.

.
.
Kar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Şubat 2012 Çarşamba

ANKARA'YA ÖZLEM


Tekmil ufuklar kışladı
Dört yön, onaltı rüzgar
Ve yedi iklim beş kıta
Kar altındadır.
........
Duvarları kara sabır taşından
Kar altındadır varoşlar,
Hasretim nazlıdır Ankara,
Dumanlı havayı kurt sevsin
Asfalttan yürüsün Aralık,
Sevmem netameli aydır.
Bir başka ama bilemem
Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
Kalbim, bu zulümlü sevda,
Kar altındadır.

Gecekondularda hava bulanık puslu
Altındağ gökleri kümülüslü
Ekmeğe, aşka ve ömre
Küfeleriyle hükmeden
Ciğerleri küçük, elleri büyük
Nefesleri yetmez avuçlarına
-ilkokul çağında hepsi-
Kenar çocukları kar altındadır.

Hatıp çay'ın öte yüzü ılıman.
Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir'de
Karanfil sokağında gün açmış
Hikmetinden sual olunmaz değil
"mucip sebebin" bilirim
Ve "kâfî delil" ortada...

Karanfil sokağında bir camlı bahçe
Camlı bahçe içre bir çini saksı
Bir dal süzülür mavide
Al-al bir yangın şarkısı,
Bakmayın saksıda boyverdiğine
Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır.

Ahmed ARİF

Bu fotoğrafı kızkardeş yolladı, dün çekmiş, oradaki babaevimizin çok yakınındaki Kurtuluş Parkı'ndan. Her ne kadar şu aralar Antalya'da olmaktan memnunsam da Ankara özlemim depreşti. Çok sevdiğim şair Ahmed Arif'in Ankara'yı en güzel anlatan Karanfil Sokak şiiriyle birlikte koyup bir nebze hasret gidereyim dedim. Hem bu fotoğraf sevgili Endişeli Peri'nin olsun. Kurtuluş Parkı'nda ayak izlerine rastlar belki...

10 Mart 2011 Perşembe

DÜN-BUGÜN

TIKLAYINIZ VE 2 FOTOĞRAF ARASINDAKİ FARKI BULUNUZ:)




9 Mart 2011 Çarşamba

KAR ALTINDA ANKARA

İki gündür  üşüttüğümün farkındayım ama bahar kapıya dayanmışken bir sürpriz gibi geliveren bu karın güzelleştirdiği Ankara'yı sizlerle paylaşmak istedim. Bugün karın en yoğun yağdığı saatlerde çıktım dışarıya. Ayaklarımın altında ezilen karların çıtırtısı bir yandan, yüzüme, gözüme, ağzıma çarpan kar tanelerinin serinliği diğer yandan, manzaranın güzelliği derseniz doyumsuz, müthiş keyif verdi bana. Hayatımın 20 küsur yılı kesintisiz Ankara'da geçti; havaların daha soğuk, karın daha uzun süreli, evlerin kalorifersiz, havanın leş gibi kirli olduğu kışlar geçirdim. Öylesine bıkmıştım ki soğuk mutfaklardan, her nefeste ciğerlerime dolan kurumdan, buzda kayıp düşmelerden, eriyip leş gibi bir çamura dönüşen kar sularından, sabah-akşam trafiğinden evlenip Antalya'ya yerleşince "Kar, kar" diye inleyenlere uzun yıllar güldüm geçtim "Dışı seni, içi beni yakar" diyerek. Ne zaman ki pekçoğunu ardımda bıraktım Antalya'nın gökten yağmurdan başka birşey düşmeyen kışlarının, yavaş yavaş ben de özemeye başladım karın beyazlığını, çirkinlikleri örten o akpak güzelliğini. Tabii bunda artık keyfî nedenler dışında sokağa çıkma mecburiyetimin olmaması da etken. 2 yıldır kışlarım Ankara'da geçiyor ve Godot'yu bekler gibi bekliyorum kar yağmasını. Bu kış pek verimli olmayan iki kar yağışı yaşamış ve umudu kesmiştim ki cemrelerin üstüne geliverdi, hem de nasıl bir haşmetle ve şiddetle. Epeydir böylesini görmemiştik.

Bütün pisliklerin, çirkinliklerin üstünün örtüldüğü, henüz erimeye başlamadığı bir zamanda çıkmışım sokağa. Bir yandan konfeti gibi yağarken üstüme bir yandan da gözlerime bayram ettirdim.

Dolaştığım sürece bana arkadaşlık etti gökten düşen taneler. Düşündüğümün aksine sokaklar insan doluydu ve şaşırtıcıdır ki kar hepsinin yüzüne çocuksu bir gülümseme eklemişti. Kimi kartopu oynuyor, kimi fotoğraf çekiyor, kimi buz tutan kaldırımlarda kaymaya çalışıyor, karın tadını çıkarıyordu.

Güvenpark'a kadar uzandım, en bozulmamış görüntüler ordaydı. Güven Anıtı karın birikimiyle soyut bir resme dönüşmüştü sanki. Herkes Akdeniz ikliminden gelip de ilk kez kar görüyormuşcasına fotoğraf çektirmekteydi. Ankaralılar sıkıntısından şikayet etseler de karı özlemişler anlaşılan. Yağış kesilip, karlar erimeye başlayınca ve hafiften botlarım ıslanınca dönüş yoluna vurdum kendimi, dilimde ozan Ahmed Arif'in Ankara'yı en güzel anlatan Karanfil Sokağı şiirinden dizelerle:

"Dumanlı havayı kurt sevsin
Asfalttan yürüsün Aralık,
Sevmem, netameli aydır.
Bir başka ama bilemem
Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
Kalbim, bu zulümlü sevda,
Kar altındadır."


Bunlar da yol boyunca gördüğüm kardan adamlar. 

SELAM DÜNYALI, BEN ŞUAYİPCAN

Tosuncuk oğlumuz Şuayipcan (Şuayip büyük büyük dedesinin adıymış, havalı olsun diye yanına Can ekledik:) bu sabah balkona gözlerini açtı. Gelgelelim pek serkeş ruhlu çıktı, hemen sigara diye ağlamaya başladı. Neyse ki açıkhavada, içsin de sussun bari dedik verdik ağzına. Korkarım yarın da kulağını kaşıyıp "Garı istirem ben" der. Birazdan rakı servisi yapacağım, buzu kendinden nasılsa:))

8 Mart 2011 Salı

MART KAPIDAN BAKTIRDI

"Mart kapıdan baktırır" demiş çok bilmiş atalarımız, netekim gerçekten biliyorlarmış. Cemreler birer birer düştü, takvim olarak ilkbahar aylarının ilki başladı dedik, haftasonundaki güneşli güzel havaya aldandık, e buyrun bakalım bugün kış tüm haşmetiyle geri geldi. Şu yukarıdaki menekşecik de bizler gibi aldanıvermiş de karın altında başını dik tutmaya çalışıyor.

Bu fotoğrafı saat 11.00'de çektim. Lapa lapa indirmekteydi kar. Aslında dün geceden başlamıştı nazlı nazlı süzülmeye. Sabah kalktığımızda heryer bembeyazdı ama kar yağışı kesilmişti. öğleye doğru pamuk topakları halinde düşmeye başladı gökten. İki saat kadar da devam etti. Makinem Makbule ilk kez karla tanıştı bugün, onunla birlikte yağışı en iyi görüntüleyebileceğimiz yeri ararken bitişik apartmanın kömürlüğünde karar kıldık. En güzel manzara oradaydı:))
Burası Kurtuluş Parkı ve saat 16.00, kar kesilmiş, hatta işlek caddelerde erimeye yüz tutmuşken Makbule ile birlikte Parkta yürüyüş yapıp fotoğraf çektik. Hava buzz gibiydi, arada esen rüzgar dallarda biriken kar zerreciklerini savuruyordu üstümüze. Havuca dönmüş bir burunla döndük eve.

Saat 17.30. Daha kapıdan girerken başladı kar yağışı, öyle böyle değil, resmen tipi. Yarım saate kalmadan yerler karla kaplandı. Tam işyerlerinin dağılma saati olduğu için çok geçmeden trafik kilitlendi, araçlar kaydı, yollarda kaldı. Tam bir karmaşa yaşandı.

Ve saat 22.00. Araç geçişi azaldı. İnsanlar güç bela evlerine ulaştılar, el ayak çekildi. Tek-tük insan, tek tük araba geçiyor caddeden. Kar akşamki hızını kestiyse de yağmaya devam ediyor. Muhtemelen sabaha daha da beyaz bir Ankara'ya uyanacağız. İnsan en çok bu havalarda "Home sweet home" durumuna geçiyor. Halam böyle soğuk ve karlı günlerde sobanın başına geçer: "Canım er, canım ateş, s......m kardaş kapısına" derdi. Biraz poşetlik oldu ama idare edin, bu vesileyle cin gibi bir kadınken geçirdiği beyin ameliyatı sonrası pekçok şeyi unutan halama da buradan selam olsun...

30 Ocak 2011 Pazar

BU SABAH DA KAR VAR ANKARA'DA

Dün sabah uyandığımızda dışardaki beyaz örtüyü görünce çok şaşırmıştık. Hayli işlek bir cadde üstünde evimiz, o yüzden egsoz dumanı, arabaların hareketi gibi nedenlerle çok çabuk eriyip akıyor karlar burada. Sonrası felaket, gecenin soğuğuyla buza kesiyor ki pek artistik olmayan patinaj durumları çıkıyor o zaman ortaya. Geceden beri yağan kar öğleden sonra durmuş, çamurlu, sulu pek hoş olmayan bir görüntü oluşmuştu. Bugünse Pazar sabahına yakışacak bir manzaraya açtık perdelerimizi, gökten kelebekler düşüyordu adeta. Zemin ıslak, pek birikecek gibi görünmüyor ama karın yağışı çok şairane, biraz yeteneğim olsa elimde kahvem cam kenarına oturup şiir döktürebilirdim. Onun yerine ben susayım Ahmet Muhip Dranas konuşsun "Kar" şiirinden birkaç dizeyle:

"Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına
Yağsın kar üstümüze buram buram"

Bu fotoğraflar "Kutlu-Mutlu Doğum Haftam" nedeniyle doğmadan önce yurtta ve yavru vatanda başlatılan şenliklerden birer enstantane:)) Eh bu yaştan sonra da ancak bir haftaya sığar doğum günü kutlamaları. Yukarıdaki arkadaşlarımın jesti: "Kutlu-Mutlu Doğum Haftası Part One"

Bu da kızkardeşle yapılan şenlikten: "Kutlu-Mutlu Doğum Haftası Part Two". Ayın son günü doğarak memur babaya sürpriz yaptığım gerçek doğum günüm yarın, kendime Ara Güler'in "Foto Cep" kitabını ve bir şişe leylak kolonyası almış bulunuyorum hediye olarak, eh kar da şerefime yağıyor daha ne isterim. Hem yarın bir kutlama daha olacak aile arası, ay iyi ki doğmuşum ben yahu:)))

29 Ocak 2011 Cumartesi

MEMLEKETİMDEN KAR MANZARALARI

Tıklayın büyüsünler
Fotoğraflar Kızkardeş'ten...






12 Aralık 2010 Pazar

"ŞİMDİ YAĞAN KAR DEĞİL, RUHUMDUR KAR YERİNE"*

Tanıştırayım: Dursun Kardiker, haute couture modacı. Giyimindeki uyumdan da anlamış olmalısınız. Sabah bizi ziyarete gelmiş balkona, elinde beresine uyumlu bir demet sarı çiçekle. Çok mutlu olduk ama sağlığını düşünerek içeri alamadık. Balkonda bizzat ağırladım kendisini, cafe frappe ikram ettim, bir de dondurma. Kış modası, kar kristalleri, ve Balkanlardan gelen soğuk hava üzerine muhabbet ettik, sık sık görüşmek üzere vedalaştık. Sizlere de çok selamları var.
Dün akşam yeniden başlayan kar ilerleyen saatlerde hızını arttırıp neredeyse tipiye dönüştü Ankara'da, geceyarısını epey geçtikten sonra dindi. Yukarıdaki fotoğrafı saat 23.00 sularında çektim, hızla yağmaya devam ediyordu fotoğrafta belli olmasa da. Kar insanı nasıl da mutlu ediyor, birden sokağın çehresi değişti. Kirli, çirkin ne varsa üstü örtüldü, ortalığı rüya gibi bir beyazlık kapladı. Karşıdaki yurtlarda kalan kızlar kendilerini dışarı atıp çığlık çığlığa kartopu oynamaya başladılar. Kimbilir belki de güney illerden gelmiş öğrencilerdi, ilk kez kar görmekteydiler. Bir grup genç geçti sonra birbirlerini kartopuyla ıslatmaya çalışarak, arkada kalan çiftse daha romantikti, kartopu oynamaktansa öpüşmeyi tercih ettiler şu gördüğünüz ağacın altında. Yol tenha, arabalar temkinli idi. Arada üstlerine kar öbeklenmiş şemsiyeleriyle tek tük insanlar geçiyordu. Kısacası kar huzur getirmişti caddeye ve ruhlara, en azından eriyip çamur haline dönene dek. Bense hayatımın en güzel kışlarına doğru bir yolculuğa çıktım; çocukluğuma, Ankara'da karın en güzel yağdığı yere, Yenimahalle'ye doğru gittim. Annemin bir kürek karı halıya serpip süpürmesinden sonra burun deliklerime dolan ayazla karışık kar rayihasına, halının parıldayıp canlanan tüylerine, anneannemin evinde camlardan giren kar ışığıyla uyanıp sobanın korları üzerine sarkıtılmış ızgaradan yayılan sucuk ve kızarmış ekmek kokusuna, kazara balkonda unutulmuş çamaşırların donup korkuluğa dönmüş hallerine, karda debelenmekten yorgun ayaklarıma, kartopu oynamaktan donmuş ellerime ısınırken batan binlerce iğneye, üzeri beyaz yünle çarpı işi işlenmiş kırmızı yünden iki parmaklı eldivenlerime, annemin hevesle örüp ısrarla giydirmek istemesine rağmen başıma asla takmadığım berelere, boynuma sarmadığım atkılara, karlı günlerde sınıfın penceresinden giren puslu ışığa, koridorlardaki su birikintilerine, en asık yüzlü öğretmenlerin bile karın yağdığı ilk gün dudaklarında uçuşan gülümsemeye, ayakkabılarımın üstüne kaymamak için geçirdiğim kalın çoraplara, yine de her sezon birkaç kez yinelenen düşmelerime, ardından mahcubiyetle karışık patlatılan kahkahalara, gece lapa lapa yağan karı seyrederken ışıkları söndürüp göğe yükselir gibi bir duygu hissetmelerime doğru farklı boyutta bir ziyaret yapıp geldim. O günlere dönmek artık mümkün olmasa da kar hiç sevmediğim Pazar gününe bile hoşnutlukla bir selam vermeme sebep oldu böylece. Sizlerin de Pazar gününüz sıcacık ve huzurlu geçsin...

*Şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine: Cahit Sıtkı Tarancı/Kar ve Ben

4 Şubat 2010 Perşembe

AYAZ VAR AYAZ

Dün yağan kar sabah durmuş, yerlerde fazla birikmese de mis gibi bir ayaza kesmişti ortalık. Öğleden sonra bir arkadaşıma gitmek için çıktım evden. Bugün nedense sokaklar işportacı cennetine dönmüştü, her çeşitten tezgah açılmıştı kaldırımlara; kitaplar, oyuncaklar, çantalar, atkılar, bereler, iç çamaşırları, giysiler yayılmıştı yerlere. Sebebini anlayamadım, Sevgililer günü desek daha 10 gün var, kimbilir çıkar kokusu yakında. Karlar erimeye yüz tutmuştu, üşüye üşüye otobüse attık kendimizi. Balık istifi doluydu, öğle yemeğini takibeden bir saat olduğu için de soğan, sarmısak, pide, simit ve benzeri kokular içeriye doğal lokanta parfümü olarak yayılmıştı. Bol sarsıntılı, bol rayihalı, sıkış-tepiş bir yolculuktan sonra ineceğimiz durağa vardık. Çankaya yüksek bir semt olduğu için kar örtüsü daha yoğundu ve erimemişti. Bizi yukarıdaki manzara karşıladı.

Henüz el-ayak değmemiş karları görünce aşka gelip imzamı attım üstüne.


Ankara keçileri üşümüş mü, hallerinden memnun mu anlayamadım.

Çocukluk arkadaşımla bol sohbetli güzel bir öğleden sonra geçirdik, geçmiş günleri andık, eski dostların kulaklarını çınlattık, çaylar içtik, enfes bir portakallı kek yedik, hasılı felekten bir gün çaldık. Eve gitmek için ayrıldığımızda kar yeniden başlamıştı. Eski Ankara bağevinin önünde önünde küçük bir mola verip fotoğrafladık.

Bu da koca göbekli kardan adam. Kendisi bir bira ve futbolsever, muhtemelen Beşiktaşlı. Hal böyle olunca TV başında bira+patates durumları göbeği şişirmiş. Sanırım takımı yenilmiş, yüz ifadesi ondan böyle.

Haydi, şimdi bana müsaade, gidip bir bakayım kar yağmaya devam ediyor mu? Sizlere iyi geceler...

3 Şubat 2010 Çarşamba

BİRAZ KAR...



"Biraz kar, bir kadeh şarap; o benim işte
Ah Antalya! diye yanan, o benim işte
İnanma sözlerime, ben ben değilim
Bahar geldiği zaman, o benim işte..."*

*Ümit Yaşar Oğuzcan'a saygıyla...

29 Ocak 2010 Cuma

KAR ANKARA'YA YAKIŞTI

Günlerdir binbir davetle getirttiğim kar yerleri böyle güzel örtmüş, bütün pislikleri saklamış, grilikleri ak pak etmişken şöyle dışarıya çıkıp tadını çıkartmadan olur muydu? Sarındık, büründük ki gerek yokmuş hava gayet yumuşaktı attık kendimizi sokaklara. Kar havasını içimize çekip beyazlığın tadını çıkara çıkara fotoğrafladık ne gördüysek. Gerçi bir iş kazası yaşadık, erimeye yüz tutmuş karda kayıp şöyle hafiften yerle yakın temas kurduk ama varsın olsun, değdi fotoğraflara. Haydi ben susayım artık, fotoğraflar konuşsun.
















Kim demiş Ankara'ya gri, karanlık, asık yüzlü diye?