Ne çok yazıyorsun diyor musunuz? Demeyin, aklıma geldikçe yazmak benim için bir terapi yolu. Beni bir klavyeye oturtun ve gidin, parmaklarım uyuşuncaya kadar yazarım. F klavyeme ve hiç sevmediğim yüksek okulumun sevdiğim tek dersine, 10 parmak öğrendiğim Daktilografi'ye şükran borçluyum. Klavyeye o kadar alıştım ki güzelim el yazım bile bozuldu yazmaya yazmaya, zaten öğretmenlik biraz bozmuştu, klavye de tüy dikti.
Her neyse, şikayetiniz yoksa devam edeceğim. Bugün bir şekilde Modern Folk Üçlüsü'nü anımsadım, bir şarkısı mı geldi aklıma, yoksa bir kelime mi anımsattı şu an bilmiyorum. Ama MFÖ'den önce bizlerin MFÜ'sü vardı:
Doğan, Selami, Ahmet denince akan sular dururdu ergenliğimizin çağlayan pınarlarında. Herkes Doğan Canku diye ölüp biterken benim favorim Ahmet Kurtaran'dı. Hacettepe Diş Hekimliği'nde asistandı ve o nedenle en çok istediğim şey dişimin çürümesi, hastaneye gitmem ve Ahmet Kurtaran'a denk gelmemdi. Olmadı, benim yerime kuzenime denk geldi, o da günlerce ballandıra ballandıra anlatıp nispet yaptı: "Kız benim dişimi Ahmet Kurtaran doldurdu, çok yakışıklıydı, biliyon mu?". Ah ergenlik, akıl başın 20 santim üstünde geziyor. Modern Folk'u anımsayınca lise yıllarım da düştü aklıma, bari dedim 15 yaşıma bir mektup yazayım. Önce MFÜ'nün en sevdiğim şarkılarından birini dinleyelim, sonra mektuba geçeriz:
Merhaba 15 yaşım,
Bunca yıldan sonra nereden aklına geldi diyeceksin de, hiç aklımdan çıkmıyorsun ki 😊 15 yaş bir milattı, zira lise öğrencisi olmuştun, büyüdüm sayıyordun kendini, daha kaç fırın ekmek yemen gerektiğinden haberin yoktu haliyle. Ortaokulda karma olan okul liseye gelince kız lisesine dönüşmüştü. Hoş bir şey olmadığını şu yaşım itibariyle söyleyebilirim, sen de pek memnun değildin sanırım. Sebebi okula pansiyon açılması ve yatılı öğrenci alınmaya başlanmasıydı. Bu arada geçen ay okula gittik, pansiyon yıkılmış, okul neyse ki yıkılmaktan kurtulmuş ama meslek lisesine dönüşmüş, eh o da bir şeydir.
Birinci katta geçen ortaokul hayatınız liseli olunca ikinci kata terfi etmişti, hatırlıyorum bol ışıklı, koridorun başındaki bir sınıftı, değil mi? Pencerelerden bahçedeki çamlar görünürdü yemyeşil, onları da kesmişler biliyor musun, güller de yok olmuş, aralarından çimenler fışkıran paket taşlar da, bahçe çöle dönmüş. Sıkı Modern Folk Üçlüsü hayranıydın iyi hatırlıyorum, teneffüslerde söyler gezerdin şarkılarını, hatta bir defterin vardı, onlarla ilgili ne bulursan kesip yapıştırırdın, her hafta eve bir Hey Dergisi girer, tüm hafif müzik bilgisini oradan edinirdin o çağın ergenleri gibi. Fikret Kızılok'u da unutmayalım tabii ki, sınıf başkanınız Ferhan da ona hayrandı. Hatta bir plakçıya imzaya gelmiş, Ferhan da avcunun içini imzalatıp bir hafta yıkamamıştı 😂
Ferhan ikizdi, kardeşi Nurhan da aynı sınıftaydı. Onca yaş yaşadım onlar kadar birbirine benzemeyen ikizler görmedim ama çok güzeldiler, sen de biliyorsun. Ferhan sarışın, yeşil gözlü, Nurhan esmer, mavi gözlü. Her ikisi de uzun boylu ama Nurhan biraz topluca. Ferhan gerçekten çok göz alıcıydı, yıllar yıllar sonra çalıştığım okuldaki bir öğretmenin lise 1'deyken bizim sınıfa stajyer olarak geldiğini fark etmiştik sohbet esnasında, söylediği şu olmuştu: "Ne kadar güzel bir sınıf başkanınız vardı".
