.

.
.

31 Mayıs 2026 Pazar

ANKARA/MAYIS-BAYRAM, SEYRAN

Arife günü başlanan hazırlık bayramın ilk günü akşama kadar sürüp, akşamına çocuklarla yenen bayram yemeği sonrası enkaz kaldırma çalışmalarıyla devam etti. Sonunda kendimi yatağa attığımda ben benlikten çıkmış yaratığa dönüşmüştüm. İkinci bir emre kadar bayramlar kaldırılsın arkadaşlar. 

İlk günün yorgunluğunu ikinci günü akşama kadar "Bir dönüm bostan, yan gel Osman" modunda geçirip attım. Bu süreçte bir kitap bitirip ikincisine başladım:

Çankaya dolaylarından gelen son leylaklar, açılınca Galatasaraylı (ben değilim) olacak bir adet gül ve minicik bir dalı bile odayı kokutan iğde eşliğinde Guadalupe Nettel'den "Benzersiz Kızım"ı okudum (Sevdim), Jamaica Kincaid'in "Annemin Otobiyografisi" ise yarıladım, ki o da çok güzel. 

Bayramın üçüncü günü iade-i ziyaret için çocuklara gittik, yedik içtik, Çiko'nun minnaklık videolarını izleyip nasıl bu kadar büyüdüğüne hayret ettik. 

Ve sonunda final, sıra en büyüklere gelmiş idi, Karşıyaka Mezarlığı'nın korkunç trafiğinin bayram nedeniyle biraz durulduğunu farz ederek kabristan ziyareti yapmaya karar verdik dördüncü gün. Sandığımız kadar tenha değilmiş yollar ama yine de bir arife kalabalığı yoktu. Önce son gelene gittik, babama. Henüz yeşermemiş bir alana defnedildiği için güneşin altında yatıp dururdu. Çikomuzun ilk mezarlık ziyaretiydi, pek çok soru sordu haliyle. Özellikle mezar mermerlerinin farklı renklerde oluşu dikkatini çekti, neden sorusunu teyzesi bazıları daha pahalı, çok parası olanlar o rengi tercih etmiş şeklinde cevaplayınca, gördüğü her pembe ve siyah mermerden kabire "Bunlar zenginmiş" yorumunu yaptı. Onun için hayli ilginç bir deneyim oldu. Sonra 4. kapıya anneme ve koynunda yattığı anneanneme gittik. Orası artık iyice yeşermiş. Baş uçlarındaki çam kocaman olmuş. Çiko her ikisine de defalarca su taşıdı. Oldum olası su ve çeşme sever zaten, memnuniyetle üstlendi bu görevi. 

Güvercinlerin gökyüzünde gruplar halinde tur attığı, mezarların üstünde kocaman gelinciklerin açtığı kabristandan dönüş yolunda mezun olduğum ortaokul ve lise binasının önünden geçtik. Yıkımına karar verilmişti, mahkeme kararıyla durduruldu yıkım. Yenilendi ve eğitim-öğretime açıldı, artık mesleki ve teknik lise olarak devam edecek hayatına. Pansiyon binası yıkılmış, ana binaya ilave yapılmış, güzelim bahçede ne ağaç kalmış ne baharda coşan güller. O kadar şahane bir bahçesi vardı ki bizi zarar vermeyelim diye teneffüse çıkarmazlardı. Kafamda binbir anıyla geçtim önünden. Çiko acıktım deyince Yenimahalle'ye girdik. Bu sefer de ilkokulumun önünden geçtik. Diğer bina gibi o da yanlamasına genişlemiş:


"Fatih İlkokulu, gösterir yüce yolu
Kalbimiz ülkü dolu, Atatürk çocukları
Temiz yoldan ileri, yılmaz kalmayız geri
Bugünün küçükleri, yarının büyükleri
Ankara'dır ilimiz, okuldur sevgilimiz
Orda çarpar kalbimiz, Atatürk çocukları"

Okul marşını hâlâ hatırladığım için kendimi kutlayarak Damladol Sokağa daldım. Bu sokağın ismine oldum olası bayılırım. Aşağıdaki güller o sokaktan:


Çiko'yu babası ve dedesiyle bir pastaneye oturtup kız kardeşle Yenimahalle'nin ünlü fırını Çınar'a koşturduk, ekmekleri kapıp geri döndük. Ekmeklere pastaneden meşhur prenses pastasını da ekleyip kalktık. Mahallenin ana caddesi  Ragıp Tüzün neredeyse bıraktığım gibiydi, nostaljinin hasını yaşadım. 

Eve dönerken mezun olduğum yüksek okulun önünden geçince bir günde tüm tahsil aşamalarımı tamamlamış oldum, böylesi her kula nasip olmaz 😂

Bir bayramı da böylece tüketmiş bulunuyoruz sevgili kârilerim, nice bayramlara sağlıkla ulaşalım dileklerimle hoşca kalınız...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder