Dün arkadaşlarımla Karamürsel'in önünde buluştuk, daha doğrusu artık Karamürsel olmayan binanın önünde. Gençliklerini Ankara'da geçirmeyenler "Karamürsel de ne ola ki?" diyebilirler. Bir dönem içi orta gelirli memur kesiminin uğrak, dışı ise arkadaşlarıyla buluşacak olanların da buluşma yeri idi çok katlı, çok ürünlü Karamürsel mağazası. Bina hâlâ mevcut, başka bir markaya mekan olmuş ama bizim için sonsuza kadar Karamürsel.
Çocukluğumdan orta yaşıma kadar Karamürsel hayatımdaydı. Çünkü kredi kartlarının henüz esamisinin okunmadığı zamanlarda Karamürsel taksit yapardı. Babam beni, daha sonraları kardeşimi de yılda iki defa Karamürsel'e götürür, kışlık ve yazlık ihtiyaçlarımızı taksitle alırdı. Tabii aralarda başka ihtiyaçlar için de ziyaret edilirdi, çünkü kendi çapında bir AVM idi, sadece giyim değil her türlü ihtiyaç temin edilebilirdi. Oradan aldığım pek çok eşyayı halen evimde kullanılırım, oysa mağaza kapanalı yıllar oldu.
Adı var kendi yok binanın önündeki buluşma nostaljisi aslında katmerli idi, zira buluştuğum arkadaşlarım da benim henüz öğrenciyken girip 1,5 yıl kadar çalıştığım kamu kurumundaki arkadaşlarımdı. Oturduğumuz mekandaki üç saatlik sürenin neredeyse tamamında o kurumda geçirdiğimiz zamanları yad ettik. O yıllara ve gençliğimize döndük neredeyse.
Aslında işin daha öncesi de vardı, öğretmenliğimin ilk yıllarında dersine girdiğim, çok sevdiğim ve yıllar sonra buluşup artık arkadaş gibi olduğum, sık sık görüştüğüm bir öğrencimle de sabah Esat Hal'de bir araya gelip bir fincan kahvenin başında epey sohbet ettik. Esat Hal perişan halinden sonra iyi niyetle restore edilip güzelleştirilen ama nedense pek rağbet görmeyen bir mekan. Aşırı modern ve fiyat olarak biraz orta düzeyi aşan hali semt insanlarına pek cazip gelmiyor olabilir, bu yüzden ne zaman gitsek mekanlar ya kapalı ya da çok tenha. Yine epeyce boştu, sanırım pazartesi günleri bazı işletmeler de kapılarını açmıyor. Biz keyfimize baktık ama sonra da vedalaştık ve ben Kızılay'a Esat Hal'in arkasındaki çok sevdiğim Başak Sokak boyunca yürümeye karar verdim. Bu sokakta ilk kez Esat Hal'i ziyaretim sonrası yürümüş ve apartmanlara, bahçelere, o bahçelerdeki binbir çeşit bitkiye bayılmıştım. Bu sefer sokağın sonuna kadar gitmek niyetindeydim bakalım beni nereye çıkaracaktı.

Beni ilk selamlayan yolüstü bahçeden başını uzatmış, Ankara habitatının simgelerinden gülhatmi oldu. Taşların arasında bile biten bu kalender bitkinin çocukken yapraklarını koparır, yaprağın dip kısmını tırnağımızla ayırıp içindeki yapışkan sıvı sayesinde yanağımıza, burnumuza, alnımıza yapıştırırdık. Bu kez bir arıya ev sahipliği yapıyordu. Çiko'ya bazı yörelerdeki adını, gülfatma'yı öğretmiştim, çok gülmüştü.
Sokaktaki apartmanların çoğu o kadar güzeldi ki kafam yukarıda geziyordum. Balkon parmaklıkları, pencere çerçeveleri, apartmanların kendi mimari tarzları ne olur beni yıkmayın der gibiydi. Ne yazık ki epeyce yıkık bina ve başlanmış inşaat da gördüm. Yeni yapılar da vardı, inci gibi dişlerin arasına konmuş krom kaplamaları hatırlatıyordu. Şehirleri tamamen tektipleştirmeden bitmeyecek bu kentsel dönüşüm.
Biraz ilerleyince geçen defa kız kardeş ve Çiko ile girdiğimiz betondan yapılma sanat ürünlerinin satıldığı küçük dükkan çıktı karşıma, içeri girdim, sahibi beni tanıyınca şaşırdım. Birkaç minik obje alıp, biraz sohbet edip devam ettim yoluma.
At kestaneleri meyveye durmuş, yakında kabukları çatlar ve kestaneler tepemize düşmeye başlar. Tabii ki alıp çantamıza atarız:
Ankara'nın kışına renk veren ateş dikenleri de henüz tam kırmızıya dönemese de açmaya başlamış topçuklarını. Her bahçede kalp biçimli yapraklarıyla en az bir leylak ağacı, bu sokaktan baharda geçmek var.
Uzun uzun yürüdüm, protezlerim de durumdan memnundular ki hiç ses etmediler. Sokak sonunda başka bir sokağa bağlanarak beni nereye çıkardı dersiniz? Tabii ki kendi caddemize. Bunu beklemiyordum işte, bizim apartmana göz kırparak devam ettim yoluma ve bilindik rotadan Kızılay'a ulaştım. Gerisini biliyorsunuz.
Sabah Ankara bulutlu karşıladı bizi, telefonlara gelen hava durumu mesajı yağmur ve ilerleyen saatlerde fırtınadan bahsediyordu. Biraz serpmek dışında yağmur görmedik, gece yağar mı bilmiyorum. Güneş çıkınca markete gitmeye niyet ettim. Oraya varınca da hiç dalmadığım bir sokağı göreyim diyerek yokuşa vurdum kendimi. Solumda kale gibi 96'lar Apartmanı yükseliyordu:

İçinde bir köyü oluşturacak kadar insanın yaşadığını düşündüğüm bu neredeyse benimle yaşıt binaya çocukken bir kez gelmiştim. Babaannem ve dedem yaşadıkları şehirden bize gezmeye gelmişlerdi ve bu apartmanda bir ahbapları oturuyordu, gitmek istediler. Davet edildik ve o yıllarda yaşadığımız Yenimahalle'den kalkıp geldik. Aslında gideceğimiz daire birinci kattaydı ama babaannem asansöre binmek istedi. Bindik ve ilk dakikada asansör iki katın arasında arıza yapıp durdu. Klastrofobim o yıllarda başlamış olacak ki çıldırdım, "Annecim annecim annecim, kaldık annecim, nasıl çıkacaz annecim, kaldık annecim" feryatlarım sanırım bırakın apartmanı dışarılardan bile duyulmuştur. Derken birileri geldi, arızayı giderdi, çıktık dışarı ama bu olaydan sonra 20'li yaşlarıma kadar asansöre binemedim.
Yokuş yukarı tırmandığım sokaktan yokuş aşağı inip dönüş yoluna saptım. Yol üstü istinat duvarına yapılmış resimler, dik merdivenler ve tuhaf binalar gördüm.
Markete girdiğimde yetkili olduğunu düşündüğüm şahıs kasiyerlere diskur çekiyordu boş mekanda. Ben kasaya gelene kadar bitirmedi. Sonra kızları ürünleri düzenlemeye yollayıp kasaya kendi geçti, lakin mouse'u çalıştırmayı beceremeyip aldığım avokadolardan vazgeçmemi buyurdu. Beni de azarlar diye korkup 😂 "Sizin olsun" dedim ve aldıklarımı poşetleyip eve döndüm.
Haftanın ilk iki günü böyle geçti, sizinki nasıldı?
ya bu yaz hiç gül hatmi görmemiştim (nedense bu coğrafyada yok) çok teşekkürler!
YanıtlaSilasansör fobisi 10-12 yaşlarımda bende de olmuştu, babam inatla bindirip bindirip indirdi bir gün :)) adamcağız bilmeden sistematik duyarsızlaştırma yapmış, bilişsel psikoterapinin en temel tekniklerindendir kendisi :)) fakat yine de huylanıyorum asansörlerden, hele dar ve böyle penceresiz olanlar oy.
Memleketimin adı olunca mağaza başka bir güzel :)
YanıtlaSilÖğrencilik yıllarında bizde çok buluştuk önünde. Hey gidi Ankara 90lı
yıllarını yaşadım bende. Benimde anılarım çok bu şehirde. Ama o apartmanları
hiç görmedim ve duymadım. Yıllar sonra geldiğimde çok değişmiş bulmuştum.
Asansör ve metro gibi yeraltından giden taşıtlara binmemeyi tercih ediyorum çok zorunlu değilse. Oğlumla hastane işimiz vardı pazartesi günü zemin ve 2. kat arasında ine çıka bir hal oldum merdivenlerden. Hülya
YanıtlaSil