.

.
.

30 Aralık 2024 Pazartesi

LEYLAK GÜNLÜKLERİ 26 / 30 ARALIK

 





Sondan 2, yarın bitiriyoruz Günlükleri. Uzun zamandır her gün, düzenli olarak yazmıyordum. Sevgili "Lesliyan"ın izinden gidip Günlükler'e başlamak iyi geldi bana, yazmak her zaman iyi gelir, sağaltır beni. İşin tuhafı arada bir yazarken konu bulamazken her gün yazmaya başlayınca coşup taştım. Ama 2025'de devam eder miyim, sanmıyorum. Belki yine bir kolektif günlük olayı olursa, oraya eklemlenirim. 

Dün yıllık bir döküm yapmıştım aylar üzerinden, bugün kültürel ve sanatsal bir döküm yapayım istiyorum. Ne dersiniz okuduğum kitaplarla başlayalım mı? Gerçi onları her ayın sonunda açıklamalı olarak yazdımsa da, burada yıl içinde okuyup en beğendiklerimi sıralamak istiyorum. Bu yıl 100 kitap okumayı planlamıştım, tam olarak denk geldi. 100. kitap olan Mahir Ünsal Eriş'in "Tatil Kitabı"nı sabah bitirdim. Bakalım bu yıl en beğendiğim kitaplar hangileri imiş:

YABANCI

1-Violeta/Isabel Allende (Roman)
2-Şili'li Şair/Zambra (Roman)
3-Almanca Dersi/Siegfried Lenz (Roman
4-Kötü Kızlar/Camila Sosa Villada (Roman)
5-Beyaz Kalp/Javier Marias (Roman)
6-Kanada/Richard Ford (Roman)
7-Ruhumun Kadınları/Isabel Allende (Kurgu dışı)
8-Nevada/Claire Vaye Watkins (Öykü)
9-Nisyan/Hector Abad (Anı)
10-Gözlemevi Apartmanı/Edward Carey (Roman)
11-Esrik Ağacın Meyvesi/Ingrid Rojas Contreras (Roman)
12-Kendime Notlar/Emilie Pine (Kurgu dışı)
13-Baumgartner/Paul Auster (Roman)

YERLİ

1-Babam, Ev, Yumurta Kabukları/Fatmanur Kaptanoğlu (Roman)
2-Çevrimiçi/Ayşe Başak Kaban (Öykü)
3-Ateş, Ten, Gölge/Uğur Deveci (Öykü)
4-Hayalet Bakıcısı/Özlem Dikeçligil (Öykü)
5-Amida'nın Ruhu/Silva Özyerli (Anı)
6-Kavgaz Pilot/A.Sezgintüredi-M.Demirbilek (Polisiye)
7-Beyhan Saran, SahnelereArmağan/Tolgahan Vurgun (Biyografi)
8-Yolda Olmak/Kadir Işık (Gezi)

Elbetteki bunların dışında da çok sevdiğim kitaplar oldu ama uzatmanın anlamı yok. Bu yıl İthaki Modern ve Medusa en sevdiğim yayınevleri oldu. İlk kez okuduğum ve çok sevdiğim yeni yazarlar keşfettim. Yıllardır ihmal ettiğim Javier Marias'tan 5 kitap okuyarak da açığımı kapattım.

Okumanın dışında biliyorsunuz iki yıldır Storytel'le oldukça haşır neşirim, zor bulduğum, sıkıldığım işleri kolay hale getiren faydalı bir yardımcı oldu. 88 tane kitap dinlemişim bu yıl. Kemal Tahir, Yakup Kadri ve Ahmet Ümit kitapları çoğunlukta. Bazı klasikler de dinlediklerim arasında, ayrıca yıllar önce okuyup zihnimi tazelemek için tekrar dinlediğim kitaplar oldu. Normalde satın almayacağım, vakit geçirecek hafif kitaplar da dinledim. Hiç ummadığım güzellikte kitaplar ve yazarlar tanıdım. Bazı yazarların külliyatını tamamladım, 2025'te tam gaz devam diyorum.

Gelelim etkinliklere, filmler ile başlayalım:

Toplamda 98 film izlemişim; birkaçı sinemada, çoğunluk MUBİ'de, bazıları NETFLIX'da ve bir kısmı da internette olmak üzere. En yoğun izlemem Ocak, Şubat ve Mart aylarında, malumunuz Oscar zamanı. Şimdi en beğendiklerimi sıralayacağım:

1-My Favourite Cake 
2-Perfect Days
3-Das Lehrzimmer
4-Past Lives
5-Böğürtlen Böğürtlen
6-Crossing
7-The Fall
8-Bir Salyangozun Anıları
9-The Zone of Interest
10-Ofsayt
11-Sheyda
12-Bergman Adası
13-Memory
14-Hayat
15-Faruk
16-Suna

Çok fazla dizi izlemedim, 18 tane ancak. İçlerinde en çok "Ripley", "Yüzyıllık Yalnızlık" ve "Kuvvetli Bir Alkış"ı beğendim.

11 sergi gezmişim, "Devrim Erbil Retrospektifi en iyisiydi.

Yine 11 tane bale, konser, tiyatro izlemişim ve hepsinden memnun kalmışım.

11 uğurlu sayım olmuş sanki bu yıl, gezdiğim müze sayısı da 11 ve elbette ki Van Gogh Müzesi ilk sırada.

Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin, bu leylaklar da size benden yeni yıl armağanı olsun:




29 Aralık 2024 Pazar

LEYLAK GÜNLÜKLERİ 25 / 29 ARALIK





Dün gece tam bilgisayarı kapatıp yatmak üzereyken Ayşegül Aldinç'in paylaşımıyla öğrendim Selami Karaibrahimgil'in ölümünü. Hüzünle girdim yatağa. "Modern Folk Üçlüsü" ergenlik ve ilk gençlik çağlarımın en sevdiğim, dinlemekten hiç bıkmadığım grubuydu. Sonrasında grup dağılıp eski popülaritesini yitirene kadar da takip etmekten vaz geçmedim. Yaşdaşlarım Doğan Canku'ya bayılsa da benim favorim Ahmet Kurtaran idi, ergen şapşallığıyla ona kilitlenirdim TV ekranında. O sıralar müziğin yanısıra Hacettepe Diş Hekimliği Fakültesi'nde asistandı, dişim ağrısa da gitsem, belki görürüm diye geçirirdim aklımdan, dualarım yıllar sonra gerçek oldu ama ilk kısmı, ikinci kısım çoktan gündemimden düşmüştü. Hatta yaşlarımızın yakın olduğu kız kuzenlerden biri tesadüfen onun ilgilendiği dişçi koltuğuna denk gelmiş, anlata anlata bitirememiş, beni fena halde kıskandırmıştı. Doğan Canku çok popülerdi, Ahmet Kurtaran grubun lideri gibiydi, Selami ise daha sakin, daha geri planda gelirdi bana, belki de grubun asıl beyni oydu ama aklı bir karış havada ergen neyin ne olduğunu nereden bilsin ki, gerçekten çok üzüldüm. Kuşağımıza yaşama sevinci veren sanatçılar birer birer gidiyor, bir yozlaşmanın ortasında debeleniyoruz. "Dözerem" şarkısıyla analım Selami Karaibrahimgil ve "Modern Folk Üçlüsü"nü, huzurla uyusun:


Günlerdir ses çıkarmayan diş ağrım dün gece yıldırım çarpmış gibi giren bir ağrıyla başladı ve beni gece boyu uyutmadı, mecburen sabahın 4'ünde ağrı kesici aldım. Derdi nedir bir çözebilsem bakacağım icabına ama sebebi de bilinemedi. Üstelik diş hekiminden de, koltuğundan da hiç çekinmem, hiçbir doktora gitmediğim kadar rahatça gider otururum o koltuğa, canımın yanmasına da gık demem. Lakin derdin şudur, şunu yapalım diyen çıkmadı. Şimdi de gece boyu ağrıyan o değilmiş gibi efendi efendi oturuyor hangisi olduğunu anlamadığımız rezil diş 😂

Yeni yıla girmemize iki gün kalmışken ufaktan ufaktan bir döküm yapmaya başlayayım diyorum. Önce her ayın önemli olaylarına bir bakış atayım istiyorum:

OCAK: Kutlu doğum haftam tabii ki, Türkiye'de ve yavru vatan Kıbrıs'ta törenlerle kutlanmış. Prova, prömiyer, gala, jübile, Allah ne verdiyse kutlayalım ki genç kalalım denmiş. Darısı 2025 Ocak ayının 31'ine 😊

ŞUBAT: Ankara'dan Antalya'ya dönmüş olmanın heyecanıyla gelsin arkadaş toplantıları, gitsin Antalya turları olmuş. Birtakım sanatsal faaliyetlerden de geri durulmamış tabii ki, "Giselle" balesi bunlardan biri olmuş:


MART: Bu ayın en sıkıntılı olayı Kocam Bey'in göz ameliyatı ve kontrolleri olmuş ama ayın sonunda seçimle yüzler biraz gülmüş.

NİSAN: Bahar gelmiş, şehir şenlenmiş, üstüne bir de çocuklar ve kız kardeş gelmiş, gezilmiş tozulmuş, kardeşin doğum günü kutlanmış, Adrasan'a, Aspendos'a ziyaretler yapılmış, hatta denize bile girilmiş.


MAYIS: Erken başlayan sıcaklar bunaltsa da Kocam Bey'in göz kontrolleri yüzünden Ankara'ya kaçılamamış ama Tiyatro Festivali kapsamında şahane gösteriler izlenmiş ve bir de yayla kaçamağı yapılmış, yağmurlu ve sisli Gödene'nin tadı çıkarılmış:


HAZİRAN: Sonunda kapak Ankara'ya atılmış, çoluk-çocuk, kardeş, eş-dost buluşmaları yapılmış, hatta günübirlik bir  Eskişehir ziyareti bile gerçekleştirilmiş:



TEMMUZ: Umut'la geçirilen zamanlar, arkadaş buluşmaları, doğum günleri ile geçmiş Temmuz ayı. Yenimahalle'ye bir ziyaret yapılıp anılar tazelenmiş, çocukluğumuzun geçtiği evin yerine dikilen kazulet bina görülmüş ve nefret edilmiş 😖

AĞUSTOS: Kocam Bey ameliyatlara doyamayıp bir yenisini yaptırmış, aksilik o da bir komplikasyon geliştirip hastane hastane dolaşılmış. Sonunda sorun çözülmüş ama hastane ziyaretleri bitmemiş. Yine de gezilmiş tozulmuş,

EYLÜL: Ayın güzelliği İstanbul olmuş. Üç gün boyunca görülmeyen yerler gezilmiş, blog dostlarıyla, arkadaşlarla buluşulmuş, vapurun, Boğaz'ın, Beyoğlu'nun tadı çıkarılmış. İstanbul yetmemiş, günübirlik bir Eskişehir daha yapılmış, bol gezmeli bir ay olmuş.


EKİM: Bu ay da birtakım hastane ziyaretleri yapılmış ama kız kardeşle bol bol buluşulup gezilmiş tozulmuş. Hatta onun kılavuzluğunda bir Ulus Turu'na katılınmış.


KASIM: Yılın en güzel ayı bu ay olmuş, kız kardeşle bir haftalık Hollanda-Belçika seyahati ile yorulsak da tüm yılın stresi atılmış. Sonrasındaki hastane ziyaretleri, tetkikler, biyopsiler bile o gazla daha rahat atlatılmış.


ARALIK: Sonunda Kocam Bey'in tetkiklerinden iyi sonuçlar alınıp rahata erilmiş. Umut Bey'imiz 5 yaşına girmiş, arkadaşlarla buluşulmuş ve her zamanki gibi umut ve iyi beklentilerle 2025 beklenilmeye başlanmış.

Hastane işlerini saymazsak fena bir yıl olmamış sanki, daha iyisini yenisinden bekliyor, yarın sanatsal ve kültürel etkinliklerin dökümünü yapmak niyetiyle sevgilerimle bitiriyorum...








28 Aralık 2024 Cumartesi

LEYLAK GÜNLÜKLERİ 24 / 28 ARALIK

 





Ağır misafirlerim vardı bugün, çocuklar tabii ki, o yüzden kahvaltı sonrası hemen mutfağa yollandım. Çorbayı dün akşamdan pişirmiştim, kurabiyeyi de. Güya işi kolaylamıştım, pek iyimser düşünmüşüm, saat 14.00'e kadar ayrılamadım tezgâh başından. Bereket Storytel eşlikçimdi, önce dün başladığım Ayşe Kulin'in "Son" romanını bitirdim, sonra Ahmet Ümit'in "Sultanı Öldürmek"ine başladım. Bu arada balıkları soslayıp buzdolabına yerleştirdim, patatesleri haşlayıp salataya dönüştürdüm, buharda karnabahar ve brokoli pişirip dizdim kayık tabağa, mercimek çorbasına atmak için doğradığım bayat ekmekleri fırınladım, sonra da "Yeter da!" deyip çıktım mutfaktan. Yeşil salata işini Kocam Bey'e havale ettim, elime kitabımı alıp ağrıyan sırtımı dinlendirmek için uzandım.

Dün akşamın ilerleyen saatlerinde sempatik kargocumuz bir paket getirdi. Bekliyordum zaten, beklediğimden de çabuk geldi. Zehra benim blogu açtığım yıllardan beri arkadaşım. Eski blogcular bilir, "Hep Süslüydüm" adıyla yazardı. Şimdilerde pek çok blogger gibi o da bıraktı blog işini. Kendisiyle bir İstanbul seyahatimde yüzyüze gelmek mutluluğunu da yaşamıştım, o zamandan bu yana bir daha gerçek anlamda görüşme mümkün olmasa da irtibatımız hiç kesilmedi. Rahmetli annesinin yemekleri ile ilgili bir kitap yazdığından daha önce söz etmişti, geçenlerde de kitabın çıktığı müjdesini verdi, ben de hemen istedim Amazon'dan. Dünkü paketten Zehracığımın "Annesinin Kuşları" çıktı:

Kitabın ilk sayfasındaki sunuşta şöyle demiş arkadaşım: "Bu kitap elinizdeyse lütfen en zarif ve en kıymetli fincanınızı çıkarın ve orta şekerli bir kahve pişirin bakır cezvede. Her kahvesini farklı bir fincanda içmeyi seven anneme, gökyüzüne bakarak gülümseyin". Böyle güzel bir dileği yerine getirmemek mümkün mü? Sırtımı biraz dinlendirince kalktım. Bakır cezvem yoktu, kahve makinesinde pişirdim, en kıymetli fincanım da Antalya'da idi ne yazık-annemin çeyizlik fincanlarından geriye kalan, gül desenli, incecik üç tane-ben de evdeki en zarif fincanı buldum, neredeyse üç yudumluk kahve alan, fotoğraftaki kibarcık. Kahveyi koydum, ilk yudumumu aldım ve gökyüzüne bakarak Şenel Teyze'ye gülümsedim. Ruhu şad olsun...

Kitapta Zehra Kamışoğlu annesinin marifetli elleriyle yaptığı Antep ve Urfa yöresi yemeklerini yine onun tarifleriyle kaleme almış. Yemek kültürüne ve yemek tariflerine meraklılar için birebir. Ellerine sağlık arkadaşımın, okuru bol, yolu açık olsun.

Gelelim önceki gün tarifini verdiğim kurabiyeye, sevgili Pelinpembesi fotoğrafını istemişti. Yine mazeret olarak Antalya diyeceğim, boyutu uygun olan kalıbım orada kaldığı için evde bulduğum kalıbı kullandım ama bu seferki pek içime sinmedi, gerçi çocuklar beğendiler, her zamankinden pek farklı bulmadılar ama sanırım şekerini biraz kısmışım ya da aldığım pudra şekerinin tadı biraz düşükmüş. O yüzden üstüne biraz pudra şekeri serptim, renkteki değişiklik oradan kaynaklı, yoksa tam fıstık yeşili olurdu renkleri:

Çocuklar biraz evvel gittiler, ortalığı toparlayıp günlük başına oturdum. Yorgunum ve dişim ağrıyor. Bir türlü sebebi anlaşılamadı bu diş ağrısının, iki kere diş hekimine gittim, tüm dişlerin panoramik röntgeni çekildi yine de bir sebep ve çözüm bulamadı. Ara sıra elektrik çarpması gibi bir sinir ağrısı giriyor ki sürekli olsa kerpetenle söküp atacak raddeye getirir insanı. Artık çözümü Antalya'da arayacağım. 

Şimdi "Tatil Kitabı"mı alıp dinlenmeye çekileceğim. Cümleten iyi geceler...




  "

27 Aralık 2024 Cuma

LEYLAK GÜNLÜKLERİ 23 / 27 ARALIK





Gözümü açtığımda ortam neredeyse zifiri karanlıktı sabah, saat 5 olsa gerek falan diye düşünüp tekrar uyumaya hazırlanıyordum ki gözüm saate ilişti, 8 olmuş. Peki bu havanın durumu ne? İlacımı içip tekrar yattım ama uyumak için değil, 40 sayfası kalmış "Aylaklar"ı bitirmek için. Kitap bitince kahvaltı hazırladım, tabağımı alıp bilgisayarın karşısına geçtim. Zira telefonuma gelen mesaj "Şenlik Blog"da yılbaşı yazılarımızın yayınlandığını bildiriyordu, büyük ekranda göreyim istedim. Geçen hafta Şenlik Blog bizden unutamadığımız yılbaşı anılarımızı istemişti bir-iki paragraflık. Bugün yayına girmiş bir derleme olarak. Okumak isterseniz aşağıdaki linke tık:

Şenlikli Yeni Yıllar

Efendi efendi yağan bir yağmur vardı dışarıda ama ortam hala karanlıktı. Ruhum da kararmak üzereydi ki kapı çaldı, kargo geldi. Paketten ne çıktı? Kardan adam "Karlo" çıktı:


O taa Marmaris'ten geldiği için yorgun, ayakta uyuyordu ama benim onu görünce gözüm, gönlüm açıldı. Manevi kız kardeşlerim Dilek ve Nesrin'in beni hatırlamadıkları özel gün yoktur, sağ olsunlar, var olsunlar.

Derken oğlum uğradı, babasını da alıp bizim emektarın lastiklerini yenilemeye gittiler, malum önümüzde uzun yol var. Ben de mutfağa girip ortalığı toparladım, süzme mercimek çorbası pişirdim, brokoli haşladım ve dün malzemelerini aldığım kurabiyenin hamurunu yoğurdum. Şu an buzdolabında dinlenmekte, akşam şekil verilip fırına girecek, yarın sizlere defilesini yapar 😊 O süre zarfında da Dilek Türkan'ın yeni albümünü dinledim Spotify'da. Osman Nihat Akın bestelerini seslendirmiş, biri de "Yine Bu Yıl Ada Sensiz İçime Hiç Sinmedi". Hüzünlü bir öyküsü var bu şarkının. Bestekar Osman Nihat Akın ile tarihçi Ahmet Refik Altınay çok iyi iki dostturlar. Her yıl belirli zamanlarda Ada'da buluşup Dil Burnu'nda dolaşır, tavla oynar, sohbet ederler. Lakin Altınay bir Ekim ayında, İstanbul'da zatürreden 56 yaşında vefat eder. Osman Nihat Akın her yıl buluştukları zamanda yine Ada'ya gider ve dostunun acısını notalara döker:

"Yine bu yıl ada sensiz içime hiç sinmedi
Dil'de yalnız dolaştım hep, gözyaşlarım dinmedi
Ben de şaştım, nasıl oldu yüreğime inmedi
Dil'de yalnız dolaştım hep, gözyaşlarım dinmedi"

 Dinleyelim mi?


Birazdan yılın 100. ve son kitabına başlayacağım, Mahir Ünsal Eriş'ten "Tatil Kitabı". Sevdacığım sağ olsun, kitaplar paylaşınca çoğalır 😊

Hepinize çok sevgiler, iyi hafta sonları...

26 Aralık 2024 Perşembe

LEYLAK GÜNLÜKLERİ 22 / 26 ARALIK

 





Bugün öğleye kadar belirli aralıklarla telefon görüşmeleri yaptım, hem de uzun uzun. Sonra da giyinip kız kardeşle buluşmak için çıktım evden. Önce birtakım alışverişler yaptık, bir yılbaşı geleneği olarak Antep fıstıklı kurabiye için toz fıstık, Hindistan cevizi, kestaneli iç pilav için dolma fıstığı, böreğin üstüne serpmek için susam temin ettik. Haliyle bir servete mâl oldu, o parayla yazlık da alabilirdim ama mide yazlıktan önemlidir. 😂 Diyerek soğuk esprimi de patlattıktan sonra arzu eden için bir tarif yazabilirim. İnanamayacağınız kadar muhteşem bir kurabiye oluyor, deneyin derim:

-1 su bardağı toz fıstık
-1 su bardağı Hindistan cevizi
-1 su bardağı pudra şekeri (daha az tatlı seven bir parmak eksik koyabilir)
-1 yumurtanın akı

Fıstık, h. cevizi ve pudra şekeri bir kaba konup karıştırılır. Üstüne 1 yumurta akı eklenip hamur haline getirilir. O kadar kuru malzemeyle hamur olmaz sanıyorsunuz ama oluyor, zira fıstıktaki yağ kendini salıyor. Elde edilen hamur streçe sarılıp buzdolabında (normal rafta) bir saat kadar bekletilir. Sonra yağlı kağıt ya da streç arasında merdane ile yarım cm'den biraz kalın açılıp kalıpla kesilir. Kurabiye şekli de verilebilir ama hamur miktarı az olduğu için kurabiye miktarı da az olacaktır o zaman, o yüzden kalıpla şekil vermek miktarı arttırır. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizilip 180 derecede ısıtılmış fırında 10 dakika pişirilir. Fazla tutmayın sertleşir. Afiyet olsun...

Baharatçıdan çıkınca kahve içmeye niyet ettik. Kız kardeşe dedim ki, ışıltılı bir yere gidelim içim açılsın. Bulduk öyle bir mekan, kendimi ağacın dibine oturttum, belki yılbaşı havasına girmeme yardımı olur diye, fena olmadı, kahveleri lüpletttik, lüpletirken aralık kalmış kapaktan bir miktar üstüme döktümse de olur o kadar dedik.


Sonra yine yılbaşı yemeği için bir malzeme almak amacıyla marketin bulunduğu caddeyi sonuna kadar arşınladık ama marketi bulamadık, meğer kapanmış. Kısmet değilmiş diyerek rotayı eve çevirdik. Evin önünde vedalaştık, kız kardeş ayrıldı, ben eve çıktım. Buzluğu kurcalayıp akşam yemeği için uyduruk bir şeyler ve çorba pişirdim. Antalya'da ileri tarihli bir bale gösterisi için bilet aldım ve günü bitirdim. Birazdan yemek yiyeceğimiz için bu yazıyı da bitiriyorum. Işıltınız eksik olmasın...

25 Aralık 2024 Çarşamba

LEYLAK GÜNLÜKLERİ 21 / 25 ARALIK

 





Saat olmuş 21.00, ben hâlâ günlük yazacağım. Bütün gece ayak ağrısı çektim. Ne buz, ne jel fayda etti, midem iyi değil bu aralar ağrı kesici de almak istemedim, uyudum uyandım ağrı çektim. Sabah Kocam Bey birtakım ilaçlar yazdırmak için aile hekimliğine gitti, ben de kahvaltı hazırladım. Sonra biraz "Aylaklar" kıraat ettim. Canım yemek yapmak istemedi, ev halkının yüzde 50'sini akşama menemen yemeye ikna ettikten sonra hazırlandım. Önceden belirlenmiş bir buluşmamız vardı Sevdacığım ve Frog Prensimiz ile. Lakin ayağım ağrıyordu, kendisini buzladım, jelledim ve mecburen bir ağrı kesici aldım, en rahat spor ayakkabımı da giyip çıktım yola. Kargoya bırakmam gereken bir iade vardı ama kargo bildiğim yerden taşınmıştı, pas geçtim gecikmemek için.

Buluşma mekanına en geç gelen ben oldum, ki gecikmeyi hiç sevmem, neyse ki oturmuş ve sohbete başlamışlardı, hemen dahil ettim şahsımı. Her derde derman Sevdacım ayak ağrıma iyi gelecek bantlar getirmişti, nasıl kullanacağımı da anlattıktan sonra kahve içtik, yetmedi tatlı yedik, yetmedi bol bol güldük ve adet olduğu üzere yeni yıl dilekleriyle vedalaştık.

Eve giderken şaşkınlıkla ayağımdaki ağrının hafiflediğini fark ettim, suçlu seyahatteyken ve dün giydiğim botta mı acaba diye düşündüm, aslında son derece rahat bir ayakkabı ama ne hikmetse ne zaman giysem ağrı artıyor. Hatta Hollanda'ya gitmeden önce yeni alsam rahat olmaz diye Antalya'dan kargo ile getirtmiştim, malum yaz geçirecektik ama evdeki hesap çarşıya uymadı, yazlık ayakkabı ile de oraya gidilmezdi. Sanırım ağrının olduğu kısmı mutlu etmeyen bir bölge var tabanında, geçici izne ayıracağım anlaşılan botu bir süreliğine.

Menemenli akşam yemeğinden sonra Sevda'nın bantlarıyla ayağımı deli bağlar gibi bağladım, elime "Aylaklar"ı almış okumaya başlamıştım ki gelen bir telefon sinirimi bozdu. Sitemden nefret ederim, sitem edenden de. Akşam akşam huzurumu kaçırdı arayan kişi. Şu aşağıdaki eski fotoğrafı da gelen telefonun üstüne "mış gibi" yaparak koyuyorum, zira evde kolonyadan başka alkol yok bu aralar 😀


Güzel geçen gününüze limon sıkan insanlar olmaması dileğiyle...