Dün sabah değiştirmem gereken bir ürün için Kızılay'a gitmem gerekti. Hava fena halde sıcak, ben de fena halde yorgundum ama değiştireceğim üründen fazla sayıda yoktu, o yüzden kalabalık olmadan mağazaya girmek lehime puan getirecekti. Bu aralar protezlerim biraz mızmız, o yüzden yokuş çıkmaktansa yolu uzatmaya karar verdim. O yokuş öğrenciyken, sonrasında da bir devlet kurumunda bir süreliğine çalışırken çok kullandığım bir güzergahtı. Şimdiki gibi ne iki yanında geniş merdivenler, ne de caddesinde asfalt vardı. Paket taşlarıyla döşenmiş dik yokuşun iki yanında delik deşik kaldırımlar uzanırdı ve özellikle kışın çok sıkıntılıydı. Ankara'ya o yıllarda çok kar yağardı, yağmakla kalmaz, kısa sürede buz tutardı. Buzlu bir yokuştan çıkmanın ve inmenin ne derece zor olduğunu tahmin edersiniz. Az düşmedim, ayakkabılarımın üstüne çorap giyerdim genellikle kaymamak için, yine de zordu.
Neyse sadede geleyim, gideceğim mağazaya yokuşu tırmandıktan sonraki caddeden ulaşılıyordu ama yokuşu çıkmamak adına biraz ilerideki üst geçide yöneldim, üst geçidi planlayan mimarın ne akla hizmet böyle bir yılankavi giriş tasarladığına hiç aklım ermiyor. Geçide çıkmak için girdiğiniz yoldan bir süre ileriye doğru gidiyor, sonra ters dönüp aynı yolu geri geliyorsunuz, derken bir daha dönüp biraz daha yürüyor ve geçidin üstüne çıkıyorsunuz. Tebrikler, labirentteki fare gibi çıkışı bulmak için dön baba dönelim. Üst geçidi salimen geride bırakıp ilk sokağa saparak yokuşun ulaştığı caddeye çıkıyorum, sağ elimle sol kulağımı gösterdim ama olsun, protezleri kızdırmaktan evlâdır.
Cadde bu semte taşındığımız 17 yaşımdan bu yana çok ama çok değişti, tüm caddeler gibi. Yol boyu sağı solu inceleyip yok olanlarla, hayatta kalanları tespit etmeye çalıştım. Mithatpaşa Caddesi'yle kesiştiği kavşağa gelince sola dönüp Kocatepe Camii'ni gördüm. Cami henüz yapılmadan aynı noktada Ankara'nın sanırım ilk üniversite hazırlık dershanesi olan Büyük Dershane binası görünürdü. Camii inşaatı bitince dershane de dahil olmak üzere o caddenin üstündeki tüm binalar cami çevre düzenlemesi kapsamında istimlak edilmişti.
Kavşaktan karşıya geçince köşedeki ilk binanın altında bir mobilya mağazası vardı. Sanırım o yılların en şık mobilyaları sergilenirdi. Nişanlıyken mutlaka vitrinin önünde durur ve içimin gittiği koltuk takımına bakardım. Bakmakla yetinmek zorundaydım, zira fiyatı astronomikti. Lakin ilahlar benden yanaymış ki düğün öncesi aynı takımı Siteler'de görmüş, yarı fiyatının da altında satın alabilmiştik, üstelik mağaza sahibi kaplamasını da benim istediğim kumaşlarla değiştirmişti. Mobilyacı çoktan kapanmış tabii ki, yerinde bir banka şubesi var. Binaların çoğu yıkılmış, eskiden kalanların da zemin katlarındaki dükkanların çoğunun yerinde yeller esiyor. Karşı cephede ilginç bir dükkan vardı mesela, küçük bir tuhafiyeci. Loş mekanda orta yaşı aşkın bir kadın çorap çekerdi. Çoğu kişi çorap çekmek nedir bilmez sanırım, naylon çoraplar çok kaçar malum, işte bu kadının bir makinesi vardı ve kaçan çorap ilmeğini bulup kaçık yeri düzeltirdi. Çorap çekicinin birkaç bina ötesinde "İntim" vardı, gece klübü müydü, pavyon muydu bilmiyorum, ziyaret etme şansım olmadı 😂 Az ileride de merdivenle inilen bir İnegöl köftecisi, minicik bir bahçe, küçük bir dükkan ama yediğim en lezzetli İnegöl köfteleriydi.
Caddede sabit kalan dükkanlardan biri bir manav, semtin en parıltılı meyveleri, en diri sebzeleri orada satılırdı. Fiyatlar da o ölçüde yüksek olur, pek yanaşılmazdı. Şimdilerde el değiştirmiş ama halen mevcut, gri binalara renk katıyor, fiyatları da nispeten aşağı çekilmiş. Değişmeyen bir başka mekan ise bir pastane, 17 yaşımdan bu yana devam, ne adı ne içeriği değişti. Böyle mekanları çok seviyorum, o kadar az kaldılar ki.
Annemin de müşterisi olduğu, orta yaşa yönelik kaliteli giysiler satan konfeksiyon mağazasının yerinde bir zincir cafe var. Caddede dişe dokunur bir konfeksiyon mağazası kalmadı zaten, uyduruk, ucuzcu kapı önü standları, çakma parfümcüler, telefoncular sardı her yanı.
Cadde bulvara kavuştuğunda ise soldaki iş hanının altında Maison Belami, sağdaki işhanının altında ise Bravo Dolphin mağazaları vardı, her ikisi de gençlere yönelik şahane giysiler satardı. Vitrinleri ağzımızı sulandırsa da öğrenci harçlığımızla çok ender bir şey satın alabilirdik. Belami'nin bulunduğu han yenilendi, yerinde gözlükçü var, Bravo Dolphin ise artık yok, yerinde yine ucuzcu bir giyim mağazası.
Sola dönüyor ve gideceğim yere ulaşıyorum, bu kadar nostalji yeter Leylak diyor ve iademi yapmak üzere mağazaya dalıyorum...
Şuraya da Kızılay'dan epeski bir fotoğraf bırakayım:
Görsel: Buradan




.jpg)























