Gecenin üçünden beri uyanığm, bu ara uykularım çok kötü, Magnezyuma ara vermiştim, sanırım başlamam gerekecek. Uyandığım andan itibaren tekrar uyuyabilmek için elimden geleni yaptım ama olmadı. 60 sayfa kitap okudum, canlarım bitene kadar şeker patlattım, uyku teşrif etmedi. Döndüm durdum yatakta, sonunda sabah ezanı okunurken kalkıp duşa girdim, en azından uykusuz gözlerim ve saman gibi kafam kendine gelsin diye. Aynı şeyi dün gece de yaşadım ama bu kadar uzun sürmemişti, bir ara kalkıp evin içinde dolandım, pencereden dışarı baktım ve çınarın sallanan yapraklarının üstünde gümüş bir tepsi gibi parlayan ayı gördüm. O kadar güzel bir görüntüydü ki ninni etkisi yaptı sanırım, yatağa dönünce uyku da geldi ama bugün ııh, ne ettiysem uğramadı yanıma. Alacağı olsun.
Çınar dedim de, canım benim yeşil giysisini giydi, küpelerini de taktı, Bahar Hanım gelsin diye bekliyor ama o da görünürlerde yok, benim uyku ile elele verip bir yerlere mi kaçtılar nedir?
Yine isli, sisli, pis puslu bir güne uyandık. Antalya böyleyse başka yerler nasıldır kimbilir. Çöl tozu yetmezmiş gibi her yer kırmızı çamur. Sokağın karşısında su patladı hafta başında, iki gün boyunca en az beş kere ASAT'a telefon edilip bildirildi durum, gelen giden olmadı. Sular küçük bir derecik halinde yan sokağa sapıp caddeye kadar uzandı. Tonlarca ziyan. Sonunda gelebildiler koca makinelerle, hortumlu fil gibi yukarılara kadar su püskürterek tamir ettiler. Haliyle kazdıkları yerden çıkan Antalya'nın hematit içeren meşhur "terra rosa" toprağı suyla birleşip şahane bir kırmızı çamur oluşturdu. Tüm sokak vıcık vıcık. Güneş olmadığı için kuruyamıyor, yeterli yağmur yağmadığı için de akıp kanalizasyona gidemiyor, bakalım ne kadar çekeceğiz. Çöl tozları, kırmızı topraklar ve polenler alerjimi tetikleyip gelemeyen bahara öksürüksel besteler yaptırıyor.
Mevsime uygun bir kitaba başladım uyuyamadığım gecede: "Kıştan Sonra". Kitabın adını totem yapacağım baharın gelmesi için. Yağmurdan fırsat bulup yürüyüş bile yapamadım kaç zamandır, metalik dizlerim rutubetten adeta paslandı. Yürüyüş yapamayınca çiçeklenen ağaçları da kaçırdım. Kıbrıs akasyalarının sarı ponponları yağmurla eriyip gitmiştir, umarım mor salkımlara yetişirim solmadan.
Mahalle hafta sonu rehavetinde, ses soluk yok, tek işitilen kumru kuğurtusu ile yolun karşısındaki Medikalcinin kendi bit kadar ama sesi arşa çıkan köpeğinin hevhevleri. Kumrular sabah pencerede gölgemi görür görmez balkon demirine üşüşüp "Guguukgukguggurugukgururuguuuk" diye sesleniyorlar. Tercümesi "Madem kalktın kahvaltımızı getir kadın". Emir büyük yerden, döküyorum balkon denizliğine bulgurları, üşüşyorlar. Trump'a yardakçı bir de Netanyahu peydah oldu, kanat, kuyruk darbesiyle safdışı bırakıyorlar minyonları. Bir gün yakalayıp pilav üstü yapacağım görecekler günlerini o ikisi 😂
Öğleden sonra bir arkadaş buluşmam var, umarım yağmura yakalanmadan varırım menzile. Şimdilik sizlere iyi hafta sonları dileyerek veda edeyim.Kalın sağlıcakla...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder