadar uzak yerdeki hastanelere ulaşmak gerçekten eziyet.
Hastanede işimiz öğlen bitince bindiğimiz durakta bu sefer indik, bir cafeye yerleşip kahve içtik, ufak tefek bir şeyler atıştırdık. Evlere dağılmadan önce de bir markete girip alışveriş yaptık. Kasa kuyruğu çok kalabalıktı. Market arabasında üç-beş parça öteberi bulunan yaşlı bir hanım kız kardeşe sırasını vermeyi teklif etti, bizimki kabul etmedi ama ısrar üzerine geçti zarif görünüşlü hanımın önüne. Biz birbirimizle konuşunca, bu defa bana dönüp "Lütfen siz de geçin, birliktesiniz galiba". Marketlerde pek rastlanmayan bir durum bu nezaket, genelde ite kaka önünüze geçmeye kalkarlar. Yine ısrarı üzerine teşekkür edip geçtik hanımın önüne. Derken arkadan bir başka müşteri geldi ve bize yer veren yaşlı kadına yer vermemizi önerdi. Hayli komik bir zincir oluştu aslında, biri birine yer veriyor, sonra yer verene yer verilmesi isteniyor falan, gülüştük biraz. O sırada marketin indirim kartı soruldu olmayan bir kişi için, bir anda herkes kart uzattı, Allahım reklam filmi gibiydik, saadet zincirinden kopup ayrıldık işimiz bitince.
Gidip gelip yazıyorum aslında, iki gün oldu bu yazıya başlayalı. Okuma bayramından bir gün önce Kocam Bey çay almak için mutfağa gitmişti, seslenip hemen gelmemi söyledi. Gittiğimde mutfak tavanının köşesinden şarıl şarıl su akıyordu. Hanemize bereket yağdı diyeceğim ama suyun niteliğini öğrenmeden diyemedim tabii ki, zira yan tarafta tuvalet de var. Hemen koşturdum üst kata, yukarıda iyice yaşını başını almış yalnız bir kadın oturuyor. Açtı kapıyı, dedim "Mutfağından su akıyor bize", "Niye ki?" dedi, "E orasını bakınca göreceğiz". Mutfağa adımımı atmamla ayağımdaki terlik şapırt diye halıya gömüldü. Komşucuk arıtmanın hortumunu su bidonuna yerleştirmiş, musluğu açmış ve TV izlemeye gitmiş. Mutfak zemini göl olmuş, fazlalıklar da bizim mutfağı sulamak istemiş. Neyse suyun menşeini öğrenince sadece temizlerken söylendim, en azından iyi suydu. Komşunun mutfağının icabına ise en üst katta oturan diğer komşu baktı, böylece başka bir zincir oluşturmuş olduk.
Yarın itibariyla üç gün boyunca pek nostaljik anlar yaşayacağım, zira 8 yıllık bir aradan sonra lise arkadaşlarımızla Ankara'da buluşacağız. Çok heyecanlı ve sabırsızım. Mezuniyetten sonra kaç yıl geçtiğini söyleyemeyeceğim, kusura bakmayın kadına yaşı, kimseye maaşı sorulmaz efenim 😂
Size gökyüzüne uzanan bir iğde ağacı bırakıp ayrılayım huzurdan...
8 Haziran 2026 Pazartesi
ANKARA/HAZİRAN-TUNALI'NIN HİLMİ'Sİ
Bugünün en güzel yanı sevgili Sevda ile buluşmamızdı, siz onu Bilge'nin annesi olarak tanıyordunuz, ben de öyle başlamıştım ama sonra Sevdoşum oldu 😊
Öğlen saatlerinde sıcakta yokuş tırmanmayayım diye Tunalı'nın başına kadar dolmuşla gittim ve indiğim yerden buluşma noktasına doğru yürürken de epey eskilere götüren bir nostalji yaşadım. Tunalı Hilmi Caddesi ile tanışmam liseyi bitirdiğim yıl Yenimahalle'den Yenişehir'e taşınmamız ile başlar. 17 yaşında yaşamaya başladığım Yenişehir neredeyse aklımın erdiği günden beri hayatıma etki eden Yenimahalle'den çok farklı idi, intibak etmekte biraz zorlandık haliyle, özellikle çok sevdiği komşularını geride bırakan annem, apartmanın sevgilisi olan minik kardeşim, üniversite yaşamına alışmakta ve farklı bir kültüre sahip yeni semtte bocalayan ben. Babam yine evden işe, işten eve, kendi çevresinden çok da kopmuş değildi. Bir süre sonra alıştık elbette, annem yeni komşular edindi, kardeşim yeni şefkatli kucaklar buldu, ben hem okula, hem de semte aşina oldum. Oldum olmasına da Tunalı hâlâ ulaşılması zor bir hayal gibiydi. O yaşa kadar ekonomi sınıfında seyahat etmiş bir yolcunun birdenbire birinci sınıfa atlaması gibi bir şeydi ve ürkütüyordu. Yenimahalle 5. durakta piyasa yaparak ergenliğini geçirmiş birinin Tunalı'da gezmeye alışması biraz zaman alacaktı. Yani Ragıp Tüzün (Yenimahalle'nin kuruluşunda rol oynamış Ankara belediye başkanı, semtin ana caddesi onun adını taşır), Tunalı Hilmi (Jön Türk hareketinin öncülerinden bir devlet adamı ve milletvekili) karşısında 1-0 mağlup durumdaydı. O zamanların Tunalı'sını şimdiyle kıyaslarsak şimdiki hali Çarşamba pazarı gibi kalır. Fiyat etiketlerinin yüksekliği nedeniyle fazla yanaşılamayan lüks vitrinler, şık cafeler, kokuları kaldırımlara taşan şarküteriler (şarküteri kokusuna bayıldığımı söylemiş miydim?), pastanelerin kapı önüne atılmış masalarında "five o'clock tea" alan, muhtemelen oralarda doğmuş, büyümüş, yaşlanmış süslü teyzeler, solaryum bronzu, houte couture giysili havalı kadınlar, bacaklarında yıkanınca kırarmayıp ağaran gerçek jean pantolonlar taşıyan gençler o yılların Tunalı'sının olmazsa olmazlarıydı. Arada bir uğrardık tabii ki, Sim Dondurma'dan (şimdi yerinde ayakkabıcı var) aldığımız dondurmayı yalayarak Kıtır'ın önünden geçer ve Tunalı'nın en harcıalem mekanı olan Kuğulu Park'a dalardık. Park o zamanlar arazisinin bir kısmını Polonya Büyükelçiliği'ne kaptırmamıştı, daha büyük, daha ağaçlı idi. O zaman da pasaklı olan havuzda yüzüp duran, şimdikilerin büyük büyük dedeleri olan kuğulara bakar, banklarda dinlenir, dönerdik. Sonradan küçülse de Kuğulu Park her daim Tunalı'nın simgesi oldu Ankaralılar için. Arkadaşımın "Aşk Tesadüfleri Sever" filmine bayılan kızı İstanbul'dan Ankara'ya geldiğinde merakla kendini Kuğulu Park'a götürtmüş, parkın boyutunu görünce de şaşakalmıştı 😂 Boyutu ne olursa olsun o park bizim parkımızdır ve geçen yıl doğup bu yıl büyüyen kara kuğu Parla için bile gidip pis kokulu havuzu seyran eyleriz 😊
Sonra bir şey oldu, dayımlar Tunalı'ya açılan bir sokağa taşındılar ve bizim gidiş-gelişlerimiz artıp sıradanlaştı. Artık Besi Çiftliği'nin enfes soğuk sandviçlerini tadıyor, takı mağazalarına takılıyor, Kıtır'a adını veren kıtır piliçleri yemeye gidiyorduk. Annem arada coşup Cambo'ya götürüyor, vallah billah kesesi dediği gizli hazinesinden İnegöl köfte ısmarlıyordu. Bazen yengemle alışverişe çıkıyorduk cadde boyunca. Kocaman bir kitapçı vardı adını hatırlayamadığım, ilk Selim İleri'mi (Her Gece Bodrum) oradan yengem alıp hediye etmişti bana. İster alışveriş, ister yürüyüş olsun mutlaka Kuğulu Park'ta sonlanıyordu Tunalı Hilmi turları. Hatta bir seferinde dayımın bu olaya alışkın 3 yaşındaki oğlu almış başını gitmiş, arkasından koşturan abisi yarı yolda yakalayıp "Nereye?" diye sorduğunda "Gidiyom Vakvak" cevabını vermişti 😂
Sonra saltanat bitti, her yer gibi Tunalı da yozlaşmadan nasibini aldı, lüks mağazalar birer birer yok oldu, önce Besi Çiftliği, Sim Dondurma, adını hatırlayamadığım kitapçı kapandı. Pek çok cafe ekonomik koşullara direnemedi. Caddenin simgesi güzelim Flamingo Pastanesi kötü kokulu bir dönerciye dönüştü. Derken yılların Cambo'su elveda dedi, neyse ki Kıtır hâlâ direniyor ve Kuğulu Park her daim nöbette.
