.

.
.
Parklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Parklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2012 Pazartesi

ANKARA İÇİN GÜL VAKTİ


Nihayet evden dışarı çıkabildim dün. İyi ki de çıkmışım, Ankara'ya henüz tam anlamıyla yaz gelmemiş ama bahar en güzel demlerini sürmeye devam ediyor. Sokaklarda güller çıldırmış, hanımelleri coşmuş, iğdeler keyiflenmiş, mis gibi kokuyordu heryer. Kim demiş Ankara gridir diye, bakın bakalım öyle miymiş...




Her apartmanın giriş kapısını güller sarmış, hem ne iştahlı, ne iri, ne güzel güller. Çoğu da kırmızı.



Yalnızca güller değil hüküm süren; parklar, bahçeler de yeşermiş, ağaçlar donanmış, pek iç açıcıydı pek. Onca domestik faaliyetten sonra ilaç gibi geldi doğrusu. 

Dünkü botanik turunun üstüne bugün niyetim kültürel kontrol, şöyle bir kitapçıları dolanayım diyorum. Haydi müsaadenizle...


6 Mayıs 2012 Pazar

YÜRÜDÜK


Uzuuun, upuzun bir yürüyüş yaptık bugün, hava sıcak ve nem oranı çok yüksekti. Yürürken pek farkına varmadım ama eve gelince pestil gibi serildim. 

Bugün hep falezlerin üstünden seyrettiğimiz denizi daha yakından görelim diye varyantı inip sahile, Beachpark'a gittik. Dalgalıydı ama büyük bir kısmı turist nüfusu olmak üzere epeyce denize giren vardı. Ayrıca hemen girişte sanırım uluslararası düzeyde bir okçuluk şampiyonası vardı, tribün ve saha hazırlanmış yarışma devam ediyordu, oldukça kalabalıktı.


Atlı polisler de devriye gezmekteydiler. Atların güzelliğine hayran oldum, bir hayvan bu kadar mı estetik olur.


Varyanttan iniş ve sahildeki uzun yürüyüşün ardından soluklanmak için dalları çadır misali gölge vermiş, kıpır kıpır yapraklı bir çınarın altındaki masaya yerleştik. Çaylar evdeki tadı taşımasa da Sait Faik'in öykülerine eşlik etti herşeye rağmen.


Yeterince dinlendiğimize karar verince yürüyüşe devam ettik. Bahar coşmuş Antalya'da, lakin sıcaklar da geldim geliyorum diyor, ay sonuna kadar idare ederiz ama sonrası zor. o zaman ver elini Ankara.


Güllerin rengine bayıldım.


Bu güzel sarı çiçeklere selam çakarak yürüyüş yönünü falezlerin üstüne çevirdik, Yaklaşık 100 basamaklı bir merdiveni tırmanıp diğer parka çıktık, uzun bir tur da burada atıp ikinci molayı verdik. Park gelin kaynıyordu. Tam 6 tane saydım; neredeyse hepsi çok gençti, damatlar da. Hevesli hevesli poz veriyorlardı. Ne diyeyim Allah tamamına erdirsin, mutlu etsin. Onlar ersin muradına, biz çıkalım kerevetine.

21 Ocak 2012 Cumartesi

PARKTA BİR ÖĞLEDEN SONRA (Böyle bir dizi mi vardı bir zamanlar?)

Bir haftadır insanın içini donduran soğuk yüzünden mahkum olduğum ev hapsini dün havanın ılındığını anlar anlamaz sona erdirdim. Almam gereken birtakım şeyleri bahane ederek çıktım evden ama asıl niyetim yürüyüş yapmaktı, o yüzden epeyce uzakta olan alışveriş merkezine yayan gitmeye karar verdim. Yolum eskiden çalıştığım okulun önünden geçiyordu, içimde en ufak bir özlem olmadan bakarken eflatunumsu bir pembeye boyanmış duvarlarına ders zili çalmaya başladı; değişmiş, "Für Elise" çalıyor ama nasıl bir "Für Elise". Borazanla çalsalar ancak bu kadar kötü bir ses çıkardı, "Für Elise" "Für Elise" olalı böyle zulüm görmedi desem yeridir. Beethoven bu sesi duysa kemikleri öyle bir sızlardı ki, romatizma oldum diyerek mezarlıktan fırlayıp en yakın doktora koştururdu. Hoş duyamazdı ya, belki de adamcağız eserlerine yapılacak berbat icraları duymamak için özelllikle sağır etmişti kendini.

"Für Elise"nin bünyede yarattığı nahoş duygudan kurtulmak için yolumu uzatıp parktan dolaşmaya karar verdim. Kapıdan içeri adımımı atar atmaz beni şu manzara karşıladı:


Gözalabildiğine mavi deniz, gökte güneş ve sırtlarını güneşe vermiş Beydağları. Bu Beydağları'nın rahatı beyde yok valla (gerçi kendileri de bey ya, bir an aklımdan çıkıvermiş), önlerinde deniz, tepelerinde güneş 4 mevsim, 12 ay plaj keyfi yapıyor hasbalar. Ebedi sayfiye hayatı.  Ha sıkıldılar mı deniz-güneş-kum olayından, az yukarılara çıkıp kayak yapmaları da mümkün. Şanslı keratalar vesselam.


Gördüm ki Amerikan sarmaşığı çırılçıplak kalmış, yalnız insanların değil sarmaşıkların da saçları ağarırmış diye düşündüm. Sürekli kızıla boyattığından bir de yıpranmış garibinkiler, kurumuş çatallanmış. Acilen "Bahar Kuaför"e gitmesi lazım. 

Yakınlarda çok fazla okul olduğundan karnesini alan kendini parka atmış, ortalık ergen kaynıyordu. Kimi şişeden birayla kafa çekiyordu, kimi de fotoğraf. Ömrümün neredeyse üçte biri yüzlerce ergenin arasında geçtiğinden artık tek bir tanesine bile tahammülüm yok, hızla uzaklaştım popülasyonlarının yüksek olduğu bölgeden. Daha sakin sulara yöneldim, emekli amcaların işgal ettiği denize bakan bankların sıralandığı patika boyunca yürüdüm. Çoğu birbirine benzeyen bu amcalar gözlerini ufka dikmiş, muhtemelen üç aylıklarına yapılacak zamları ve ayın sonunu nasıl getireceklerini düşünmekteydiler. Onları kemiklerini ısıtan güneşleri ve düşünceleriyle başbaşa bırakıp devam ettim yoluma. 


Bu yukarıdaki modelden de çok vardı, kimseye zararları yok, manzaradan, etraftan habersiz birbirleriyle meşguldüler. Bunların ilerde "O ağacın altını şimdi anıyor musun" şarkısını sık sık tekrarlayacaklarından eminim.


Göletin etrafında bir tur atıp öpüşen çiftleri vak vak nidaları arasında röntgenleyen ördeklerle, çiçek açmış aloe vera bitkilerini arkamda bırakarak çıktım parktan. Oranın huzurlu, asude havasından alışveriş merkezi karmaşasına doğru sürükledim ayaklarımı kendimle birlikte...