.

.
.

22 Nisan 2020 Çarşamba

22 NİSAN (KARANTİNA GÜNLERİ/29-30-31-32 SEPET)

4 gün ara vermişim, pardon, sanki yazacak konu vardı da biz yazmadık..deermişim 😃

Yenimahalle'den Küçükesat'a taşındığımızda evimizin altında bir bakkal dükkanı vardı; "Kayseri Bakkaliyesi". Küçük, loş, tıkış tıkış bir dükkandı. Kapının hemen sağ yanında maviye boyalı, ahşap bir ekmek dolabı, yerlerde dizili bisküvi tenekeleri, bakliyat çuvalları, duvarda raflar,  karşıda camekanlı bir tezgah, tezgahın arkasında da Kayserili bakkal Ahmet amca. Ahmet amca kırmızıydı, muhtemelen kızılderili ataları Amerika'da zora düşünce "Gahın gardaşlar, beyaz adam bizi yimeden biz Gayseri'ye gidip az sucuk, pastırma neyin yiyek" diyerek Kayseri'ye göç etmişler ve bunun sonucunda nesiller sonra kırmızı Ahmet amca doğmuş. Kırmızı dediğime bakmayın, Ahmet amca bir de sinirlendi mi bildiğin bordoya dönüşürdü. O bordo suratın üst tarafında mavi gözleri çipil çipil ateş saçardı. Anneannem pek sevmezdi, "Gök gözlü kırmızı herif" derdi arkasından, anneannem zaten açık renk gözlüleri başka bir dünyanın insanı olarak kabul eden cinstendi, pek makbul saymazdı (açık renk gözlülerden özür diliyorum, benim fikrim değil sonuçta, üstelik kocamın gözleri de renkli 😃) Ahmet amca hem bakkalımızdı, hem de yan taraftaki apartmanda otururdu ailesiyle birlikte, yani ailecek de görüşürdük. Hatta annem yaşındaki karısı oraya taşındığımızda 3 yaşında olan kardeşimin en iyi arkadaşıydı, canı sıkıldı mı: "Ben Hatçe'ye gidiyorum" diyerek kapıya koşardı. Evin kızı ile annesi aynı ismi taşırdı: "Hatice". Birbirinden ayırmak için anneye Hatçe, kıza Hatice derdik 😃 Hatçe teyze o bakkal çalışmaya devam ettiği sürece kocasına yemek taşıdı, hatta daha uzak bir semte taşındıklarında bile eksik etmedi öğlen yemeğini. Bakkala öğlen vakti girerseniz gördüğünüz manzara şu olurdu; Ahmet amca tezgaha sefertasını koymuş, koca ekmek bıçağıyla iki dilim ekmek kesmiş (o yıllarda bakkala girip yarım ekmek alabilirdiniz, hatta diğerlerinden ayırmak için kırmızıya boyalı pişmiş yumurta satıldığı da olurdu) iştahla yemek yiyor, arada da yanında duran alüminyum demliğin ibiğinden bir fırt çay çekiyor 😃 Bardak kullanmazdı, ibikli demlik işini görürdü. Dükkana giren pek hazetmediği biriyse istifini bozmazdı, yemeği ağır yemeye devam eder, sonra da lütfedip isteneni verirdi. Kazara mahallenin çocuklarından biri dükkana girer ve Ahmet amcayı kızdıracak bir şey yaparsa bordoya dönüşür, sopayı çektiği gibi "Seni cibilliyetsiz" diye kovalardı. 

Üçüncü katta oturuyorduk ve evin genç nüfusu olarak bakkal alışverişi üstüme kalıyordu haliyle, merdiven in çık işinden bezince annem bir sepete ip bağladı ve balkondan sepet sallamaya başladık. Bir süre sonra komşular da bu yönteme başvurmaya başladılar. Herkesin bakkalı haberdar etme tarzı farklıydı. Ben sepeti balkondan sarkıtır, sonra uzun balkonun bir ucundan öbür ucuna hızla sallardım. Salıncak gibi sallanan sepeti gören Ahmet amca, kapıya çıkar, yukarıya kaldırdığı için güneş giren gözlerini kısar: "Ne var yine, ne var?" diye güya sinirlenirdi. Alacağımız şeyi söyler, "Yaz bir kenara, akşam babam ödeyecek" derdik. Herkesin sepet sallama biçimi farklıydı, yan apartmandaki Eray abla sepet bakkalın görüş alanına girmediği için dublaj yapma gereğini de duyardı: "Ahmeeeeet, Ahmeeeet, sağır mısın Ahmeeet!". Ahmet biraz gecikirse "Nerdesin sürünesice?" diyerek kimsenin ciddiye almadığı, ağız alışkanlığı yapmış bedduasını da ilave ederdi. 

Şimdi bunu niye anlattın diyeceksiniz. Dün mutfakta birşeylerle uğraşırken aşağıdan gelen sesle balkona çıktım, bir nevi Barış Mahço şarkısı çalıyordu adeta sokakta: "Domates var, patlıcan var, patatis var, soğan var". Kenarına file içinde limonlar asılmış kamyoneti görünce limon almak istedim. Geçenlerde marketten temin ettiğim ipi Gratis poşetine bağlayıp sarkıttım aşağı parayla birlikte. Yukarıya çekiştirirken de Ahmet amcayı ve ona salladığımız poşetleri hatırladım. Mavi önlüğü, kırmızı suratı ve huysuz halleriyle çıktı geldi yılların ötesinden, şu fotoğrafı buldum internetten:


Görsel: Buradan

Her ne kadar burada sepeti Rapunzel sallamışsa da bu corona bizi eski alışkanlıklarımıza döndürecek sosyal mesafe uğruna besbelli. Tez geçer dilerim. Bugün de böyle olsun bakalım, kalın sağlıcakla...

8 yorum:

  1. hem güldüm hem de duygulandım, gerçekten vardı bu sepetler.. Aslında bizim evde hala var çünkü balkondan bahçedeki çocuklara su falan sallandırıyorum :D Sayılır mı?

    YanıtlaSil
  2. Eskilerden bir kesit yaşamışsnız :)

    YanıtlaSil
  3. eskilerin huysuz bakkal amcaları bile bir güzel geliyor değil mi ama bu sosyal mesafe olayı ilerde bize güzel gelmeyecek

    YanıtlaSil
  4. Benim çocukluğumun ilk bakkalının adı da Ahmet idi. :) Sonra yerine ta Uşak'tan Gaziantep'e taşınan bir aile bakkallığı devraldı. Kızları ünv öğrencisi idi, en çok o dururdu. bakkalımızın adı Zeynep bakkal oldu. Erkek gibi kızdı Zeynep abla...Haki parkasını kot pantolonunu giyer, akşamları dükkanında yaşıtı erkeklerle sigara içip siyaset yapardı. Daha da neler yapardı bilmiyoruz ama çocuk dünyama kattığı çok şey oldu. Bir zamanlar bakkallar, kasaplar, fırıncılar biz çocukların indirekt (dolaylı yoldan) öğretmenleriydi. Bilmezdik bunu.

    YanıtlaSil
  5. Benim çocukluğum küçük ilçelerde, bahçeli evlerde geçti. Böyle olunca, balkondan bakkala iple sepet sarkıtma işlerinden İstanbul'a gelince haberim oldu. O zaman ise apartmanımızın altında bakkal yoktu, yine sepet sarkıtamadık! :))

    YanıtlaSil
  6. Sepet sallamak yazlıkta çok kullandığımız bir yöntem. Sokak satıcıları geçerken herkes balkondan alışveriş yapar. En son, dev bir karpuzu ince naylon poşetle üçüncü kata çekerken baya heyecanlı dakikalar yaşamıştık. Ya poşet yırtılırsa :))

    YanıtlaSil
  7. Sepet sallamak yazlıkta çok kullandığımız bir yöntem. Sokak satıcıları geçerken herkes balkondan alışveriş yapar. En son, dev bir karpuzu ince naylon poşetle üçüncü kata çekerken baya heyecanlı dakikalar yaşamıştık. Ya poşet yırtılırsa :))

    YanıtlaSil
  8. Çok seviyorum sizin eski yıllara ait hikayelerinizi, sevgiler...

    YanıtlaSil