
Sabahları hiçbir sebep olmamasına karşın içimde bir sıkıntıyla uyanıyorum. Ankara yetti bana galiba. Sabah gözümü açınca içeri dolan ışığı, daha yüzümü yıkamaya giderken kasasından ayak parmağımla açıverdiğim bilgisayarımı, kitaplarımı, resimlerimi, raflardan yeşil yeşil bakan kurbağalı objelerimi, balkonu tuvalet olarak kullansa da sevmekten vazgeçmediğim tek parmağı eksik kumrum Parmaksız Salih'i, yaprakların arasında mücevher gibi parlayan meyveleriyle turunçları, göğe kalem gibi yükselen palmiyeleri, çılgın begonvilleri, sonbaharla binbir renge bürünen sarmaşıkları, jakarandaların bulutumsu mor çiçeklerini, karabiber ağaçlarını, denize açılan sokakları, nereye gitsen karşına çıkan denizi, dağların eşsiz silüetini, falezleri, sinema çıkışı Kır Kahvesi'nde bir bardak çay içmeyi, bütün parkları, güneşin gökyüzünü kızıla boyayarak batışını, Yat Limanını, bereketli pazar yerlerini, hasılı evimi ve şehrimi ÖZLEDİMMMM...