Güneşli ve berrak bir günde ısıtamadığım ayaklarımla onlaynım ve de sabahın 4'ünden beri ayaktayım. Niye derseniz, uyandım ve bir daha uyuyamadım, 7'ye kadar sabredip Candy Crush Soda oynadım ve sonra kalkıp gündelik işleri hallettim. Dün astığım çamaşırları topladım, şahsıma ve uyuyan şahsa kahvaltı hazırladım, etli ve terbiyeli kereviz pişirdim. Ve şu an hatırladım ki köklerini koymayı yine unuttum. Antalya'da kerevizler tazecik, yumru köklerinin üstünde uzanan upuzun saplı, körpe yapraklı olarak satılır. Dün kendileri pazardan gelince yıkanıp pişmeye hazır hale getirildiler, sadece kararmasın diye kökleri soymadım, poşete koyup kaldırdım ve de yazdığım gibi yemeğe koymayı unuttum. Neyse onu da rendeleyip yoğurt ekleyerek yeriz, kereviz gibi malımız olsun. Ankara'da yaşadığım sürece ne kereviz, ne enginar pişti bizim evde. O zamanlar satılmazdı bile pazarlarda, hele enginar çok ender sosyete manavlarında görülürdü ve bu acaip sebzenin neresi yenir diye çok merak ederdim. Annem zaten ne pişirmeyi, ne de tadını bilirdi. Kerevizi bir kere kök olarak halamda yemiş ve nefret etmiştim. Sanırım ya usulüne uygun pişmedi ya da benim damak tadıma henüz yerleşmemişti. Her yiyen "Aman ne güzel" diyordu da bir annemle ben beğenmemiştik. Hoş halamların evinde her şey yenirdi, bir gün "Ayaklı pırasa" pişirdim demişti yemeğe gittiğimizde, gözümün önüne aralarına pırasalar serpiştirilmiş kokulu ayaklar gelmişti, ıyk 😟 Meğerse bir gün önceden artan zeytinyağlı pırasayla yine önceki günden artan paçayla birleştirmiş. Halamın ikonik yemekleri, tabii ki onu da yemedim. Kereviz ve enginarı da şükür Antalya'ya gelince öğrendim ve sevdim. Pek yemek becerisi olmayan kayınvalidemin en iyi pişirdiği şey terbiyeli kerevizdi ki iyi yapıldı mı muhteşem bir tattır. Enginarı ise yazmaya bile gerek yok, neresinin yendiğini gayet iyi öğrendim, iş ki keseye uygun enginar bulalım.
Aman çenem, pardon klavyem düştü yine, oysa bugün mektup günü ve hayli uzun bir mektup okuyacaksınız. Hazır mısınız, postacı kapıyı çalıyor: Zırrrr!
Görsel: Buradan
MEKTUP 6:
Saygılar 56 Chevrolet,
Herkese sevgi dağıtırken bana neden saygı diyeceksiniz, haklısınız tabii, siz hala geçmişin kucağındasınız. Otomobiller içinde bir otomobildiniz o zamanlar, belki biraz daha pahalı, belki biraz daha kullanışlı ve sağlam. Gel gör ki şimdilerde, eğer cami yıkılsa da mihrap yerinde bir görüntü veriyorsanız mücevher konumuna koyabilirsiniz kendinizi. Saygım o yüzden.
Siz Babil Kulesi’nin önündeki kaldırımın kenarında, arkadaşınız olan yeşil Buick’le-ki biz ona “Bıyık” derdik-park halindeyken bizim için Fadimanım Teyzeler’in taksileri olmaktan öte geçemezdiniz. Belki mahallenin haylaz oğlanları için değeriniz biraz daha yüksekti ama biz kızların umurunda bile değildiniz. Ha Bıyık’ın nikelajları güzel parlardı, bir de radyatör ızgaralarını komik bulurdum, bana bir akrabanın güldüğünde ağzından fırlayacakmış gibi duran, iri takma dişlerini hatırlatırdı.
Fadimanım Teyzeler’in erkek nüfusu babadan oğula şofördü. Bıyık babanın, siz ise sırayla yetişkin oğulların hizmetindeydiniz. Her iki oğul da bıçkın tiplerdi; ince uzun yapıları, üst dudaklarını kapatmayan Sadri Alışık bıyıkları, gömlek üstü yelekleri, İspanyol paçalı dar pantolonları ile Osmanlı dönemi tulumbacılarını andırırlardı. Fadimanım ise hiç öyle düşünmezdi, bir fotoğrafta takım elbise, dik yaka beyaz kazak ile gördüğü küçük oğlunu pek beğenmiş, “Maşşallah, mühendisler gibi çıkmış” diye gönenmişti.
Fadimanım Teyzeler Cümbüşçü Kasım Amcalar emekliye ayrılıp memleketlerine gittikten sonra taşınmışlardı bitişiğimizdeki daireye. Erkeklerin kaynaşması bir-iki ayı aldıysa da Fadimanım Teyze gülen yüzü, memleketi Beypazarı’na has eğlenceli dili ve cana yakınlığı ile bir haftada Kule’nin 3. Kat kadınları arasına dâhil oluvermişti. Bir şeye şaşırdı mı “Arıııı” diye feryadı basardı. İlk seferinde herkes arı soktu sanıp yardımına koşmuştu ama sonrasında bu sözcüğün Fadimanım Teyze’nin şaşma, kızma, sevinme, endişe etme durumlarında kullandığı olmazsa olmazı olduğunu anlamışlardı.
Sayın 56 Chevrolet, malumunuz sizin iki sürücünüzden büyük olanı evlendirme derdindeydi Fadimanım Teyze. Küçüğe pek söz geçiremezdi, büyük biraz daha nasihate yatkındı ama ondan gelecek darbe de annesini epey üzecekti. O aday arayadursun, oğlu çoktan seçmişti evleneceği kızı. Caddenin karşısındaki iki katlı tipik Yenimahalle evlerinden birinde oturan ve hakkında pek de iyi konuşulmayan bir kadının kız kardeşiydi seçilen kişi. İstanbul’dan ablasını ziyarete geldiğinde bir şekilde tanışmışlardı, muhtemelen siz bu durumun yakinen tanığıydınız ve hepimizden daha çok bilgi sahibiydiniz. Belki de evlilik teklifi sizin şahitliğinizde gerçekleşmişti şoför koltuğundan yolcu koltuğuna. Evlilik kararı aileye açıklandığındaysa kıyamet kopmuştu. Bıyık’ın Kaptanı baba daha oğlu son cümlesini bitirir bitirmez “Olmaz!”ı basmış ve evden çıkıp gitmişti. Fadimanım Teyze de karşıydı bu evliliğe, onca heveslerle helal süt emmiş bir aile kızı(!) ararken hiç istemediği bir aday sunulmuştu, hem de itiraza mahal bırakmaksızın. Oğulun dediği dedikti, “Ya o kıza he dersiniz ya da evi terk ederim” demişti ama nereye gidecekti ki, siz bile onun mülkiyetinde değildiniz sayın 56 Chevrolet.
Bıyık Kaptanı baba oğlunu evlatlıktan reddetmekle tehdit ededursun, oğlan içip içip yakasını bağrını yoluyor, Fadimanım Teyze iki gözü iki çeşme 3. Kattaki her kapıyı çalıp derdini döküyordu. Hem evliliğine karşı olmasına rağmen Mecnun’a dönmüş oğluna yanıyor, hem oğlunu ayarttığını düşündüğü kıza kızıyor, hem de “Gavur herif ne olurdu he dese” diye kocasına söyleniyordu. Konu komşu Fadimanım’ı teselli etmeye uğraşıyor, “Ablasının günahını kız niye çeksin, garibanın küçükken anası ölmüş zaten, babası ilgilenmemiş, sevaptır siz ona anne-baba olursunuz” diye iknâya uğraşıyor, Fadimanım kapıdan çıkar çıkmaz da olayı en ince noktasına varana kadar masaya yatırıyorlardı. Babil Kule’sinin 3. Katında bir Yeşilçam filmi çevrilmekte, bir magazin gazetesi dizilmekteydi. Sonunda babam baktı iş kötüye gidiyor, Dedem Korkut görevini üstlendi Sayın 56 Chevrolet, bundan haberiniz var mıydı? Teklife siz aracılık etmiştiniz ama ikna etmeyi babam başardı. Gidip Bıyık Kaptanı’yla görüştü, boy boyladı soy soyladı.
Babam Babil Kulesi’nin akıl hocası gibiydi, herkes severdi, sözünü dinlerdi, onun da ikna kabiliyeti yerindeydi Allah için. Babamı tanırsınız mutlaka, yemeği aşırı kaçırdığı bir akşam fenalaşmış ve kalp krizi geçirdiği düşünülerek sizin koltuklarınızdan birine yerleştirilip acile götürülmüştü. Acilde gaz sıkışması olduğu tespit edilince yine sizin aracılığınızla eve teslimatı yapılmıştı. Gecikmeli bir teşekkür yollayayım bu vesileyle değerli varlığınıza.
