.

.
.
Sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2024 Cuma

SONBAHAR-Kİ DOYUMSUZ BİR AŞKIN SONUDUR* / 29 KASIM

Ankara'ya fena halde kış geldi dostlar, üstelik erken geldi, ben daha sonbahara doyamamıştım. Hafta sonu ve hafta başı karlıydı ama bizim mahalle o kardan pek nasibini almadı. Akşamdan uçuşan zerreler halinde yağmaya başlamıştı ama sabah ortalıkta ilaç için tek bir beyazlık göremedik. Bir süre sonra yüksek yerlerden fotoğraflar düşmeye başladı, bayağı bayağı tutmuş, her yer bembeyaz. Bizim Umutçiko kardan adam bile yapmış. Semtimiz çukurda kalıyor, caddemiz çok işlek yağsa da egzos sıcağıyla eriyor. Sadece pazartesi günü ben uyurken başlayan kar sabahleyin ağaçları, çatıları, araba üstlerini biraz ağartmış. İki saate onlar da eridi gitti, geriye ayazını bıraktı.

Hollanda gezimizde sonbahara doyamamıştım ama dönüşte Ankara bana benzer görüntüler, hatta yer yer daha güzellerini sundu. Park ve Bahçeler Müdürü olarak epeyce park dolaşıp fotoğraf çektim, biraz seyredelim mi?






Yukarıdakiler kar yağmadan 2-3 gün önce Botanik Parkı'ndan...



Bu ikisi düzenlemesi bitirilip halka açılan Güvenpark'tan, aynı gün...







Kurtuluş Parkı'mızdan...






Ve dün gittiğimiz Saraçoğlu Mahallesi'nden. Eskiyen ağaçları kırpıp kırpıp heykel yapmışlar 😊

Park ve Bahçeler Müdürü güzel bir gün diler...

*
Sonbahar -ki acının değişmez dipnotudur-
Sesinin solgun göğünde
Küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur.
Savrulur her yana kavruk kelimelerle,
Yüreğini acıyla buruşturur.
Bakışının pasıyla zırhlanan dünya,
Binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına
Sonbahar -ki doyumsuz bir aşkın sonudur.

Metin ALTIOK

Saygıyla...

23 Kasım 2012 Cuma

SONBAHAR

Bugün yaptığım uzun yürüyüş sırasında tesbit ettim ki Antalya'ya sonbahar hafiften gelmeye başlamış. Buyrun siz de test edip onaylayın:



















4 Aralık 2011 Pazar

HAFTASONU RAPORU


Birkaç gündür yeni birşey yazmadım ama boş da durmadım. Haftayı hoş anılarla kapattım. Bugün sonbaharın son günlerinin tadını çıkarmak için uzun bir yürüyüş yaptık, her zamanki gibi mola yerimiz Kır Kahvesi, yorgunluk iksirimiz çay idi. 


Doğa o kadar güzel, renkler o kadar baştan çıkarıcı ki insan her gördüğünü fotoğraflamak istiyor. Ayaklarımızın altında kuru yaprakları çıtırdatarak, tepemizden sürüler halinde uçan göçmen kuşları seyrederek, ceplerimize neşe palamutları doldurarak, ummadığımız ağaçlarda açan doyumsuz güzellikteki çiçeklere şaşırarak uzun uzun yürüdük. Haftayı gözümüzü renge, gönlümüzü sonbahara doyurarak kapattık.


Hafta içi bir de konuğum vardı: Kara Kitap. Bütün bir günü birlikte geçirdik, Antalya güzel havası ve manzarasıyla bize eşlik etti. Yürümekten bacaklarımız ağrıdı ama pes etmedik, kâh deniz kenarında kâh parklarda dolaştık, yedik-içtik, bol bol sohbet ettik, güldük söyledik. Kara Kitap'ın cebine Antalya anıları doldurup evine yolcu ettik. Ne iyi ettin de geldin Kara Kitapcım, her zaman bekleriz, yine gel e mi.


Bu haftanın sanatsal etkinliği ise dün akşam gittiğim "Igudesman&Joo İkilisi"nin "A Little Nightmare Music" isimli showu idi. Son zamanlarda izlediğim en güzel show idi. Klasik müzik, parodi, zeka, yetenek harmanlanmış ve bu çok keyifli gösteri çıkmış ortaya, bayıldım. Daha parodisel bir durum da bizzat önümdeki koltukta yaşandı. Ön koltukta oturan beyefendi başını arkasına yaslayıp derin bir uykuya geçtiği yetmezmiş gibi tempolu bir şekilde horlamaya başlamasın mı? Sonunda yanındaki kadının dürtmesiyle uyandı ve uyanır uyanmaz da şiddetli bir alkışa başladı. Paratoner gibiyim yahu, nerde anormallik varsa çekiyorum:)  Neyse gösteriden küçük bir bölüm izlemek isterseniz resmin üstünü tıklayın lütfen.

