Merhaba Doğan Kardeş,
Seni ilk kez gördüğümde 8 yaşındaydım, ömrümün ikinci arkadaşı Serpil'in evinde, daha doğrusu köşe dairelerinin balkonunda. Serpil aslında anneannemin komşusuydu ama 5 ve 6 yaşım anneannemle geçtiği için kankam olmuştu, hoş o yıllarda bu terim bilinmiyordu ama olsun, biz az şey paylaşmadık. Bunlardan biri de sendin Doğan Kardeş. O gün de en sevdiğim dergiydin, hala en sevdiğim dergisin, keşke yaşıyor olsaydın, Çiko'ya okusaydım.
Serpil'i babası bir yıllığına sana abone etmişti. Her ay postacı kapılarına bir dergi getiriyordu, Serpil önce kendi okuyor, sonra benimle paylaşıyordu. Serpil'in babası aynı Süleyman Demirel'e benzerdi ve pozitif ilimlere, bilhassa matematiğe çok meraklıydı. Serpil'in matematiği de oldukça kuvvetliydi, nitekim yüksek öğrenimini matematik üzerine yaptı. Bense şimdi olduğu gibi çocukken de matematikten pek hoşlanmazdım, benim derdim edebiyat ve resimdi. Serpil'in babası da bunu bilirdi, bazen sabahları okula giderken ona otobüs durağında rastlardım, hemen durdurur, ayaküstü bir matematik problemi sorardı. Zaten sayıları sevmeyen ben sınava tutulunca iyice kekeler, çoğunlukla yanlış cevap verirdim, o zaman daima şunu söylerdi: "Sen Serpil'e resim yapmayı öğret, Serpil de sana matematik öğretsin".
Beni sınava tâbi tutup korkutsa da kendisine Doğan Kardeş'le tanışmama vesile olduğu için minnettarım. Huzurla uyusun.
Serpil'in aboneliği bitince babama mızıldandım ve kırmadı beni. Oradan taşınıncaya kadar kapımıza gazetemizi getiren dağıtıcımız artık her ay o güzelim kapağınla seni de bırakıyordu. Yalçın Emiroğlu'nun resimlediği her kapak benim için bir hafta sürecek hayal dünyasıydı. Öyle güzel, öyle renkli, insanın o kapağın içinde olmak isteyeceği sıcaklıkta resimlerdi. Sevgili Doğan Kardeş, mektubuma başlamadan önce o kapaklardan birine Google'da rastlayabilir miyim diyerek epey arandım ama bulabildiklerim derginin kapanmadan önceki yıllarda çıkan haftalık fasiküllerinin ya da ilk çıktığı zamanlardaki kapaklardı. Senin en sevdiğim formatını ne yazık ki bulamadım, çok sayfalı, resimli kapaklı ve arka kapakta Selma Emiroğlu Aykan'ın-ki bize ondan hep Selma Ablanız diye bahsederdiniz-"Karakedi Çetesi" bandının olduğu sayılar benim en sevdiklerimdi.
Görsel: Buradan
Sosissever obur kedilerin olduğu çizgi banta bayılırdım.
Yalnızca çizgi romanlar olmazdı sayfalarının arasında, neler neler yoktu ki. Her şeyden önce sana adını veren Doğan kardeşimizin öyküsü içimizi sızlatırdı. Yapı Kredi Bankası'nın kurucusu olan Kazım Taşkent'in oğlu olan Doğan öğrenim gördüğü İsviçre'de bir çığ düşmesi sonucu hayatını kaybetmiş, babası da onun anısını yaşatmak için Doğan'ın adını verdiği seni yayın hayatına sokmuş. Acı bir olay olsa da seni bu vesileyle okumaya başlamışız. Doğan'ı her ölüm yıldönümünde anardınız sayfalarının arasında. Yalnızca Doğan mı? Ben İdil Biret'i, Suna Kan'ı, Ayşegül Sarıca'yı ve şu an anımsayamadığım pek çok sanatçıyı senin sayende tanıdım, çünkü onlar da Doğan Kardeş çocukları olarak anılırdı. Yetenekleri nedeniyle yurtdışında öğrenime gönderilmelerine senin de katkın olduğunu okur, sanki kendimiz katkıda bulunmuş gibi gururlanırdık.
Öyküler, tefrikalar, Dr Kamran Şenel'in sağlık yazıları, okur mektupları, şiirleri, her yıl açılan resim, şiir ve öykü yarışmaları ile çocukluğumuza ne büyük katkın oldu Doğan Kardeş. Sonra ne olduysa birden formatın değişti, çizgi roman dergisine döndün. Bir süre daha almaya devam ettimse de yavaştan büyüyordum ve artık başka dergilere meyletmeye başlamıştım. Fasiküllerinden birini saklamadığım için çok pişmanım. O karlı bir günü gösteren, karşısına geçip dakikalarca seyrettiğim kapağının olduğu dergiyi şimdi bulup okumak için neler vermezdim, canın sağolsun. Güzel hatıran her zaman kalbimde. Hayatı anlamama yardımların için müteşekkirim, sana ve tüm yazar-çizerlerine. Hasretle kucaklıyorum saman kağıt kokunu içime çekerek...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder