.

.
.
Sıkıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sıkıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2010 Pazar

SICAK, SIKICI, UZUN HAFTA SONU

Bugünkü konumuz "Sıcak, sıkıcı ve uzun bir Cumartesi günü nasıl geçirilir?" üzerine olacak sevgili kârîlerim. Böyle yazınca kendimi çocukken dinlediğim "40 Yıl Geçti Aradan" isimli sohbet programını sunan Refik Ahmet Sevengil gibi hissettim. Bizim zamanımızda İlber Ortaylı, Murat Bardakçı mı vardı, Refik Ahmet Sevengil, Burhan Felek dinleyerek öğrenirdik geçmişimizi, muhtemelen bu adını andıklarım da onları dinleyerek büyümüştür. "40 Yıl Geçti Aradan" program cıngılı başlarken bir eski zaman kantocusunun, muhtemelen Peruz Hanımın şarkısı yankılanırdı:

"Ateş gibi yanmıştı avuçlarında elim
Göğsüme dayanmıştı benim güzel sevgilim"

Bunu takiben de dâvudî bir ses "40 Yıl Geçti Aradan" anonsunu yapardı.

Konuyu dağıttım yahu, sıkıntımı nasıl dağıttığımı anlatacaktım aslında. Hava öyle sıcak öyle sıcaktı ki kafanızı balkona değil de alev alev yanan bir fırına uzatıyordunuz sanki. Antalya'nın ünlü poyrazı huzurlarımızdaydı yani. Şehrin "Caretta Caretta" cinsinden olan ahalisi bir şekilde denize ulaşmış, çorba kıvamındaki sularda cıpcıplayıp serinlemeye çalışadursun biz kara tosbağaları kabuğumuzun içinde sıcağa ve sıkıntıya çözüm aramaktaydık.

Klima açmadım, poyraz adamı kavursa da en iyi tarafı nemi yoketmesidir. Bu da ter dökmeyi bir ölçüde azaltır. Vantilatörün çaprazdan sağladığı sunî rüzgar eşliğinde film izledim bugün: "Vicky Christina Barcelona". Evvelki yıl festivalde oynadığı seans vizyon şansı olmayan bir Avrasya filmiyle çakışınca diğerini tercih etmiştik. Ne zamandır DVD si bir kenarda izlenmeyi bekliyordu, bu sıcak ve sıkıcı haftasonuna kısmetmiş. Yönetmenliğini Woody Allen'in yaptığı film harika manzaralar, enfes güzellikte kadınlar ve yakışıklı erkekler resmigeçidi gibiydi. Barselona görüntüleri eşliğinde karmaşık ilişkilerin konu edildiği filmin baş erkek oyuncusu Javier Bardem'i nedense fena halde Emre Kınay'a benzettim. Eski eşi ve sevgilisi rolündeki Penelope Cruz ve Scarlett Johansonn ise arkadaşlarımın kızlarının kopyası gibiydiler. Yani filmin oyuncularına karşı hiç yabancılık hissetmedim:) Sonuç itibarıyla hoşça vakit geçirten eğlenceli bir filmdi. Bence tek eksik Christina'nın Gaudi'ye olan tutkusundan dolayı Barselona'ya gitmesine rağmen ne Park Guel'in, ne Sagrada Familia'nın, ne de Casa Mila'nın şöyle göz-gönül doyuracak uzunlukta gösterilmemesi idi.

Eh, bir film öyle boş boş izlenmez değil mi, yenmeli, içilmeli bu esnada. Kahve, soda, limonata gibi sıvılar mideye yollanırken şu yukarıdaki garabet meyve "hünnap" da ihmal edilmedi. Kekremsi etli kısmı yendikten sonra sivri çekirdeği de kemirilerek dolaşıldı Barselona sokaklarında. Güya çok faydalıymış, eh yedik işte görelim faydasını.

Elimdeki Mark Levy kitabı "Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey" bitti bugün, ahım şahım birşey değildi ama Mark Levy'yi tanımış oldum. Yanımda 3 kitap getirdim Ankara'dan; bu, "Manzaradan Parçalar" ve Joyce Carol Oates'in "Güzel Bir Kız" adlı romanı. Şimdi "Güzel Bir Kız"a başlayacağım. Orhan Pamuk ara sıra okunur yine bölüm bölüm.

Ovvv, bu post çok uzamış. Sıkıntı anlatan yazıyı sıkılmadan okuyup buraya kadar gelebildiyseniz tebrikler. Haydi ben kaçar, sıcak ve sıkıcı bir de Pazar günü var önümüzde, kolay gelsin...

22 Temmuz 2010 Perşembe

NE YAPSAK, NE YAPMASAK

Ne mi yapıyorum? Ne yaptığımı kendim de bilmiyorum. Bu yıl leyleği havada falan da görmedim ama leylek kadar kilometre yaptım sanki. İki gündür şöyle geçiyor günler:

-Ne götürsek, ne götürmesek?
-O çanta bu ayakkabıyla olmaz, mecburen yanımıza bir çanta daha alsak (işin içinde düğün var ya).
-Bu tshirti yedeklesek de mi saklasak, yedeklemesek de mi saklasak?
-Alışverişe gitsek, ne alsak, ne almasak?
-Fiyatta uzlaşmaya çalışırken sesini yükselten satıcıya çemkirsek, yetmedi bir daha çemkirsek.
-O sinirle fırından yeni çıkmış Ankara simidine saldırsak, yanında ayran mı içsek kola mı içsek?
-Kitapçıda geçen haftaki alışveriş sırasında rastlaşıp şakalaştığımız kişiye bir daha rastlayıp şakalaşsak.
-Başka bir mağazada bu defa tezgahtara kızıp çemkirsek, gün itibarıyla bütün satıcıların bize karşı olduğunu düşünsek.
-Almayı düşündüğümüz obje için bir sürü yol gitsek, sonunda dükkanın kapanmış olduğunu görsek, sinirden çatlasak.
-Başkasının karıştırıp dağıttığı sonra da çekip gittiği mağnetler için kibar görünmeye çalışan personel tarafından "Ben yardımcı olsam?" şeklinde üstü kapalı uyarılsak, yeterince çemkirdiğimizi düşünüp bu defa çemkirmesek.
-Tam eve yaklaşmışken en önemli şeyi almayı unuttuğumuzu farketsek, geri dönsek.
-Başka şeyler almak için gittiğimiz aynı parfümeri mağazasında her alışverişte "nemlendirici" alma konusunda ısrar edilsek ve neden nemlendirici kullanmadığımızı her seferinde açıklasak.
-Tek parça halinde eve dönmeyi başarıp ütü yapmaya kalksak, ütünün fişini taktığımız anda elektrik kesilse, 1 saat tekrar gelmesini beklesek.
-Bu kadar dolaştıktan sonra dizimizin ağrısı azsa, sabaha kadar uyuyamasak.
-İstanbul'a gitsek, hepsini unutsak, dizimizi biraz daha ağrıtıp dönsek.
-Maddeleri sıralayıp bitirdikten sonra neden çoğul kullandığımıza şaşıp şaşıp kalsak...

Not: Fotoğraf Bafa Gölü'nden. Müşteriden kalan ekmeklerin davetsiz misafirleri.

18 Mart 2010 Perşembe

SORGULAMA


  • Evham ve endişe insanın yüreğini kemiren bir kurt mudur?
  • Eğer öyleyse bu kurdun etki etmediği bir insan türü var mıdır?
  • Varsa bu türün XXXL ruhuna yatay geçiş yapılabilir mi?
  • Göğüs ve karın bölgesi arasında sürekli yıkanan çamaşırlar kuru temizlemeye verilemez mi?
  • Bu çamaşırın suyuna yürek civarında batırılan ucu açık kablonun yarattığı elektrik çarpmasını engelleyecek bir yalıtım yöntemi yok mudur?
  • Hızlanan kalp atışlarının ritmi bir beste yapılarak değerlendirilebilir mi?
  • Kafada kurgulanan senaryolarla çekilen filmin Oscar alma olasılığı nedir?
  • Üzülmek de bünye için bir ihtiyaç mıdır?
  • Bunca gerilim ve eziyetin sonunda endişe edilecek bir durum olmadığı anlaşıldığında duyulan mutluluk mazoşist bir zevk midir?
  • "Bir dahaki sefere asla!" şeklinde verilen sözler neden tutulmaz ki?
  • Gerilen kaslar sonunda gevşediğinde oluşan sarkmalar insanı kaç yaş ihtiyar gösterir?
  • Şu kısacık ömürde üzülerek geçirilip ziyan edilen üç-beş günün hesabını kim verir?
Hımmm!.. En iyisi ben Snoopygiller'den Lucy'nin psikiyatri tezgahında seansı 5 centten bir görüşme ayarlayayım. Gerçi onun kendine hayrı yok gibi görünüyor ama:))

Görsel: Buradan