.

.
.
Kış Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kış Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2013 Salı

KEDİ HAVASI


Dündenberi Twitter'de, Instagram'da, Facebook'da bir kar fotoğrafıdır aldı başını gidiyor. E benim neyim eksik, çıktım balkona ve "Balkonumdan Kar Manzarası" isimli bu nadide çalışmayı görüntüledim:) Yalnız birtakım kuralları var; evvela bir büyüteç alacaksınız elinize, sonra fotoğrafa epeyce yaklaşacaksınız. Büyüteci sol alt köşeye, güneş kollektörleri çöplüğünün üstüne doğru tutacaksınız. Hah, o yarım cm. ebadında görünen şey kar işte. Hem de halis muhlis Beydağları karı. Değil ayak, el bile değmemiştir, bizde karın böylesi bulunur. Üşenmezseniz gidin, yanınızda pekmez de götürün kar helvası yaparsınız:)

Kar yok, yok olmasına da soğuğu buralara kadar geldi. Dündenberi Antalya standartlarına göre düşünürsek epey üşüttü, meşhur poyraz günleri. Çalışırken her sene şansıma kuzeye bakan sınıflar düşerdi, poyrazlı günlerde el ve ayak parmaklarım soğuktan uyuşur, burnum havuca dönerdi. Güya Akdeniz ikliminde, iyi bir semtte bulunan lisede çalışıyorduk ama okulda ısıtma tesisatı yoktu ve ben 24 yıl en berbat kışlarını bile yaşadığım Ankara'nın hiçbir iç mekanında bu kadar üşüdüğümü hatırlamam. Biz emekli olduktan sonra sınıflara klima takmayı akıl etmişler, Allah razı olsun, garezleri bizeydi sanırım.

Lakin böyle havalarda benim ev tam kedilik. Camdan giren güneş hiçbir ısıtma aracına gerek kalmadan evi sımsıcak yapıyor. Yerleş kanepeye, al kitabını-kahveni, kedi gibi gerin. Birazdan o moda geçeceğim zaten, elimdeki kitap çok keyifli, Mehmet Yaşin'in-tahmin edeceğiniz gibi yemekle ilgili-hazırladığı bir kitap: "Yemek Sırları". Birçok ünlüyle mutfak ve yemek konusunda söyleşiler yapıp biraraya getirmiş. Pek sevdim pek. 

Huzurdan ayrılmadan önce yeni blogumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim: "Kitaplık Kurdu". Kitap okuma halleriniz, kitaplar hakkında fotoğraflı kısa notlarınız, kitaplık ya da kitapçı görüntülerinizle paylaşımda bulunabilirsiniz. Fotoğraflar bizzAt tarafınızdan çekilmiş olmalı. Mail adresimiz: kitaplikkurdu@gmail.com. Bekleriz efendim...

27 Ocak 2012 Cuma

GÖRÜCÜ GELDİ HAAANİİİM!..

 
Başka bölgelere yağan kar Antalya'ya güneş, kuru hava ve poyraz olarak dönüş yaptı. Bu da demektir ev içleri ve güneşli yerler in, gölgeler out. Güneye ve batıya bakan bir pencereniz varsa önündeki kanepeye yayılıp kedi olma zamanıdır. Ya da benim birazdan yapacağım gibi falez üstü cafelerden birine postu serip güneşin denize vuran pırıltılarını seyrederek arkadaşlarla sohbet edilmelidir. Her iki durumda da eşlikçiniz çay-kahve ya da benzeri bir içecek olabilir. 

Birkaç gündür zamanımı Oscar amcama kız bakarak değerlendiriyorum. Belirlenmiş adayları dolaşıp  görücülük ederek Oscar amcama uygun mudur diye inceliyorum. Bir kısmını beğeniyorum, bir kısmını beğenmiyorum ama son karar yine Oscar amcama ait, biz demokratik bir aileyiz. Bugüne kadar görücülük ettiğim kızların bir listesini yapacak olursak:

-A Separation/Bir Ayrılık: İlk bunu ziyarete gittim, malum Ortadoğudan, komşuyuz. Hanım hanımcık, dini bütün ve hakkını aramasını bilen bir kız gibi göründü gözüme. Bir-iki kusuru var ama ben beğendim, Oscar amcam ne der bilemem.
-Midnight in Paris/Paris'te Geceyarısı: Diğerinin aksine adayların içinde en Parisienne olanı; kokoş, entellektüel, sanatçı ruhlu, çok renkli. Babası çok ünlü biri, bu durum Oscar amcamı etkileyebilir.
-The Help/Yardımcı: Benim en beğendiğim adaylardan biri bu oldu. Melez bir kız, zenci-beyaz kırması. Eğlenceli, üzüntülü durumları bile gülerek karşılayabiliyor. Sevdim bunu ama Oscar amcam sever mi bilmem?
-The Artist/Artist: Bu adayda aile ve çevre baskısı var, en tavsiye edilen kız bu. Şansı o yüzden yüksek görünüyor. Ben beğenmedim açıkcası, kara-kuru, demode üstelik dilsiz. Lakin sıkı bir karizması var, konuşamadığı halde mimiklerini çok iyi kullanıp insanları tavlamasını biliyor. Oscar amcam etki altında kalıp gönlü buna kayabilir diye düşünüyorum.
-The Descendants/Senden Bana Kalan: Bu da şansı çok olan adaylardan, bir kere kızın abisi çok meşhur. Ben hiç sevmem o başka. Kız fena değil; güzel, biraz tropik havalı lakin hasta. Hatta laf aramızda ölümünün yakın olduğunu duydum. Ama benim Oscar amca pek merhametlidir, durumunu gözönüne alarak bunu da seçebilir.

Görücülük faaliyetlerim şimdilik bu kadarla sınırlı, diğer kızlar hakkında ufak-tefek söylentiler duydum, biraz bilgi sahibiyim ama görmeden karar verip Oscar amcamı yanlış yönlendirmek istemem. Bu akşam yeni bir ziyaret yapacağım, Mart'a kadar yolu var, sakin sakin düşünüp karar vermek lazım ki Oscar amcam bir cadalozun eline düşmesin. Şimdi bana müsaade, ben güneşe ve denize karşı kahve içmeye giderken sizleri "Made in Ankara" menşeli bir kardan korkunç adamla başbaşa bırakayım:

7 Ocak 2012 Cumartesi

FIRTINALI CUMARTESİ


Bütün gece kabus şatosunda gibiydik. Fırtına ara vermeden uğuldadı, gök gürledi, şimşekler çaktı, yağmur şarıldadı. Çatıya açılan kapı sıkı kapanmadığından olacak sabaha kadar çarptı durdu, onun çıkardığı tak-tuk seslerine muhtelif eşyaların rüzgarla çıkardıkları gıcırtılar, uğultular, ağaç dallarının hışırtısı, yağmurun tavan oluklarına vuran patırtısı da eklenince pek verimli bir uyku uyuyamadığımız aşikar. Sık sık kalkıp balkon giderlerini, pencere pervazlarını kontrol etmek de cabası. Zira burası Antalya, bu tipik yağmurlarda tıkanan giderlerden dolayı kapı altlarından sel bastığı, çerçevelerden su girdiği bizzat yaşanmış olaylardandır. Neyse vukuatsız atlattık geceyi. Fırtına hala devam ediyor, yağmur durdu ama her an tekrar yağabilir, gökyüzü korku filmlerindeki gibi. Sokaklarda in cin top oynuyor, dakikalardır evin önünden tek geçen arabasını ittirerek giden kukuletalı hurdacı oldu. Eh "her güzelin bir bozarı vardır" derdi annem, Antalya da yılın 365 günü güneş sunacak değil elbet, arada böyle yaramazlıklar da yapıyor. Hava muhalefetinden dolayı dışarıya çıkamayacağımı anlayınca kahvemi alıp film izlemeye oturdum. Yanında yerli mandalina. Bu mandalina dilim başına en az üç çekirdek içeriyor, öyle ki yiyip bitirdiğinizde avucunuzda mandalinanın kapladığı yerden çok çekirdek birikmiş oluyor. Bir nevi eziyet hali ama o kadar güzel kokuyor ki o koku için onca çekirdeğe tahammül edilebiliniyor. Filmin adı "Acımasız Tanrı/God of Carnage". İzlemeye başladıktan kısa bir süre sonra evvelki yıl izlediğim "Vahşet Tanrısı" isimli tiyatro oyunundan uyarlandığını anladım. Filmde Ülkü Duru'nun rolünü Jodie Foster, Zerrin Tekindor'un rolünü ise Kate Winslet oynuyor. Her ikisine de ama en çok Zerrin Tekindor'un performansına hayran olmuştum oyunda. Bu durumda izlemeye devam edip etmemekte kararsızım. Bizimkilerin daha iyi hayat verdiğini düşünüyorum karakterlere. En iyisi gidip bir kahve daha içeyim, sonra ne yapacağıma karar veririm. Kalın sağlıcakla, hafta sonunuz güzel geçsin...

Not: Atalet'imin önerisiyle yeni bir projeye başladım: 365 Project. 365 gün boyunca her gün bir fotoğraf eklemek üzere kolları sıvamış bulunuyorum. Beni takip etmek isterseniz buradayım: http://365project.org/leylak/365

2 Şubat 2011 Çarşamba

BIRRRR!..

Bırrrrr!..
Çok soğuk çok, ayaklarım birer buz kalıbı sanki, ısıtamıyorum bir türlü. Ayaklarım ısınmayınca kendim de ısınamıyorum. Antalyaaa, neredesin?

Efendim, Murakami külliyatına devam ediyoruz ve bugüne kadar okumadığımız için kendisinden blog ahalisi önünde özür diliyoruz. "Yaban Koyununun İzinde" ile devam, sonrası Allah kerim.

Kısa olsun bu post, gidip bir çorap daha giyeceğim ben, sonra battaniyeye sarınıp Murakami okuyacağım. Eyvallah...