.

.
.

16 Eylül 2026 Çarşamba

ESKİDENDİ, ÇOK ESKİDEN*

Dün gelen haber öylesine içimi sızlattı ki, oysa bir süredir bağlantımız kopuktu.

Onu ilk gördüğümde on dakika sonra anneannemin evine şutlanmıştım, zira hem kendisi, hem de iki kardeşi kızıl geçiriyorlardı ve bulaşma korkusuyla uçurulmuştum yanlarından, hafızamda belirgin bir resimleri yok. 

Bir sonraki buluşma aşağıdaki fotoğrafın çekildiği zamandaydı, kızıl tehlikesi geçmiş, biraz daha büyümüş ve yalnız çocukluğuma üç günlüğüne dahil olan üç kişi çekingen bir mutluluk vermişti. İncecik, sarı bir kızdı, esmer, kara kaşlı, kara saçlı küçük kardeşinin aksine. Küçük kardeş babaya, o ise babaanneye benziyordu. Yanılmıyorsan Yalova'dan Burdur'a gidiyorlardı, Ankara mola noktası olmuştu. Beraberlerinde yabancı kiracılarının geride bıraktığı bir sürü kavanoz vardı, öyle sıradan kavanozlar değil, çeşitli şekillerde, hayvanlısı, meyve, çiçek şeklinde olanı, aklım kalmıştı ama "Biri benim olsun mu?" diyememiştim. Çocukluğum en çekingen çağımdı. Zebra kafesinin önünde arkalara saklanıp fotoğrafa sadece burnumu lütfetsem de pek severim bu görüntüyü, biz çocuk, herkes henüz çok genç.

Sonraki buluşmalar yaz tatillerinde, dedenin bahçesinde olacaktı. Kah keyifle, kah kavgalı dövüşlü geçen bir hafta, on gün. Yaşı küçük olmasına rağmen o hep büyüktü, ona biçilen değil, onun kendine biçtiği roldü. Öğüt veren, yatıştıran, bazen de aşırı sinirlenen.

Önünden arık akan, iğde çalılarının sarktığı toprak duvarın gerisinde devasa bahçe, önünde dedemin eşeğine binmiş biz, önde kara saçlı, kahküllü ben, arkada onu hiç terk etmeyen sarışınlığıyla o.

Bir sonraki buluşmada biraz daha büyümüşüz, erkek kardeşinin sünneti, çok eğlenceli bir hafta. Tüm aile birarada, şarkılar, türküler, sözlerini hecelemeye çalıştığım ama "Solei, solei"den öteye gidemediğim "Adieu Mon Pays", "Kim kiminle, ne zaman" oyunları, büyüklerin de adeta çocuk oluşu. Sünnette giyilecek elbiselerimiz için malzeme almaya onunla çarşıya gidişimiz, dönüşte her zamanki becerikliliğiyle babasının müdür olduğu kurumun kamyonetini durdurup bizi eve bıraktırması, kamyonetten indiğimizi görünce evdekilerin kopardığı kıyamet, sünnet çocuğunu dikizlemelerimiz, danslar, oyunlar, izlediğimiz Adnan Pekak filmi. Herkes genç, herkes birbirine düşkün, Murathan Mungan'ın şiirindeki gibi:

Hani oyunlar sürerken
Kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş
Hani hiç kimse ölmemişken

Sonra Ankara'ya taşınıyorlar, taşınma günü çok kahkaha, sürüklediğimiz yün yatağın altında kalışımız, bakkaldan her aldığımız gazozun kapağında bedava, bakkalın bizi kovalayışı, sık sık gidip gelmeler, bazen yatıya kalmalar. O hep büyük, hep olgun, bazen de çok çılgın, büyüklüğü iddialı, saygı bekler. Kız Meslek'te  öğrendiği kurabiyeler, yaptığı yemekler, sofra düzeni öğretmeleri. Evlerine alınan TV, üzerinde hediye sünnet saati, Sevimli Hayalet Casper, Uzay Yolu, ayaklı pırasa, kolakas, akla gelmeyen yemekler, evde lokma yemeyen ben, orada tabağı sıyırmam. Birlikte geçirilen yılbaşılar, bayramlar.

Büyüyoruz, yakınlarına taşınıyoruz, birlikte gidilen düğünler, nişanlar, piknikler, ara ara kısa süreli küslükler, kaş almalar, saç sarmalar, o hep düzenli, hep öğretici, hep yol gösterici. Bazen de çok sinirli, çok kırılgan, çok alıngan.


Sonra onlar İzmir'e, görüşmeler eskisi kadar sık olmasa da fırsat buldukça İzmir'deyiz. Coşkuyla karşılanıp çok eğlenerek dönüyoruz. Çok hamarat, işten gelip mutfağa giriyor, bulaşıklar yıkandıysa annesine kızıyor. Ev işleri onun için terapi gibi, titiz, düzenli. Geziyor, tozuyoruz, boza seviyorum diye boza yapıyor bir gün. Sonra şık fincanlarda sunuyor, yanında aldığı leblebiyle. Bir yudum alıyorum, iğrenç bir sıvı, zor bela yutuyor, hatrını kırmamak için sonra dökmek üzere yanıma koyuyorum. Ama annesi öyle mi, aldığı yudumu fincana tükürüp içindekileri de "Bu ne kötü şey" diye saksının dibine boşaltıyor. Üzülüyor, ağlıyor, hep çabuk ağlar zaten.

Hayat şartları zamanla arayı açıyor, araya yıllar, yollar, kırgınlıklar, menfaat çatışmaları, dedikodular, hastalıklar, ölümler, pandemi giriyor. Güzel anıların üstüne kırgınlıkların, kızgınlıkların, küskünlüklerin örtüsü yayılıyor. İletişim seyrekleşiyor, büyükler bu dünyadan ayrılıyor. Bağlantılar kopuyor, tek tük haberler farklı yollardan geliyor. Dün gelen mesaj ise aramızdan ayrıldığını yazıyor. Düşünüyorum, son telefon konuşmamızın üstünden kaç yıl geçmiş. İçim öyle acıyor ki.

Kuzenimdi...

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi
Gitmiyor üzerimizden
Geçen geçti
Geçen geçti
Hadi geceyi söndür kalbim
Şimdi uykusuzluk vakti
Gençlik de geceler gibi eskidendi...

Evvel giden ahbaba selam olsun erenler...


*Eskidendi, Çok Eskiden/Murathan Mungan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder