Bir Pazar nasıl geçer:
-Çok geç yatıldığı için sabah 11.00 de zor bela uyanılır ve yataktan sürünerek kalkılır.
-Peynirin tadı beğenilmediği için yapılan kahvaltıdan hiçbir zevk alınmaz, oysa ki kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olduğuna can-ı gönülden inanılır.
-Arka arkaya iki parti çamaşır aceleyle çamaşır makinesine tıkıştırılır; birinci parti asılır, ikinci partinin makineden çıkarılması için hane halkına talimat verilir.
-Yine aceleyle bir nescafe yuvarlanır, hazırlanılır ve evden çıkılır.
-Üçüncü adımda yağmur başlar, bir gün önce sokaktan 4 liraya temin edilen eflatun saplı, eflatun desenli şeffaf plastik şemsiye açılır, "Katibim" şarkısı sessizce terennüm edilerek ve şemsiye döndürülerek yola devam edilir.
-Çiçek açan ve hatta yapraklanan ağaç sayısında artış olduğu memnuniyetle gözlenir.
-Bir süre sonra yağmurun durduğu ve şemsiyenin boşyere başın üzerinde taşındığı farkedilip kapatılır ve baston işlevinde kullanılmaya başlanır.
-Sokakların ne kadar kalabalık ve seyyar satıcıların ne kadar çok olduğuna şaşırılır.
-Horoz şekeri satıcısı görülüp bir kez daha şaşırılır.
-Nisan ayı itibarıyla sokaklarda yiyecek olarak simit, bardakta mısır, elma ve horoz şekeri, kestane ve ilaveten çağla satıldığı tesbit edilir.
-Sonunda metro istasyonuna ulaşılıp Ankaray trenine binilir, birkaç dakika sonra inilecek istasyona ulaşılır.
-Bir gün önce kararlaştırılmış buluşma için sevgili blogger arkadaşım
Hüznün Tadı'nı beklemek üzere Liva Pastanesi'ne yerleşilir.
-Bekleme süresi uzayınca bir karışıklık olduğu anlaşılır ve neyse ki pastanenin aynı adı taşıyan biraz ilerideki diğer şubesinde buluşulup muhabbete başlanır.
-Uzun uzun sohbet edilir, gülüşülüp konuşulur. Oturma süresi uzayınca genç garson tarafından ekstra ikramla ödüllendirilir ya da artık gidin demeye getirilir:))
-Böyle sıcak ve güzel insanlarla tanışmaya vesile olduğu için blog alemine teşekkür edilir.
-Güzel bir Pazar günü böylece sona erer, gökten üç elma düşer, üçünü de ben yeriiiiiiiim:))