Bugün bunları düşünerek adımladım kaldırımlarını, insanların çoğu yine şıktı, Tunalı'nın kadim ahalisinden arta kalan pinpon teyzeler ağarmış ama fönlü saçları, makyajlı yüzleri ve şık kostümleri ile ya alışverişte ya Elizinn'de brunchta idiler. Zarif cafelerin, bistroların çoğu kapanmış yerlerini yeni nesil self servis kahveler almış, mağazalar sıradanlaşmış olsa da Tunalı hâlâ çekim merkezi, görmeyince özlenen. Aşağıdaki kahve de bu günden, Tunalı'da bir bistroda Sevda eşliğinde içildi:
3 Haziran 2026 Çarşamba
ANKARA/HAZİRAN-BİR TAKIM UFAK TEFEK İŞLER
Haziran başından beri babaannelik görevimi layıkıyla yerine getirmeye çalışmaktayım 😊 Bugün izin verdiler, ben de yapılması gereken bazı işler için kendimi dışarı attım. Önce YKY Satış Mağazası'na uğrayıp biraz Frog kardeşimizle hasbıhal ettim, yakınlarda yitirdiğimiz ve çok sevdiğim bir yazar olan Roy Jacobson'un son kitabını aldım: "Yalnız Bir Anne".
İkinci görevim bizim Çiko'nun okuma bayramındaki rolü için kostümcüye uğramaktı. Milyon yıl sonra ikinci kez bu tür işlerle uğraşmak da varmış. Oğlum eczacı olmuştu, kostümünü de bir yakınımızdan temin etmiştik, hiç yorulmadan ve beleşe halletmiştik sorunu. Çikolar hayvanlı bir şeyler yapacaklar ki at kostümü gerekti. Kostümcünün bulunduğu caddeyi en iyi bilecek kişiye, kaldırımda motoruyla bekleyen kuryeye sordum. Hep vın vın üstümüze sürecek değiller ya, biraz işe yarasınlar, gayet güzel tarif etti. Kostümcü masal alemi gibiydi, alacağım kostümü beklerken bir Pambık Premses kıyafeti kiralamak geçti içimden, torunun okuma bayramına Pambık Premses olarak giden babaanne olarak gazetelere geçerdim ne güzel 😊
Masal diyarından çıkıp kozmetik dünyasına daldım, yanyana sıralanmış mağazaları ziyaret edip her birinden farklı bir şey alarak ayrıldım. İzmir Caddesi'ne geçince anılarım canlandı; öğrenci harçlığımıza uygun giysiler ve makyaj malzemeleri için sık sık uğradığımız Kocabeyoğlu Pasajı, Ülkealan Pasajı, hayatımın hatırladığım ilk düğününe gittiğim Balin Hotel ve hepsinden önemlisi birkaç yıl merdivenlerini aşındırdığım Alman Kültür Merkezi. Balin Hotel artık yok, Pasajlar halen yerinde. Alman Kültür Merkezi Bulvar'a taşındı ama benim için şimdilerde dershane ve giyim mağazasına dönüşmüş, Milliyet Gazetesi ile paylaşılan o bina hala nostaljik. Üniversite yıllarındayız, öğrenci olayları almış başını gitmiş, okula devam edemiyoruz, kaydımızın silinme tehlikesi var, çare arıyoruz, nereye başvuracağımızı şaşırmış durumdayız. Bir kış akşamı Alman Kültür Merkezi'ndeki dersten çıkmış, dışarı adım atmışız ki karşıdan Milliyet'e gelen rahmetli Örsan Öymen'i görüyoruz arkadaşımla. Denize düşen yılana, başı sıkışan gazeteciye sarılır misali adeta atlıyoruz adamın üstüne, bir arkadaşım, bir ben adamcağızı laf bombardımanına tutuyoruz halimizi anlatacağız diye. Haliyle şaşırıp ne diyeceğini bilemiyor, kem küm bir şeyler söylüyor, derken aklımız başımıza geliyor, utanıp iyi akşamlar diyerek topukluyoruz. Şu an bile gözümün önünde, ayazın insanın yüzünü yaktığı bir Ankara akşamında, sokak lambasının ışığında, kürklü gocuğuna sarınmış bir sarışın adamın görüntüsü. Huzurla uyusun.





















.jpg)