Güzel çoktu gerçekten, Tülay'ı hatırlarsın, güzellik yarışmasına katılmıştı, Hürriyet mi, Milliyet mi tam anımsayamıyorum, sen biliyorsundur hangisi olduğunu. Finale kalmıştı, boy boy fotoğrafları yayınlanmıştı. Şimdiki estetiklilerle kıyaslanınca gerçekten çok güzel bir kızdı, tek eksiği ortalamayı aşamayan boyuydu, belki o nedenle, belki de dönen dolaplar sonucu dereceye girememişti. Yarışmada finale kaldığı duyulunca okulun sarhoş, huysuz, ağzı bozuk müdürü kıyameti koparmış, disipline vermekle tehdit etmişti. Özellikle velilerin yoğun olduğu toplantılarda konuşmasını "Çeyizinize bayrak koymazsanız hakkımı helal etmem" diye bitiren şahsın, müdürü olduğu okulun bayrak dolabında ipi kopmuş, kenarları yırtık bayrakları görmemesi de ilginçti doğrusu. Tülay'ı yarışmadan çekilmekten ve disipline verilmekten kurtaran da müdür efendinin vatan, millet, Sakarya edebiyatı olmuştu zaten. Gazetenin yetkilisi arayıp bu işin Türkiye'yi temsil mahiyetinde olduğu ve kazanırsa okulun gurur duyması gerektiği yönündeki etkili konuşması sonucu lütfetmişti beyefendi katılmasına. Birkaç hafta süren bir heyecan yaşanmıştı yarışma sonuçlanana kadar öğrenciler arasında. Geçmiş zaman ama dün gibi geliyor bana sevgili 15 yaşım, Tülay'ın diz üstü buruşuk deri çizmeleri bile hatırımda.
Pek çok derse giren öğretmenleri karıştırıyorum, senin 15 yaşına ihtiyacım var, net olarak hatırladığımsa edebiyat öğretmeni Süeda Ciritli. Sınıfça hayrandık o cami yıkılsa da mihrap yerinde, orta yaşın sonlarına dayanmış kadına. Sarı saçlarını önden bombeli bir topuz yapar, hafiften demode klasik tayyörlerini yılan derisi çanta ve ayakkabılar tamamlardı. Okuduğunuz konularla, yazarlarla ilgili kitapları getirirdi evinden, sen de bilirsin. Süleyman Çelebi'nin "Mevlüt"ünü işlerken yanında yaldızlı ciltli, kırmızı bir kitap getirmişti de hepiniz çikolata sanmıştınız değil mi? Meğer hattat elinden çıkma bir "Mevlüt" imiş. Bir şey anlatırken kendinden geçer, ojeli uzun tırnakları havada kırmızı dalgalar çizer, cümlelerin arasına mutlaka birkaç "nâmütenai" sözcüğü sıkıştırırdı. Onun dersi müstesna bir seyirlikti. Edebi konuların arasına sıkıştırdığı hayat dersleri ise hâlâ aklımda, senin unutmayacağını da garanti ederim.
İşte böyle 15 yaşım, yazsam sayfalar dolar da takipçilerimi zorlamak istemem. Önünde epey uzun ve yer yer meşakkatli bir yol var, kendine dikkat et. O en masum, o en mahzun gözlerinden öperim...

demiyoruuuuz. severek okuyoruuuz.
YanıtlaSilDoğan Canku şahane bir gitaristtir, ben de solo olarak meraklısıydım, şimdi baktım 79 yaşına gelmiş ve maşallahı var :)
15 yaş yahu ne güzeldi :) her çağda güzelmiş ama 15 yaş!
Merhabalar.
YanıtlaSilMektupları severim. Hem mektup okumayı, hem de yazmayı severim. Am bu günlerde bir durgunluk yaşıyorum. Blog sayfam durma noktasına geldi.
Mektubunuzu beğendim. Keyif alarak, zevkle okudum. Kaleminize, emeğinize ve gönlünüze sağlıklar dilerim.
Selam ve saygılarımla.