Yüce Mevlam verdikçe veriyor, Reset başlıklı bir seride yazılar yazıyorum diye konu sıkıntısı çekmemi istemiyor sanırım. Ev isyanlarda yahu, birbirlerine mi fısıldıyorlar gece biz yatınca bilmem, sıraya dizildiler. Aman koltukların kulağına gitmesin 😂
Gerçi bugünkü mesele çoktandır resetlenmeyi bekliyordu da ben ağırdan alıyordum. Her şey ben geçen yıl Ankara'dan dönmeden önce yardımcımın evi temizlerken perdeleri yıkaması ile başladı. Kadıncağızın bir suçu yok, mesele Antalya güneşinde. Bu şehrin güneşi perde yiyerek besleniyor. Bu eve taşındığımdan beri iki kere salon, bir kere yatak odası, dört kere de oturma odasının perdeleri değişti. Modası geçtiğinden ya da zevkimin değiştiğinden değil, perdede zevkim hiç değişmez, krem rengidir bütün perdelerim. Tüllerim yırtılıyor dostlar. Öyle bir güneş var ki bu şehirde önce eritiyor, sonra da yırtıyor. İlk seferinde şoka uğramıştım. Perdeleri yıkayıp balkona astım ve bir arkadaşı ziyarete gittik. Eve dönünce kurumuştur diye toplamaya çıktım ki bakakaldım. Perde boyunca bıçak atmış gibi uzun kesikler vardı. Bir an alt kattaki komşu karanlık ediyor diye doğradı sandım kumaşı. Günahını almışım, alttaki değil üsttekiymiş sebep. Güneşin erittiği perde yıkanınca yırtılmış. Sonra alıştım, 5 yılda bir falan yırtılıyor, yeniliyoruz. Çoğunlukla tülleri, arada bir de güneşlikleri.
Ha bugün, ha yarın derken bir yıl yırtık perdeyle oturdum, sonunda bugün dışarı bakarken, petrol fiyatları fırladı, tavan yapmadan şunu değiştireyim artık dedim ve yüklendim yırtık perdeyi, yıllardır perde sipariş ettiğim evin yakınındaki mefruşatçıya daldım. Niyetim aynı kumaştan bulursam en azından ikinci pencereyi kurtarmaktı ama ara ki bulasın. İnsanlar beyaz tül seviyor, koca mağazada iki tane krem rengi tül buldum, biri antiallerjik olduğu için epey pahalıydı, diğerini sipariş verdim ve 1,5 pencere için de epey yüklü bir hesap çıktı, kader utansın, bir de utanmaz ya Trump utansın. Dilerim bu son resettir.
Bu yaz belki haberlerde gözünüze çarpmıştır, Antalya'da bir apartman yoğun biçimde çatladığı için tahliye edilmişti, daha sonra da yıktırıldığını öğrendik. Bizim eve yakın, geçenlerde fotoğrafını çektim görün diye, ilginç olan yandaki apartmanın balkonları. Bir ara duvar yok, doğrudan yıkılan apartmanın duvarına dayamışlar, o da yıkılınca balkonların bir kenarı açıkta kalmış. Müteahhit ve inşaat Cennet'i memleketim, iki tuğla eksik koysa kâr biliyor yapsatçılar. Yakında diğer bina da yıkılacakmış, o yüzden insanlar o vaziyette oturuyorlar.
Bugün de böyle arkadaşlar, bitirirken başlıktaki Muhlis Sabahattin Bey'in Hicaz bestesini anladığım kadarıyla hepimizin sevdiği Dilek Türkan söylesin yine:

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder