Dün gelen haber öylesine içimi sızlattı ki, oysa bir süredir bağlantımız kopuktu.
Onu ilk gördüğümde on dakika sonra anneannemin evine şutlanmıştım, zira hem kendisi, hem de iki kardeşi kızıl geçiriyorlardı ve bulaşma korkusuyla uçurulmuştum yanlarından, hafızamda belirgin bir resimleri yok.
Bir sonraki buluşma aşağıdaki fotoğrafın çekildiği zamandaydı, kızıl tehlikesi geçmiş, biraz daha büyümüş ve yalnız çocukluğuma üç günlüğüne dahil olan üç kişi çekingen bir mutluluk vermişti. İncecik, sarı bir kızdı, esmer, kara kaşlı, kara saçlı küçük kardeşinin aksine. Küçük kardeş babaya, o ise babaanneye benziyordu. Yanılmıyorsan Yalova'dan Burdur'a gidiyorlardı, Ankara mola noktası olmuştu. Beraberlerinde yabancı kiracılarının geride bıraktığı bir sürü kavanoz vardı, öyle sıradan kavanozlar değil, çeşitli şekillerde, hayvanlısı, meyve, çiçek şeklinde olanı, aklım kalmıştı ama "Biri benim olsun mu?" diyememiştim. Çocukluğum en çekingen çağımdı. Zebra kafesinin önünde arkalara saklanıp fotoğrafa sadece burnumu lütfetsem de pek severim bu görüntüyü, biz çocuk, herkes henüz çok genç.
Sonraki buluşmalar yaz tatillerinde, dedenin bahçesinde olacaktı. Kah keyifle, kah kavgalı dövüşlü geçen bir hafta, on gün. Yaşı küçük olmasına rağmen o hep büyüktü, ona biçilen değil, onun kendine biçtiği roldü. Öğüt veren, yatıştıran, bazen de aşırı sinirlenen.
Önünden arık akan, iğde çalılarının sarktığı toprak duvarın gerisinde devasa bahçe, önünde dedemin eşeğine binmiş biz, önde kara saçlı, kahküllü ben, arkada onu hiç terk etmeyen sarışınlığıyla o.
Bir sonraki buluşmada biraz daha büyümüşüz, erkek kardeşinin sünneti, çok eğlenceli bir hafta. Tüm aile birarada, şarkılar, türküler, sözlerini hecelemeye çalıştığım ama "Solei, solei"den öteye gidemediğim "Adieu Mon Pays", "Kim kiminle, ne zaman" oyunları, büyüklerin de adeta çocuk oluşu. Sünnette giyilecek elbiselerimiz için malzeme almaya onunla çarşıya gidişimiz, dönüşte her zamanki becerikliliğiyle babasının müdür olduğu kurumun kamyonetini durdurup bizi eve bıraktırması, kamyonetten indiğimizi görünce evdekilerin kopardığı kıyamet, sünnet çocuğunu dikizlemelerimiz, danslar, oyunlar, izlediğimiz Adnan Pekak filmi. Herkes genç, herkes birbirine düşkün, Murathan Mungan'ın şiirindeki gibi:
Kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş
Hani hiç kimse ölmemişken
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder