Gün geçmiyor ki benim mutfakta olay çıkmasın, 2 gün evvel de portakallar ayaklandı. Neymiş efendim, son günlerde bütün ilgimi turunçlara yöneltmişim, bunlara şefkat göstermiyormuşum, atmışım suratsız elmaların arasına unutmuşum, canları sıkılmış, bla bla bla... "Elmalara niye suratsız diyorsunuz, onlar çok kalender, çok faydalıdırlar, arkadaşlık etseniz ya işte ne güzel, biraradasınız" diyecek oldum, "Hiç elmayla portakal toplanır mı, matematik kitaplarında bile yok" dediler. "O armut olacaktı ama hadi neyse" dedim, arkamı döndüm yürüyordum ki içlerinden en okkalısı seslendi: "Nereye gidiyorsun, kime konuşuyoruz? Ailemizin soyadını verdi diye sürekli turunçlarla ilgilenip ayrımcılık yapmanı kınıyoruz, bir kere biz bu familyanın en sevilen, en rağbet gören bireyleriyiz, kıymetimizi bilmiyorsun. En küçüğümüz mandalinalara bile etkinlik düzenledin ama bize gelince tıs yok". Düşündüm, haklılardı, hakikaten ihmal etmiştim bu ara onları. "Haydi o zaman" dedim, "girin sıraya, havuza götüreceğim sizi ama önce duşlara, yıkanmadan olmaz". Bağrış çığrış yığıldılar çeşmenin başına, herbirine ellerimle duş aldırdım, yetmedi bir de keseledim, pırıl pırıl oldular.
Daire şeklinde desenli mayolar giydirip cam tavanlı bir havuza, suyun içine hepsini yerleştirdim. "Haydi bakalım" dedim, "yüzün, serinleyin, oynaşın bir gün boyunca". Çıktım gittim mutfaktan gürültülerini duymayım diye. Ertesi gün yanlarına geldiğimde ben gülümseyen yüzlerle karşılaşacağımı zannederken hepsinin suratından düşen bin parçaydı. "Hayrola" dedim, "yaranamadım galiba, havuz sefasından hoşlanmadınız mı?". "Üşüdük" diye çığrındılar, "saunaya girmek istiyoruz". "Emriniz olur" diyerek aktardım sauna kabına, "haşlanın keratalar" dedim, "yarım saatten önce de çıkmak yok". Süre sonunda baktım hepsi mayışmış ama nasıl güzel kokuyorlar. Hiç ses etmeden uykuya yatırdım, ertesi güne kadar da uyandırmadım. 3. gün yanlarına yanaştım sessizce, "Atem tutem ben seni/Şekere katem ben seni/Akşama baban gelende oy/Önüne atem ben seni" türküsünü söyleyerek uyandırdım, verdim ellerine şekerlerini ve tekrar yolladım saunaya. Süre dolduğunda aman nasıl tatlanmış, güzelleşmiş, mis gibi kokmuşlardı sormayın. Bir tanesi sizin için poz verdi, aşağıda:
Efendim, gökten üç portakal düşmüş; biri "Portakal Masalı"nın tarifini yazan Beste'nin başına, biri dramatize edip sahneye koyan benim başıma, üçüncüsü de siz izleyicilerin başına...
Uygulamak isteyenler için Beste'nin tarifi:

