.

.
.

1 Mart 2026 Pazar

RESET 8 / PENCEREMDE BİR KUMRU SESİ

Ayı resetledik yarabbi şükür, kısacık Şubat bitmez olduydu. Mart, Kasım'la birlikte en sevmediğim aylardandır ama Şubat da yettiydi yani, yetmekle kalmadı son günlerine bir de savaş sıkıştırdı.. Mart hayırlar getire. Eskiler "Mart ayı dert ayı" derlerdi, biraz ekim dikim olaylarından, biraz da 80'li yılların sonuna kadar 1 Mart'ın mali yılbaşı kabul edilmesinden ve hesap kitap işlerinin yoğunlaşmasından kaynaklanan dertlerdi bunlar. Şimdi mali yılbaşı da, takvim yılbaşısı da aynı gün.

Ayı resetlerken ani bir kararla çaydanlığımı da resetledim arkadaşlar, gülmeyin. Çaydanlık duruyor, ben onu fabrika ayarlarına döndürdüm. Aslında tam döndüremedim ama bu kadarı da bir şeydir. Antalya'nın suyunun ne kadar kireçli olduğunu tahmin edemezsiniz. Çaydanlığımın dibinde Pamukkale travertenleri oluşmaya başlamıştı. Elektrikli çaydanlık kullanıyorum, düğmesine bastığım anda kendimi istasyonda hissediyordum. Trenimiz ufaktan tıslayarak harekete geçiyor, sonra tekerler dönmeye başlıyor ve düdük çala çala yola çıkıyordu. Kireç tabakasını çözmeye çözeceğim de bu defa da çay bulanık oluyor. Sonunda istasyonu kapatmaya karar verdim, zira Pamukkale travertenleri kaynamayı geciktirip elektrik parasını da arttırıyordu. Kireç çözücü kullanmak istemediğim için yarıya kadar beyaz sirke, üstüne de iki dolu kaşık limon tuzu atıp kaynamaya bıraktım. Epeyce bir kaynadıktan sonra temizledim. Tam anlamıyla fabrika ayarlarına dönemese de çayı bulandırmayacak kadar çok, kaynamayı da zorlaştırmayacak kadar az kireç kalıntısıyla işlemi bitirdim. Bizim böbrekler ne durumda, o konuyu düşünmemeyi tercih ettim.

Her sabah kumrulara ve serçelere restoran hizmeti verdiğimden bahsetmiştim. Önce haşlanmış buğday verip damak zevklerini arşa çıkarttım kerataların. Sonra buğday bitti, ince bulgurla devam ettim ama koca gagalara ince bulgur zor geliyordu. Kocam Bey gidip pilavlık bulgur aldı, onu sevdiler. Dün bulgurum dibini görünce kendisini tekrar markete yollayıp evlatlık kuşlarımıza bulgur almasını söyledim. Adam elinde en pahalı marka bulgurla geldi. Kuş değil şehzade besliyoruz sanki. Her sabah balkonun denizliğine döküp mahalle kumrularının ve serçelerinin hayır duasını alıyor muyum acaba 😂İki çeşit kumru var, bazıları açık renkli, tombul ve boyunları güvercin gibi halkalı. Bir türü de Etyopya'dan gelmiş gibi, zayıfcık, daha koyu renkli ve biraz güçsüz. Bu şerefsiz tombullar zayıfları kanatlarıyla itip balkondan aşağı gönderiyorlar. Resmen kumrular değil kurtlar sofrasına dönüyor benim balkon. Garibanlar önce kıyın kıyın yanaşıyorlar, fırsat buldukları anda bulgura yöneliyorlar ama tombalak gelip bir kanat darbesi vurup kovalıyor. Elimden gelse döveceğim yemek verdiğim hayvanları 😄 Bu tombalaklar doyunca uzaklaşıyorlar, ancak o zaman öbür tür gelip nemalanıyor. Bir de serçeler var ki küçük ama üçbuçuklar. Çok uyanıklar, pırr konuyorlar, kanatlarıyla bulgurları aşağı savuruyorlar, sonra da yerde karınlarını doyuruyorlar. Geçen yıl Arap bülbülleri de konuk oluyordu soframıza ama bu yıl hiç uğramadılar, belki de göçmen kuştur, ancak gelecektir. Hasılı her sabah bir şenlik var benim balkonda:

Yazıyı Ezgi'nin Günlüğünden başlıktaki şarkıyı dinleyerek bitirelim:

KUMRULU ŞARKI

Sözler Orhan Veli Kanık'ın

Günün kitabı: Çatı Katı devam
Günün filmi: Baba, Anne, Kız Kardeş, Erkek Kardeş/Jim Jarmush
Storytel dinlemesi: Acımak/Reşat Nuri Güntekin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder