.

.
.

2 Ekim 2026 Cuma

ANKARA/EKİM-AY DÖKÜMÜ

Dün tatsız bir baş ağrısından dolayı neredeyse hiç uyumadan geçirdiğim gecenin sabahında hamaratlığım tutmuş olacak ki kamuflaj koltuk örtülerinden başlayarak kirli sepetinde bekleyen tüm çamaşırları yıkayıp üç ip dolusu serdim. Doymadım, elektrik süpürgesini açıp halıları süpürdüm, tozları aldım. Ardından mutfağı toparlayıp biber dolması yapıyordum ki telefonuma gelen "Maaşınız yattı" mesajıyla "Aaa" dedim, "Ekim gelmiş". Oysa bir Eylül sonu yazısı bile yazmıştım. Uykusuzluk kafamı bulandırdı sanırım. 

Madem Ekim'e gelmişiz o zaman bir Eylül dökümü yapalım bakalım. Esasen bu ay artarda vefat haberleri, ağrılar, sızılar, doktor ziyaretleri ile geçip epey can sıkıntısına sebep olsa da araya birkaç hoş buluşma, okunan kitaplar, tek bir tane de olsa film ve dizi sığabildi. Bir kere iki eski öğrencimle buluştum ki bu buluşmalar okulda geçen 28 yılın tüm tatsızlıklarını unutturup sadece güzel zamanlara ışınlıyor. Her iki öğrencimin de derslerine 80'lerin başında girmiştim. Henüz mesleğimin başında ve çok gençtim haliyle. Ayrı dönemlerde, ayrı sınıflarda okutsam da ikisi de çok başarılı çocuklardı ve kendi ilgi alanları doğrultusunda yüksek öğrenim yaptılar ki meslek liselerinde biraz zordur üniversite kazanmak. Ne zaman görüşsem mutlu oluyorum şu andaki durumlarına az da olsa katkım olduğu için. Birkaç arkadaş buluşmasıyla, yürüyüşle, Çiko ile geçip gitti günübirlik Eskişehir gezisiyle başlayan Eylül. Ankara sonbaharı biraz erken getirip Antalya'yı özletse de bir süre daha buralardayız sanırım.

Eylül'de okuduğum 8 kitabın neredeyse hepsi beni nitelik açısından tatmin ederek bitti. Geçen ayki kadar çok olmasa da 8 kitap da fena sayılmaz, üstelik okuduklarımdan bir tanesi 600 sayfayı aşan bir tuğla idi.

"Saf Değiştiren" güzel ama daha ziyade erkeklerin hoşlanacağı türden bir savaş kitabıydı. Savaş kelimesi tüylerimi ürpertirken kitabı da çok sevemedim haliyle. Yazarın daha önce okuduğum "Almanca Dersi"ni çok beğenmiş ve bunu da ona güvenerek almıştım ama diğeri gibi değildi. "2010" o yılların bir Türkiye panoraması gibiydi, içine aşklar, ihanetler, entrikalar da sığdırılmış 600 küsur sayfa oku oku bitmedi. Mehmet Eroğlu sevdiğim bir yazardır ama daha iyi kitaplarını okumuştum diyeceğim. 

Bu ayın yıldızı elbette ki Arundhati Roy oldu, "Sığınağım ve Fırtınam"da anılarını yazmış ama bir roman gibi okuyorsunuz, zaten kendisi de öyle okunmasını arzu etmiş. Ben Roy'u "Küçük Şeylerin Tanrısı" ile tanımıştım çok yıllar önce ve hayran kalmıştım. İkinci kurmaca kitabı "Mutlak Mutluluk Bakanlığı"na ise yıllar sonra kavuşabilmiştim. Roy bir aktivist, kurgu dışı kitaplar, yazılar yayınlıyor ama kurmacaya seyrek el atıyor, lakin anıları bizi uzun zaman beklettiğine değdi. Mutlaka okuyun derim, ilk kitabını okumadıysanız ona da bir el atıverin naçizane tavsiyem. Ben uzun zaman önce okuduğum için hafıza tazeleme açısından tekrar okuyacağım. 

Bu ay çevirisini İtalyanca'dan Eren Cendey'in yaptığı, yeni çıkan üç kitap okudum. "Kara Eylül" 72 Olimpiyatları'nın fonunda bir büyüme hikayesi. Kırılgan Çağ ise Kurt Dişi denilen bir arazide önceden işlenen bir cinayeti, bunun yıllara etkisini, anne-kız ilişkilerini konu alıyor, severek okudum ama asıl beni çarpan kitap Rene Karabash'ın "Geriye Kalan Kadın"ı oldu. Arnavutluk'un kırsal kesiminde "Yeminli Bakireler" denilen bazı kadınlar erkek kimliğini benimseyerek toplumsal özgürlük kazanmakta imiş. "Ostaynitsa" adı verilen bu kadınlardan birini konu alıyor kitap. Konusu kadar da ilginç bir yazım dili var, tavsiyemdir.

"Yanlış Karar" yine Eren Hanım'ın çok iyi bir çevirisi ama konu bana biraz vasat geldi. Kolay okunan bir kitap, bir yanlış mesajın sebep olduklarını konu edinmiş yazar. "Her Biri Hala Burada" çok sevdiğim yayınevi Medusa'dan çıkmış. Değişik öyküler okumak istiyorsanız size göre.

Ah "Oblomov", Ağustos'un yarısından çoğunu almıştı, Eylül'ün de yarısını yedi. Dinle dinle bitmedi ama dinlemeye de değdi. "Fukaranın Ahı" Başar Başarır'ın derlediği atasözleri ve anlamlarından oluşuyor. Çoğu bildiğimiz şeyler, ilginizi çekiyorsa Deniz Yüce'nin güzel seslendirmesi ile dağarcığınıza bazı sözler ekleyebilirsiniz. Eylül'ün son sesli kitabı "Ferdi ve Şurekası" oldu, bizi Osmanlı'nın son dönemlerine döndüren hüzünlü bir kitap.

Yukarıda da belirttiğim gibi izleme açısından kısır bir aydı Eylül. Ütü yaparken izlediğim "Sultana"yı filmden saymıyorum ama Netflix'de yayınlanan "Notes From The Last Row" iyi bir Kore dizisiydi. İlginizi çekerse buyrun. 

Ve son olarak kahve içelim güzelleşelim:


Dün akşam itibarıyle yeni bir diziye başladım: "Cennetin Doğusu". John Steinbeck'in aynı adlı kitabından uyarlanmış dizi Netflix'de. Çok yıllar önce, orta son veya lise birde iken Yenimahalle İlçe Halk Kütüphanesi'nden alıp okumuştum. Gelgelelim birbirine düşman iki kardeş dışında aklımda pek bir şey kalmamış, şimdi diziyi izleyerek hafıza tazeleyeceğim. O kütüphanenin benim edebi alt yapımın oluşmasında katkısı çok fazladır. O kadar çok kitap alıp okurdum ve o kadar hızlı okurdum ki sabah alıp akşam üstü değiştirmeye gittiğim bir kitabı verirken kütüphanenin hiç gözümün önünden gitmeyen inci yapılı, sarışın kadın görevlisinden azar işitmiştim, "Bu kadar hızlı okuyup aynı gün getirme, bulamıyorum kartını" diye 😂

Ekim ayı güzellikler getirsin sevgili dostlar...