.

.
.

18 Eylül 2026 Cuma

ANKARA/EYLÜL-BİLOGSİPOT BİZİMLE DALGA GEÇİİİR :)

Kaç gündür blogspotun bize bayatlamış menü sunduğu yetmezmiş gibi dünden beri de bloguma giriş yapanlara hassas içerik uyarısı veriyor, kendime bile. Ne hassası, ne içeriği yahu 17 senedir aynı şeyleri yazıp dururuz, hassasiyetimizi test etmek şimdi mi aklınıza geldi. Belki de beni çok hassas buluyordur, bu kadın çok ince ruhlu, kibar, narin, marulun dikeni eline batan, bir nevi nohut üstünde prenses, bunun blogu da olsa olsa hassas olur, mu diyor acaba 😂 Bugün okuma listesi güncellenmiş ama aradım aradım hassas blogumdaki son yazımı göremedim, sizde görünüyor mu acep, beni aydınlatırsanız sevinirim.

Evvelsi gün blogger tarafından da onaylanan hassas bünyemi koruma amaçlı zatürre aşısı oldum dostlar. On yıl önce berbat bir zatürre geçirmiş ve bir ayda kendime zor gelmiştim. O yüzden her yıl bu aşının peşine düşüyor ama bir türlü bulamıyordum. Sonunda Ankara'daki eczacım yardımcı olup getirtti. Tabii ki devletin verdiği ücretsiz olana yine ulaşamadım, "Amanin amanin amanin yandım, bedava mı sandın, para virdim aldım" türküsündeki gibi yaptım. Aşıyı buz kasetiyle alıp sağlık ocağına gittim. Asık yüzlü bir hemşire beni sigaya çekti. "Misafir misiniz?" dedi, kahve ikram edecek herhalde diye "Evet" dedim, maksadı azarlamakmış. "Misafir olarak fazla başvuramazsınız, kaydınızı buraya alın" dedi, doktorlarla aram gayet iyiyken hemşire tek ayak üstünde durma cezası verdi. "Yakında evime döneceğim, kaydı buraya alırsam oraya gidince açıkta kalırım, üç aydan önce değiştirilemiyor" cevabıma "Orasını ben bilemem" diyerek şırıngayı koluma dayadı. Neyse ki eli hafifti, ne enjeksiyon sırasında, ne de sonrasında bir sıkıntı, ağrı hissetmedim, umarım aşının 5 yıl denilen koruyuculuğunun aslı vardır. 

Aile hekimimi değiştirir miyim hiç, Antalya'da gayet kalender, istediğim ilaçları hemen yazan, gribal durumlarımda üstümdeki kıyafetin arka yakasından içeri steteskopunu uzatarak sırtımı dinleyen bir doktorum var. Her seferinde aklıma bir fıkra gelir. Çocukluğumda babam bir akşam elinde bir kitapla geldi. Babamın şöyle bir huyu vardı, ara sıra sahaflara uğrar, cildi güzel olan kitapları yerli-yabancı demeden seçer, araya hoşuna giden ciltsiz kitapları da alır gelirdi. Cildi güzellerin kapağı ayrılır ve babam onları aşınmasını istemediği başka kitaplara cilt yapardı. "Baldan Damlalar" adıyla getirdiği kitapsa birkaç yıl boyunca benim elimden düşmedi, kitap şu, nette buldum:

Görsel: Buradan

Mahmut Baler ya da bilinen lakabıyla Bal Mahmut 50'li, 60'lı yılların mizah yazarlarından biri, Baldan Damlalar kitabında da derlediği fıkraları toplamış. Kaç kez okudum bilmiyorum ama aklımda en çok kalan fıkra doktorun her sırtımı dinlediğinde aklıma gelen fıkradır. Kadının biri çok tutucu imiş, kitapta mutaassıp yazıyordu. Bir gün hastalanmış, doktor çağırmışlar, doktor kadının nabzını dinlemek istemiş ama kadın bileğini erkek doktora göstermek istemiyormuş, elbisesinin kolunu parmak uçlarına kadar çekip bileğini uzatmış. Doktor şöyle bir bakmış, o da ceketinin kolunu parmak uçlarına kadar çekip kadının nabzını saymaya başlamış. Kadın şaşırmış, "Napıyorsun doktor, öyle nabız mı dinlenir?" demiş. Doktor gülmüş, "Eee hanım" demiş, "bezden nabza, çuhadan hekim olur". Doktorumun kulakları çınlasın 😊

Aşı olduğum gün önce aile hekimliğinde, sonra markette iki tane kibar ve bakımlı, yaşı epey ileri hanıma yardımcı oldum. İlki yakın gözlüğünü almadığı için kimlik numarasını bilgisayara giremedi, sıradaki adamdan yardım istedi, o da kimliğin barkodunu okutmak istedi ama yanlış yönden tutunca başarılı olamadı. Kimliği aldım, hallettim, kadıncağız çok mutlu oldu, bu kadar basit bir yardım için dönüp dönüp teşekkür ederek bu defa beni mahcup etti. Epeydir böyle kibar insanlara rastlamadığım için sıra beklerken yaptığımız ufak sohbetten de ben mutlu oldum. 

İkincisi beyaz saçlarını kızıla boyamak istemiş ama pek başarılı olamamış, lakin son derece kibar ve şık bir hanımdı. Peynir dolabının önünde istediği peynirleri üst raftan alarak yardımcı oldum ama peyniri beğenmedi. Bu defa peynirlerin tatsızlığı ve pahalılığı üstüne bir sohbet geliştirdik. Sonra da tam buğday ekmeği almak istedi bulamadı, peynirden de ekmekten de vazgeçip ayrıldı marketten. Eve giderken "Anneanneme benzedim yahu" dedim "önüme gelenle sohbet". Olsun varsın sosyalleşmek iyidir diyerek bu yazıyı bitireyim ve bir an önce okuma listesinde görünmesini dileyeyim.

Hafta sonunuz güzel geçsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder