Dün öğleden sonra bir hızar sesiyle balkona koştum. Sokağın sonundaki apartmanın önünde büyüyen tesbih ağacı sanırım birinin gözüne epeyce batmış olmalı ki, "Tiz kesile!" buyrulmuş, ses oradan geliyormuş, dallarından başlayıp köküne kadar kestiler canım ağacı. İlkokul öğretmenimin her fırsatta hatırlattığı "Yaş kesen baş keser" atasözüyle büyümüş ben ve benim gibiler her ağaç kesildiğinde kolumuzu kaybetmiş gibi oluyoruz. Sinir bozukluğuyla izlerken alt kattaki dükkandan çıkan bir adam, sahibi midir neyin nesidir bilmiyorum, belediye ekiplerine yanaşıp birini ardına taktı ve bizim çınarın yanına getirip "Şunu da kesin" dedi. "Hoşt!" diye bağırmamak için kendimi zor tutarken Allahtan görevli, "Abi bu çınar, orman ağacı, izinsiz kesilmez" dedi. Şimdi bir kere sen kimden izin aldın koca apartmanda da kendi başına ağaç kestirmeye çalışıyorsun, haydi onu da geçtim ağacın sana ne zararı var. Şu yaz boyu güneşin cayırdattığı şehirde koca bir gölge, serin bir yeşil, daha ne istersin? Ekmek demez, su demez, kuşlara yuva, çevreye güzellik, karşı binalara mahremiyet sağlar. Apartmanla yaşıt, 35 senelik bir ağaç, bizimkiler elleriyle dikti bina yapılır yapılmaz. Kaç kez budanmasına rağmen apartmanın boyuna ulaşmış neredeyse bir mahalle tarihi. Ahmağın biri de kes şunu diyor, asıl sen kes sesini 😃 Çok kızdım arkadaşlar, görevli Orman Müdürlüğü'nden izin almadıkça kesilmez dedikçe de ısrar ediyor, sanki binanın sahibi. Ekip gitti de bir rahat nefes aldım, ödüm koptu, bırakın kesmeyi budayacaklar diye bile, çünkü işi bilmeden budayıp eşek kemirmiş gibi yapıyorlar ağaçları. Şunlara baksanıza, yaprak dökmüş haliyle bile güzel:
Dallarda kalan kuru yapraklara baktıkça da O'Henry'nin "Son Yaprak" öyküsünü hatırlıyorum. Hani hasta genç kız pencereden ağaca bakarak son yaprak düşünce öleceğine hükmeder de komşusu düşmesin diye yaprağı ağaca bağlar. Ne güzel, ne sıcak bir öyküdür. Bir de "Noel Hediyesi" vardır yazarın, fakir çift birbirlerine Noel hediyesi almak isterler ama yeterince paraları yoktur. Erkek son parasıyla karısının güzel, uzun saçlarına takması için bir toka, kadın da saçlarını satıp paralarını koyması için kocasına bir cüzdan alır. Sonuçta hediyeler anlık işe yaramaz ama duygusu yeter. Hikayeden hareket edecek olursak ben de ağacı zincirle apartmana mı bağlasam acaba, kimse kesemesin 😂
Dün iki film izledim, biri "Frankenstein", ne izleyeceğimi tahmin ediyordum ama yine de burnumu sokmadan edemedim ve bitene kadar Kocam Bey'in en minik yiğeninin deyimiyle tot sıtıldım. Hiç tarzım olmayan bir filmi izleyerek hem vaktime, hem gözlerime yazık etmek de işte, o da benim akılsızlığım. Neyse ki ardından Filistin-Ürdün yapımı bir başka film buldum Mubi'de-"Seni Gördüğümde"-keyfim yerine geldi. Filmin ana kahramanı çocuk da o kadar bizim Umutçiko'ya benziyordu ki hasret gidermiş gibi de oldum.
Kitabım ise yine hayal kırıklığı, Andrew McMillan'dan "Burukluk", arka kapak yazısına aldanıp istemiştim yeni yıl kitaplaşması olarak ama tamamen farklı bir konuydu, neyse ıkına sıkına son 50 sayfaya geldim, bugün biter ve umarım elime alacağım yeni kitap biraz beni gayrete getirir.
Bugünlük bu kadar olsun, mahalle pazarımızın günü, hava muhalefeti nedeniyle ikidir gidemiyoruz, şu an güneş var, rüzgar kesildi, gideyim de biraz gözüm gönlüm açılsın.
Pazar tezgahları gibi renkli geçsin gününüz...
*Perşembe'nin Düzleri, Ordu türküsü. Buradaki Perşembe ilçe ama olsun varsın. Cengiz Özkan'ın buğulu sesinden dinlemek isterseniz buyrun:


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder