.

.
.

6 Haziran 2026 Cumartesi

ANKARA/HAZİRAN-TUNALI'NIN HİLMİ'Sİ

Bugünün en güzel yanı sevgili Sevda ile buluşmamızdı, siz onu Bilge'nin annesi olarak tanıyordunuz, ben de öyle başlamıştım ama sonra Sevdoşum oldu 😊

Öğlen saatlerinde sıcakta yokuş tırmanmayayım diye Tunalı'nın başına kadar dolmuşla gittim ve indiğim yerden buluşma noktasına doğru yürürken de epey eskilere götüren bir nostalji yaşadım. Tunalı Hilmi Caddesi ile tanışmam liseyi bitirdiğim yıl Yenimahalle'den Yenişehir'e taşınmamız ile başlar. 17 yaşında yaşamaya başladığım Yenişehir neredeyse aklımın erdiği günden beri hayatıma etki eden Yenimahalle'den çok farklı idi, intibak etmekte biraz zorlandık haliyle, özellikle çok sevdiği komşularını geride bırakan annem, apartmanın sevgilisi olan minik kardeşim, üniversite yaşamına alışmakta ve farklı bir kültüre sahip yeni semtte bocalayan ben. Babam yine evden işe, işten eve, kendi çevresinden çok da kopmuş değildi. Bir süre sonra alıştık elbette, annem yeni komşular edindi, kardeşim yeni şefkatli kucaklar buldu, ben hem okula, hem de semte aşina oldum. Oldum olmasına da Tunalı hâlâ ulaşılması zor bir hayal gibiydi. O yaşa kadar ekonomi sınıfında seyahat etmiş bir yolcunun birdenbire birinci sınıfa atlaması gibi bir şeydi ve ürkütüyordu. Yenimahalle 5. durakta piyasa yaparak ergenliğini geçirmiş birinin Tunalı'da gezmeye alışması biraz zaman alacaktı. Yani Ragıp Tüzün (Yenimahalle'nin kuruluşunda rol oynamış Ankara belediye başkanı, semtin ana caddesi onun adını taşır), Tunalı Hilmi (Jön Türk hareketinin öncülerinden bir devlet adamı ve milletvekili) karşısında 1-0 mağlup durumdaydı. O zamanların Tunalı'sını şimdiyle kıyaslarsak şimdiki hali Çarşamba pazarı gibi kalır. Fiyat etiketlerinin yüksekliği nedeniyle fazla yanaşılamayan lüks vitrinler, şık cafeler, kokuları kaldırımlara taşan şarküteriler (şarküteri kokusuna bayıldığımı söylemiş miydim?), pastanelerin kapı önüne atılmış masalarında "five o'clock tea" alan, muhtemelen oralarda doğmuş, büyümüş, yaşlanmış süslü teyzeler, solaryum bronzu, houte couture giysili havalı kadınlar, bacaklarında yıkanınca kırarmayıp ağaran gerçek jean pantolonlar taşıyan gençler o yılların Tunalı'sının olmazsa olmazlarıydı. Arada bir uğrardık tabii ki, Sim Dondurma'dan (şimdi yerinde ayakkabıcı var) aldığımız dondurmayı yalayarak Kıtır'ın önünden geçer ve Tunalı'nın en harcıalem mekanı olan Kuğulu Park'a dalardık. Park o zamanlar arazisinin bir kısmını Polonya Büyükelçiliği'ne kaptırmamıştı, daha büyük, daha ağaçlı idi. O zaman da pasaklı olan havuzda yüzüp duran, şimdikilerin büyük büyük dedeleri olan kuğulara bakar, banklarda dinlenir, dönerdik. Sonradan küçülse de Kuğulu Park her daim Tunalı'nın simgesi oldu Ankaralılar için. Arkadaşımın "Aşk Tesadüfleri Sever" filmine bayılan kızı İstanbul'dan Ankara'ya geldiğinde merakla kendini Kuğulu Park'a götürtmüş, parkın boyutunu görünce de şaşakalmıştı 😂 Boyutu ne olursa olsun o park bizim parkımızdır ve geçen yıl doğup bu yıl büyüyen kara kuğu Parla için bile gidip pis kokulu havuzu seyran eyleriz 😊

Sonra bir şey oldu, dayımlar Tunalı'ya açılan bir sokağa taşındılar ve bizim gidiş-gelişlerimiz artıp sıradanlaştı. Artık Besi Çiftliği'nin enfes soğuk sandviçlerini tadıyor, takı mağazalarına takılıyor, Kıtır'a adını veren kıtır piliçleri yemeye gidiyorduk. Annem arada coşup Cambo'ya götürüyor, vallah billah kesesi dediği gizli hazinesinden İnegöl köfte ısmarlıyordu. Bazen yengemle alışverişe çıkıyorduk cadde boyunca. Kocaman bir kitapçı vardı adını hatırlayamadığım, ilk Selim İleri'mi (Her Gece Bodrum) oradan yengem alıp hediye etmişti bana. İster alışveriş, ister yürüyüş olsun mutlaka Kuğulu Park'ta sonlanıyordu Tunalı Hilmi turları. Hatta bir seferinde dayımın bu olaya alışkın 3 yaşındaki oğlu almış başını gitmiş, arkasından koşturan abisi yarı yolda yakalayıp "Nereye?" diye sorduğunda "Gidiyom Vakvak" cevabını vermişti 😂

Sonra saltanat bitti, her yer gibi Tunalı da yozlaşmadan nasibini aldı, lüks mağazalar birer birer yok oldu, önce Besi Çiftliği, Sim Dondurma, adını hatırlayamadığım kitapçı kapandı. Pek çok cafe ekonomik koşullara direnemedi. Caddenin simgesi güzelim Flamingo Pastanesi kötü kokulu bir dönerciye dönüştü. Derken yılların Cambo'su elveda dedi, neyse ki Kıtır hâlâ direniyor ve Kuğulu Park her daim nöbette. 

Bugün bunları düşünerek adımladım kaldırımlarını, insanların çoğu yine şıktı, Tunalı'nın kadim ahalisinden arta kalan pinpon teyzeler ağarmış ama fönlü saçları, makyajlı yüzleri ve şık kostümleri ile ya alışverişte ya Elizinn'de brunchta idiler. Zarif cafelerin, bistroların çoğu kapanmış yerlerini yeni nesil self servis kahveler almış, mağazalar sıradanlaşmış olsa da Tunalı hâlâ çekim merkezi, görmeyince özlenen. Aşağıdaki kahve de bu günden, Tunalı'da bir bistroda Sevda eşliğinde içildi:



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder