31 Aralık 2024 Salı
30 Aralık 2024 Pazartesi
LEYLAK GÜNLÜKLERİ 26 / 30 ARALIK
Sondan 2, yarın bitiriyoruz Günlükleri. Uzun zamandır her gün, düzenli olarak yazmıyordum. Sevgili "Lesliyan"ın izinden gidip Günlükler'e başlamak iyi geldi bana, yazmak her zaman iyi gelir, sağaltır beni. İşin tuhafı arada bir yazarken konu bulamazken her gün yazmaya başlayınca coşup taştım. Ama 2025'de devam eder miyim, sanmıyorum. Belki yine bir kolektif günlük olayı olursa, oraya eklemlenirim.
Dün yıllık bir döküm yapmıştım aylar üzerinden, bugün kültürel ve sanatsal bir döküm yapayım istiyorum. Ne dersiniz okuduğum kitaplarla başlayalım mı? Gerçi onları her ayın sonunda açıklamalı olarak yazdımsa da, burada yıl içinde okuyup en beğendiklerimi sıralamak istiyorum. Bu yıl 100 kitap okumayı planlamıştım, tam olarak denk geldi. 100. kitap olan Mahir Ünsal Eriş'in "Tatil Kitabı"nı sabah bitirdim. Bakalım bu yıl en beğendiğim kitaplar hangileri imiş:
YABANCI
2-Şili'li Şair/Zambra (Roman)
3-Almanca Dersi/Siegfried Lenz (Roman
29 Aralık 2024 Pazar
LEYLAK GÜNLÜKLERİ 25 / 29 ARALIK
Dün gece tam bilgisayarı kapatıp yatmak üzereyken Ayşegül Aldinç'in paylaşımıyla öğrendim Selami Karaibrahimgil'in ölümünü. Hüzünle girdim yatağa. "Modern Folk Üçlüsü" ergenlik ve ilk gençlik çağlarımın en sevdiğim, dinlemekten hiç bıkmadığım grubuydu. Sonrasında grup dağılıp eski popülaritesini yitirene kadar da takip etmekten vaz geçmedim. Yaşdaşlarım Doğan Canku'ya bayılsa da benim favorim Ahmet Kurtaran idi, ergen şapşallığıyla ona kilitlenirdim TV ekranında. O sıralar müziğin yanısıra Hacettepe Diş Hekimliği Fakültesi'nde asistandı, dişim ağrısa da gitsem, belki görürüm diye geçirirdim aklımdan, dualarım yıllar sonra gerçek oldu ama ilk kısmı, ikinci kısım çoktan gündemimden düşmüştü. Hatta yaşlarımızın yakın olduğu kız kuzenlerden biri tesadüfen onun ilgilendiği dişçi koltuğuna denk gelmiş, anlata anlata bitirememiş, beni fena halde kıskandırmıştı. Doğan Canku çok popülerdi, Ahmet Kurtaran grubun lideri gibiydi, Selami ise daha sakin, daha geri planda gelirdi bana, belki de grubun asıl beyni oydu ama aklı bir karış havada ergen neyin ne olduğunu nereden bilsin ki, gerçekten çok üzüldüm. Kuşağımıza yaşama sevinci veren sanatçılar birer birer gidiyor, bir yozlaşmanın ortasında debeleniyoruz. "Dözerem" şarkısıyla analım Selami Karaibrahimgil ve "Modern Folk Üçlüsü"nü, huzurla uyusun:
28 Aralık 2024 Cumartesi
LEYLAK GÜNLÜKLERİ 24 / 28 ARALIK
Ağır misafirlerim vardı bugün, çocuklar tabii ki, o yüzden kahvaltı sonrası hemen mutfağa yollandım. Çorbayı dün akşamdan pişirmiştim, kurabiyeyi de. Güya işi kolaylamıştım, pek iyimser düşünmüşüm, saat 14.00'e kadar ayrılamadım tezgâh başından. Bereket Storytel eşlikçimdi, önce dün başladığım Ayşe Kulin'in "Son" romanını bitirdim, sonra Ahmet Ümit'in "Sultanı Öldürmek"ine başladım. Bu arada balıkları soslayıp buzdolabına yerleştirdim, patatesleri haşlayıp salataya dönüştürdüm, buharda karnabahar ve brokoli pişirip dizdim kayık tabağa, mercimek çorbasına atmak için doğradığım bayat ekmekleri fırınladım, sonra da "Yeter da!" deyip çıktım mutfaktan. Yeşil salata işini Kocam Bey'e havale ettim, elime kitabımı alıp ağrıyan sırtımı dinlendirmek için uzandım.
Dün akşamın ilerleyen saatlerinde sempatik kargocumuz bir paket getirdi. Bekliyordum zaten, beklediğimden de çabuk geldi. Zehra benim blogu açtığım yıllardan beri arkadaşım. Eski blogcular bilir, "Hep Süslüydüm" adıyla yazardı. Şimdilerde pek çok blogger gibi o da bıraktı blog işini. Kendisiyle bir İstanbul seyahatimde yüzyüze gelmek mutluluğunu da yaşamıştım, o zamandan bu yana bir daha gerçek anlamda görüşme mümkün olmasa da irtibatımız hiç kesilmedi. Rahmetli annesinin yemekleri ile ilgili bir kitap yazdığından daha önce söz etmişti, geçenlerde de kitabın çıktığı müjdesini verdi, ben de hemen istedim Amazon'dan. Dünkü paketten Zehracığımın "Annesinin Kuşları" çıktı:
Kitabın ilk sayfasındaki sunuşta şöyle demiş arkadaşım: "Bu kitap elinizdeyse lütfen en zarif ve en kıymetli fincanınızı çıkarın ve orta şekerli bir kahve pişirin bakır cezvede. Her kahvesini farklı bir fincanda içmeyi seven anneme, gökyüzüne bakarak gülümseyin". Böyle güzel bir dileği yerine getirmemek mümkün mü? Sırtımı biraz dinlendirince kalktım. Bakır cezvem yoktu, kahve makinesinde pişirdim, en kıymetli fincanım da Antalya'da idi ne yazık-annemin çeyizlik fincanlarından geriye kalan, gül desenli, incecik üç tane-ben de evdeki en zarif fincanı buldum, neredeyse üç yudumluk kahve alan, fotoğraftaki kibarcık. Kahveyi koydum, ilk yudumumu aldım ve gökyüzüne bakarak Şenel Teyze'ye gülümsedim. Ruhu şad olsun...
Kitapta Zehra Kamışoğlu annesinin marifetli elleriyle yaptığı Antep ve Urfa yöresi yemeklerini yine onun tarifleriyle kaleme almış. Yemek kültürüne ve yemek tariflerine meraklılar için birebir. Ellerine sağlık arkadaşımın, okuru bol, yolu açık olsun.
Gelelim önceki gün tarifini verdiğim kurabiyeye, sevgili Pelinpembesi fotoğrafını istemişti. Yine mazeret olarak Antalya diyeceğim, boyutu uygun olan kalıbım orada kaldığı için evde bulduğum kalıbı kullandım ama bu seferki pek içime sinmedi, gerçi çocuklar beğendiler, her zamankinden pek farklı bulmadılar ama sanırım şekerini biraz kısmışım ya da aldığım pudra şekerinin tadı biraz düşükmüş. O yüzden üstüne biraz pudra şekeri serptim, renkteki değişiklik oradan kaynaklı, yoksa tam fıstık yeşili olurdu renkleri:
Çocuklar biraz evvel gittiler, ortalığı toparlayıp günlük başına oturdum. Yorgunum ve dişim ağrıyor. Bir türlü sebebi anlaşılamadı bu diş ağrısının, iki kere diş hekimine gittim, tüm dişlerin panoramik röntgeni çekildi yine de bir sebep ve çözüm bulamadı. Ara sıra elektrik çarpması gibi bir sinir ağrısı giriyor ki sürekli olsa kerpetenle söküp atacak raddeye getirir insanı. Artık çözümü Antalya'da arayacağım.
Şimdi "Tatil Kitabı"mı alıp dinlenmeye çekileceğim. Cümleten iyi geceler...
"
27 Aralık 2024 Cuma
LEYLAK GÜNLÜKLERİ 23 / 27 ARALIK
Gözümü açtığımda ortam neredeyse zifiri karanlıktı sabah, saat 5 olsa gerek falan diye düşünüp tekrar uyumaya hazırlanıyordum ki gözüm saate ilişti, 8 olmuş. Peki bu havanın durumu ne? İlacımı içip tekrar yattım ama uyumak için değil, 40 sayfası kalmış "Aylaklar"ı bitirmek için. Kitap bitince kahvaltı hazırladım, tabağımı alıp bilgisayarın karşısına geçtim. Zira telefonuma gelen mesaj "Şenlik Blog"da yılbaşı yazılarımızın yayınlandığını bildiriyordu, büyük ekranda göreyim istedim. Geçen hafta Şenlik Blog bizden unutamadığımız yılbaşı anılarımızı istemişti bir-iki paragraflık. Bugün yayına girmiş bir derleme olarak. Okumak isterseniz aşağıdaki linke tık:
Efendi efendi yağan bir yağmur vardı dışarıda ama ortam hala karanlıktı. Ruhum da kararmak üzereydi ki kapı çaldı, kargo geldi. Paketten ne çıktı? Kardan adam "Karlo" çıktı:
O taa Marmaris'ten geldiği için yorgun, ayakta uyuyordu ama benim onu görünce gözüm, gönlüm açıldı. Manevi kız kardeşlerim Dilek ve Nesrin'in beni hatırlamadıkları özel gün yoktur, sağ olsunlar, var olsunlar.
Derken oğlum uğradı, babasını da alıp bizim emektarın lastiklerini yenilemeye gittiler, malum önümüzde uzun yol var. Ben de mutfağa girip ortalığı toparladım, süzme mercimek çorbası pişirdim, brokoli haşladım ve dün malzemelerini aldığım kurabiyenin hamurunu yoğurdum. Şu an buzdolabında dinlenmekte, akşam şekil verilip fırına girecek, yarın sizlere defilesini yapar 😊 O süre zarfında da Dilek Türkan'ın yeni albümünü dinledim Spotify'da. Osman Nihat Akın bestelerini seslendirmiş, biri de "Yine Bu Yıl Ada Sensiz İçime Hiç Sinmedi". Hüzünlü bir öyküsü var bu şarkının. Bestekar Osman Nihat Akın ile tarihçi Ahmet Refik Altınay çok iyi iki dostturlar. Her yıl belirli zamanlarda Ada'da buluşup Dil Burnu'nda dolaşır, tavla oynar, sohbet ederler. Lakin Altınay bir Ekim ayında, İstanbul'da zatürreden 56 yaşında vefat eder. Osman Nihat Akın her yıl buluştukları zamanda yine Ada'ya gider ve dostunun acısını notalara döker:
Dil'de yalnız dolaştım hep, gözyaşlarım dinmedi
Ben de şaştım, nasıl oldu yüreğime inmedi
Dil'de yalnız dolaştım hep, gözyaşlarım dinmedi"
Dinleyelim mi?
Birazdan yılın 100. ve son kitabına başlayacağım, Mahir Ünsal Eriş'ten "Tatil Kitabı". Sevdacığım sağ olsun, kitaplar paylaşınca çoğalır 😊
Hepinize çok sevgiler, iyi hafta sonları...
26 Aralık 2024 Perşembe
LEYLAK GÜNLÜKLERİ 22 / 26 ARALIK
Bugün öğleye kadar belirli aralıklarla telefon görüşmeleri yaptım, hem de uzun uzun. Sonra da giyinip kız kardeşle buluşmak için çıktım evden. Önce birtakım alışverişler yaptık, bir yılbaşı geleneği olarak Antep fıstıklı kurabiye için toz fıstık, Hindistan cevizi, kestaneli iç pilav için dolma fıstığı, böreğin üstüne serpmek için susam temin ettik. Haliyle bir servete mâl oldu, o parayla yazlık da alabilirdim ama mide yazlıktan önemlidir. 😂 Diyerek soğuk esprimi de patlattıktan sonra arzu eden için bir tarif yazabilirim. İnanamayacağınız kadar muhteşem bir kurabiye oluyor, deneyin derim:
-1 su bardağı Hindistan cevizi
-1 su bardağı pudra şekeri (daha az tatlı seven bir parmak eksik koyabilir)
-1 yumurtanın akı
25 Aralık 2024 Çarşamba
LEYLAK GÜNLÜKLERİ 21 / 25 ARALIK
Saat olmuş 21.00, ben hâlâ günlük yazacağım. Bütün gece ayak ağrısı çektim. Ne buz, ne jel fayda etti, midem iyi değil bu aralar ağrı kesici de almak istemedim, uyudum uyandım ağrı çektim. Sabah Kocam Bey birtakım ilaçlar yazdırmak için aile hekimliğine gitti, ben de kahvaltı hazırladım. Sonra biraz "Aylaklar" kıraat ettim. Canım yemek yapmak istemedi, ev halkının yüzde 50'sini akşama menemen yemeye ikna ettikten sonra hazırlandım. Önceden belirlenmiş bir buluşmamız vardı Sevdacığım ve Frog Prensimiz ile. Lakin ayağım ağrıyordu, kendisini buzladım, jelledim ve mecburen bir ağrı kesici aldım, en rahat spor ayakkabımı da giyip çıktım yola. Kargoya bırakmam gereken bir iade vardı ama kargo bildiğim yerden taşınmıştı, pas geçtim gecikmemek için.
Buluşma mekanına en geç gelen ben oldum, ki gecikmeyi hiç sevmem, neyse ki oturmuş ve sohbete başlamışlardı, hemen dahil ettim şahsımı. Her derde derman Sevdacım ayak ağrıma iyi gelecek bantlar getirmişti, nasıl kullanacağımı da anlattıktan sonra kahve içtik, yetmedi tatlı yedik, yetmedi bol bol güldük ve adet olduğu üzere yeni yıl dilekleriyle vedalaştık.
Eve giderken şaşkınlıkla ayağımdaki ağrının hafiflediğini fark ettim, suçlu seyahatteyken ve dün giydiğim botta mı acaba diye düşündüm, aslında son derece rahat bir ayakkabı ama ne hikmetse ne zaman giysem ağrı artıyor. Hatta Hollanda'ya gitmeden önce yeni alsam rahat olmaz diye Antalya'dan kargo ile getirtmiştim, malum yaz geçirecektik ama evdeki hesap çarşıya uymadı, yazlık ayakkabı ile de oraya gidilmezdi. Sanırım ağrının olduğu kısmı mutlu etmeyen bir bölge var tabanında, geçici izne ayıracağım anlaşılan botu bir süreliğine.
Menemenli akşam yemeğinden sonra Sevda'nın bantlarıyla ayağımı deli bağlar gibi bağladım, elime "Aylaklar"ı almış okumaya başlamıştım ki gelen bir telefon sinirimi bozdu. Sitemden nefret ederim, sitem edenden de. Akşam akşam huzurumu kaçırdı arayan kişi. Şu aşağıdaki eski fotoğrafı da gelen telefonun üstüne "mış gibi" yaparak koyuyorum, zira evde kolonyadan başka alkol yok bu aralar 😀
Güzel geçen gününüze limon sıkan insanlar olmaması dileğiyle...



















