Yanılmıyorsam üniversiteye hazırlık kursuna gidiyordum. Sıkışık tepişik bir otobüste, güç bela bir yerlere tutunarak Kızılay'dan eve dönmeye çalışırken oturduğu koltukta kitabını okuyan bir genç çekmişti dikkatimi. Daha doğrusu genç değil de, elindeki kitaptı dikkatimi çeken, karikatürümsü bir kapakta yazan isim şuydu: "Dünya Poturunu Çıkarıyor/Nikolay Haytov". Bulgar bir yazarın öyküleri olduğunu iki-üç yıl sonra Bilgi Yayınevi'nin labirentimsi loş kitabevinde standlardan birinde görünce öğrenmiştim, kitabı okumak kısmet olmasa da sonradan kitabın adını taşıyan öyküye bir yerlerde denk gelmiştim. Küçük bir kasabada yemeni, çarık yapan esnafın işleri hazır ayakkabı satan bir tüccarın kasabaya gelmesiyle bozulur. Herkes çarığı, poturu (potur, dizkapağına kadar geniş, dizden aşağısı arkadan büzgüyle daralan bir tür pantolon) çıkarıp ayakkabı giymeye başlar. Kazançları azalan çarıkçılar başbaşa verip ayakkabıcıyı dereye atmaya karar verirler. Ali adında yaşlı bir Türk bu gençleri karşısına alıp "Ustalar" der, "iş kundurada, ayakkabıda değil, tüccarı dereye atsanız da nafile. Dünya çarığını, poturunu çıkarıyorsa buna karşı koyamazsınız, sizin de uymanız gerek. Yemeniyi, çarığı bırakıp ayakkabı yapmayı öğrenin".
Şu günlerde sık sık aklıma geliyor bu öykü. Dünya poturunu çıkaralı çok oldu, ayakkabıya bile güle güle diyecek yakında. Her şey dijitalleşti, yapay zeka kol geziyor, savaşlar bile dijitale döndü. Nerede o eski savaşlar, mehteran bölüğü ile gidilip küffara kılıçla saldırılan meydan muharebeleri diyeceğim de işi sulandırmış olacağım. Lakin biz cemreler düşsün diye beklerken ülkelerin tepesine bombalar, füzeler düşüyor, hatta dün bir tanesi de bilmem yanlışlıkla, bilmem bilerek Hatay'ı hedef aldı. Bir delinin kuyuya attığı taşı on akıllı çıkaramıyor. Bir yandan öğrenciler öğretmenlerini öldürüyor, kadın-çocuk cesetleri kıyıya vuruyor, savaşla iyice darmadağın olacak ekonomiden bahsetmiyorum bile. Bir dramın içinde el yordamıyla yaşamaya çalışıyoruz. Bizim kuşağın hayat akışı ütopyadan distopyaya evriliyor giderek. Bireysel hayatımızdaki özel dertler, sıkıntılar da cabası. Dün dünya e ülke gündeminin ağırlığı yetmezmiş gibi bulaşık makinesi de "İki şekerli bir sade, haydi bana müsaade" deyince iyice sinirim zıpladı. Tamir mi, depoda duran annemin makinesini getirmek mi seçeneklerinin her birine eksi koyarak ne yapsak diye düşünürken o sinirle balkona çıktım. Çıkar çıkmaz gözümün önünden üzerinde birkaç siyah benek olan bembeyaz bir kelebek geçiverdi. "Ayy" demişim, "hoşgeldin güzellik, beni yatıştırmaya mı geldin sen?". "Evet" diyemedi haliyle ama neredeyse 15 dakika kadar bana balkonda adeta bale yaptı. Roka saksısının üstüne bir konup bir kalkışını ağzım açık, Kemal Sunal görüntüsüyle izledim de izledim. Öbür pencerenin önünde çiçek açmış bir sardunya varken inatla rokaların üstüne konup kalktı, muhtemel ki Egeli bir kelebekti bu 🦋

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder