Güneşli ve pırıldak bir Antalya sabahına uyandım ama içimde dışarı çıkma isteği yok bugün. Camdan içeri giren güneşin aydınlatıp ısıttığı kanepe cümle park ve cafelerden daha cazip gelmekte şu an. Günlük geleneksel işleri tamamlayıp bilgisayar başında da yeterince oyalandıktan sonra mutfağa gidip birkaç yıl önce Bülent Özveren'in yarışmasında kazandığım nostaljik görünümlü minnacık radyomu açtım, çağıldayarak şu türkü başladı: "Kahve olsam tavalarda kavrulsam/Toz duman olsam dağ başında savrulsam". Eşlik ederek ocağı silip eviyeyi ovdum, bulaşık makinesini boşalttım (aklıma gelmişken, kahveli blogumuzu ihmal etmiyorsunuz değil mi:). Sonra soyadı "Hatapçı" olan birinin hazırladığı program başladı. "Hatapçı" sözcüğünün çağrıştırmasıyla babamın anlattığı bir anı geldi aklıma. Babam ve birkaç arkadaşı epeyce gençken radyoda yayınlanan istek programından bir türkü istemeye karar vermişler. Maksatları türkü dinlemek değil dalga geçmek olduğu için istek mektubunun altına kendi isimlerinin yerine memleketlerindeki bazı kişilerin isim ve lakaplarını yazmışlar: "Umuş, Mavuş, Hatçana, İrecep, Hatapçı'nın Abdullah". O zamanlar dinleyici sayısı da, istek de bulunan sayısı da bu kadar fazla olmadığı için her istek çalınıyor. Bir süre sonra babamların istediği türkü de çalınmış ama şu anonsla: "Şimdi de Abdullah ve arkadaşları için çalıyoruz." :) Babam demişken "İmza: Kızın"la ilgileniyorsunuz değil mi, ilgilenin ilgilenin, sayenizde belki birkaç çocuk daha eğitim olanağı bulur. Haydi elim değmişken size kitabın tanıtım filmini yayınlayayım:
Yukarıdaki fotoğraf "ne iş?" diyorsanız anladığınız üzere Türkan Sultan'ın hayatını okumaktayım kendi kaleminden. Hiçbir zaman idolüm olmadı, ben Filiz Akın'cıydım ama kitaptaki fotoğraflara baktıkça ne kadar güzel bir kadın olduğunu farkediyorum. Anı ve biyografi okumayı her zaman sevdim, bunu da gayet keyifle okuyorum. Sultanın hayranı iseniz öneririm...