Babam ailenin ağzından girmiş, burnundan çıkmış, işin sakıncalı ve faydalı yönlerini karşılaştırıp faydalı kısmını abartarak gündeme getirmiş ve sonunda Kaptan da dâhil kızı istemeye razı etmişti aile fertlerini. Ertesi günü asıl sizden dinlemeli, birlikte önce şekerciye, sonra çiçekçiye gidilmiş, çikolata ile o dönemin kız isteme çiçeği olan glayöl buketi yaptırılmıştı jelatinli ambalajında. Heyecanla akşam beklenmiş ve tam işler yoluna girdi derken bir vaveyla daha kopmuştu Fadimanımlar’ın evinde. Baba o kadar gönülsüzdü ki bir yandan giyinip bir yandan oğluna ağzına geleni söylemiş, oğlanın da sabrı taşıp karşılık verince iş çığırından çıkmış, Kaptan gitmekten vaz geçmiş, damat adayı kendini elinde glayöl buketi Kule’nin bahçesine atmış, Fadimanımsa ağrısı tutmuş başını tülbentle sıkıp kendini odaya kapatmış. Bitişik komşu olarak olaya bizler tanık olmuştuk ama olamayanlar bahçede gördükleri parçalanmış glayöllere bir anlam verememişlerdir mutlaka.
Fadimanım Teyze ertesi gün hâlâ ağrısı geçmeyen başındaki tülbentle, amatörce yaptığı onarım işlerinden dolayı ayakkabı tamircisi kardeşine benzettiği, “Tıklı benim gaadaş gibi” dediği babama gelip kocasını bir kez daha ikna etmesi için yalvarmış, “Arııı, daha başımıza neler gelecek?” diye ağlamıştı. Dedem Korkut yine devreye girmiş, boy boylayıp soy soylamış ve sonunda yeniden yaptırılan glayöller ve neyse ki sağlam kalmış çikolatalarla kız istenmiş, “Hayırlı olsun” temennileriyle iş bağlanmıştı. Damat ve bütün bu olanlardan haberi olmayan gelin adayı mutlu, geri kalan aile fertleri ise mutsuzdu. Babamın ertesi gün “Gözün aydın” dediği Fadimanım’ın cevabı şöyle olmuştu: “Ayamaz olaydı da kapanakalaydı”.
Bunca olayın sonrasında iş tatlıya bağlanmış, aile arasındaki nişandan sonra zaten düzgün bir ailesi olmayan kız bir süre Fadimanımlar’da kalmış, düğüne katılmak için gelen yaşlı babası Kule’nin müdavimi bohçacıdan 3. Kat kadınlarının yönlendirmesiyle üç-beş çeyiz alarak kendince katkıda bulunmuştu. Düğün semtimizin popüler düğün mekânı Ülker Pastanesi’nde yapılmış, tabii ki siz sayın 56 Chevrolet gelin arabası olarak süslenmiş ve görevinizi layıkıyla ifa etmiştiniz.
Bütün bu tantananın sonrasında istenmeyen gelin ailenin kıymetlisi olmuş, o küçücük eve girip Fadimanım ve Bıyık Kaptanı ölene kadar onlarla birlikte yaşamıştı. Sürekli “Gavur herif” diye kızdığı, her fırsatta söylendiği, aldığı odunu az bulduğu için “Gavur herif gitmiş de 500 kiloov odun almış, yarım ton barime alaydı” diye babama şikayete geldiği kocası Hedimanım’ın ölümünden sonra onun acısıyla ancak üç ay yaşayabilmişti. Olayın finali yine Yeşilçam filmlerine yakışır biçimde gerçekleşmişti.
İşte böyle 56 Chevrolet, umarım sahiplerinizi unutmamışsınızdır, ben ne sizi, ne de onları hiç unutmadım. Umarım şimdilerde bir koleksiyonerin garajında hayatınıza devam ediyorsunuzdur. Nikelajlarınız pas tutmasın, tekerinize taş değmesin…

Bayıldım ben bu mektuba. Ne güzel yazıyorsunuz ellerinize sağlık Hocam. Hülya
YanıtlaSil:)) O dönem anneler için nasıl önemlidir değil mi özellikle küçük oğullarının mürvetini görmek ama kendi seçtikleri biriyle görmek.... Film gibi hikayeler...
YanıtlaSilChevrolet'nin şavrole diye telaffuz edilirdi, Buick bıyık diye. Bizim millet oldum olası söylenişi ağzına uydurmayı sever. :)
YanıtlaSilHikaye çok güzeldi, ilk isteme teşebbüsü glayöllere yazık olduğuyla kalmış.
Bayıldım❤her cümleye, her duyguya, kalemini sevdiğim😘
YanıtlaSil