Bitirirken bir kez daha hatırlatayım, Yeni Yıl Kartı Etkinliği için yarın son gün, katılmak isteyenler, katılıp da adres yollamayanlar lütfen mail adresime posta adreslerinizi yollayın. Yarın akşam yayınlayacağım listeyle etkinliği kapatacağım. Dahil olan herkese teşekkür ediyorum...

22 Kasım 2011 Salı

BİR MEVSİM


"Bir mevsim o yollarda, o yaz bahçelerinde
Günler vererek elele hülya gibi geçti
Yapraklar uçarken kuru dallar üzerinden
Ömrün daha bir mevsimi rüya gibi geçti..."

 Söz: Munis Faik Ozansoy, Beste: Muzaffer İlkar, Makam: Nihâvend
Şarkıyı dinlemek isterseniz TIK

22 Ekim 2010 Cuma

BİR SONBAHAR GÜNÜNE SIĞDIRILANLAR...

Tanıştırayım: Solda, ayaktaki Leylak Hanumefendi, oturan ise Prenses Şuşu. 2 saat oturup gevezelik ettikten sonra fotoğraf çekmediğimizi ayrılacağımız anda hatırlayınca ben de müthiş yeteneğimi konuşturup paintte cızıktırdım kendimizi. Benimkisi bir cahil cesareti, Şuşu'nun güzelim çizimlerinden sonra benim acemi şekilimsilerimi hoşgörürsünüz artık. Belki güzellerini Şuşu çizer. Ama ben beceriksizliğimi bahane ederek kendimi daha genç ve zayıf, Şuşu'yu olduğundan daha yaşlı ve şişman çizdim. Ni ho ho, yaşasın kötülük:)))

Eh, bari buna bakın da gözünüz gönlünüz açılsın. Şuşu'dan şirin olmasın, bu mavi saçlı Şirine Antalya'ya gidip kitaplığımın yan duvarında yerini almak için sabırsızlanıyor. Ama bir süre daha sabretmesi gerekecek. Ben bu harika çizime, onu çizen Şirine'nin güzelim saçlarına, gülen pırıltılı gözlerine, o tatlı gülümsemesine, samimiyetine ve sıcaklığına bayıldım. Seninle geçen zaman harikaydı Şuşucum...

Şuşu'dan ayrıldıktan sonra günler sonra kavuştuğumuz güzel havayı ağrıyan, hem de çok ağrıyan dizime rağmen değerlendireyim istedim. Sonbahar renkleriyle donanmış ağaçların güzelleştirdiği Ankara sokaklarında biraz yürüdükten sonra Gençlik Parkı'na bir ziyaret yaptık.

Uzun süre bakımsız, harap durumda kalan, Ankara'nın simgesi Gençlik Parkı geçen yıl düzenlenip yeniden halka açılmıştı. O zamandan beri iki kere gitmiştim, hala tamamlanmamış şeyler vardı, son halini görelim istedim. Gölün etrafında, köprülerde, ağaçlar arasındaki yollarda dolaşıp durduk. Çocukluğumu, gençliğimi aradım ama heyhat mekan aynı ama ruhu gitmiş, hiçbir iz bulamadım. Parkın simgesi, girişteki su kaskatlarının altında karşılıklı yer alan iki heykel artık eski yerinde değildi, parkı gezerken keşfettik ki arkalardaki idare binasının girişine konulmuş. Ankara'yı ziyarete gelen ya da orada yaşayan kişilerden çok azının bu heykeller önünde fotoğrafı yoktur, öylesine parka has birşeydi. Ne yazık ki artık bulundukları yerde kaderlerine terkedilmişler.

Sonbahar havası parka da hakim olmuş, temizlik görevlileri yere düşen yaprakları süpürüp dururlardı ama nasıl mutsuz bir yüz ifadesiyle. Dışardan şairane görünen şeylerin özneleri bu durumdan aynı tadı alamıyorlar ne yazık ki.

Oldukça uzun süren yürüyüşün sonunda eve kilitlenmiş bir dizle ama keyifli döndüm. Sonbahar bitmeden tadını çıkarmak gerek, diz öyle de böyle de ağrıyor nasılsa:))