Dün cezaevi müzesini ziyaretimiz bittikten sonra sıcağa pek aldırmadan Ulucanlar semtinin ara sokaklarına daldık. Bunca yıldır Ankara'da yaşarım buraları ilk kez gördüm. Zaten yakında sadece sokaklar kalacak korkarım, evler yıkıldım yıkılacağım diyor. Tüm eskiliğine ve köhneliğine rağmen takip ettiğimiz yollar karşımıza hoş sürprizler çıkarıverdi zaman zaman.
Pastadan bir dilim alınıvermiş gibi değil mi?
Ya bu uçan pantolona ne dersiniz?
Bu tıknaz minareli camiin minaresi kadar ismi de ilginç. Hiç böyle bir cami adı duydunuz mu: HEMHÜM CAMİİ
Ya bu vitraylı pencereleri nasıl buldunuz?
Sadece biber değil pet şişe de kuruturuz icabında...
Kapı açık, arkanı dön ve çık:))
Her tür terkedilmiş bina itinayla kurutma merkezi olarak kullanılır
Halis ile Yunus. Beni elimde fotoğraf makinesiyle görünce büyük olan küçüğe eğilip "Karı bizim resmimizi çekcek" dedi. Yanaştım, "Haydi, poz verin" dedim. Söylediğini duyduğumu anlayınca utandı, "Halis'i çek" dedi. "Olmaz, ikinizi de çekmek istiyorum" deyince de hemen poz verdi. Yunus'muş adı. Arkadaş olduklarını öğrendik, çok yakışıklı olduklarını söyledik ve el sallaşıp ayrıldık. Hüzünlü cezaevi ziyaretinin üstüne iyi geldiler...