.

.
.

16 Ekim 2026 Cuma

ANKARA/EKİM-ISLAK GÜNLER

Bir haftadır uğramamışım mekana. O bir hafta sular seller, gidilemeyen yollar, gidilebilen doktorlar, resmi daireler ve okunan kitaplarla geçti ama yazma hevesi gelip gelip gitti. Sonunda sular seller biraz hafifledi, yollar ertelendi, doktordan iyi şeyler duyuldu, resmi dairelerden umulmayan olumlu sonuçlar alındı  ve artık yazma zamanı geldi. Başlamadan sorayım İstanbullu dostlar, yağışlardan dolayı bir sıkıntınız yoktur umarım?

Elbette İstanbul kadar olmasa da Ankara da yağıştan nasibini aldı, malum şehrimizde de asfaltın altında dereler var, hatta biri, Bülbülderesi bastığımız toprağın altında akıyor ve yağmur şiddetlenince de ben buradayım dercesine seller götürüyor caddemizi. Henüz o aşamaya gelmedik ama önümüz kış, yaşanacak bunlar. Bugün hava kapalı, yağmur ara sıra zorlamayacak kadar serpip geçiyor, ruh pilim şarj olmadığı için de keyfim pek yerinde değil. Hesapta yarın kız kardeşle bir tura katılacaktık, işe bakın ki tur Adapazarı dolaylarında ve longozlu, göllü, ormanlı bir turdu. İptal olmasaydı yan yatıp çamura batabilirdik 😂 Her zamanki gibi kul kurarken kader güldü, neyse ki zamanında güldü de telef olmadık oralarda. 

Ankara'da kaldığımız ev aile evimiz, yani ilk gençliğimin geçtiği, evden ayrıldıktan sonra bile sık sık gelip gittiğim, oğlumun öğrenim aşamalarını geçirdiği, annemin, babamın ölümünden sonra da yazları sıcaktan kaçtığımız ev. Böyle aralıklarla gelip gitmenin bazı sıkıntıları oluyor, meğer 2022'den beri su sayacımız arızalı imiş, bu zamana kadar bize ne bu konuda bilgi veren oldu, ne de bizzat haberdar olduk. Otomatik ödeme talimatlarının böyle sakıncaları da mevcut. Ankara'ya geldikten kısa bir süre sonra sayaç görevlisi kapıyı çalıp sayacımızın arızalı olduğu müjdesini vererek 6000 küsur liralık bir faturayı burnuma dayadı. İyi güzel de 4 yıldır neredeydiniz. Neyse, bu tür konularda muhatabım sayaç görevlisi değil tabii ki. Kalktık gittik en yakındaki itiraz merciine, elemanlar gayet olumlu yaklaşıp yol gösterdiler, sayacımızın ertesi gün değiştirileceğini söylediler, o yüklü miktarın da incelenip bir rapor çıkacağını belirttiler. Eyvallah deyip döndük geldik, gerçekten ertesi gün sayaç değişti. Gel gör ki aradan geçen 3,5 ayda ne rapor çıktı, ne de bize su parası geldi. Kaç kez telefonla aradıysam da dişe dokunur bir bilgi alamadım. Sonunda geçen hafta üç aylık su parası topluca geldi ama diğer toplu rakamda bir değişiklik olmadı. Sıvadık paçaları, atladık metroya ve ASKİ merkeze vasıl olduk. Karşımıza çok sempatik ve yol gösterici bir hanımefendi çıktı. Derdimizi dinledi ve burada olmadığımız süreler için Enerjisa'ya gidip aylık ödemelerimizin çıktısını almamızı önerdi. İki yıl eksiğiyle çıktıları aldık ve dün aynı görevliye ilettik. Sonuçta ödenecek tutarımız üçte bire indi, vezneye uğradık borcumuzu eda ettik ve bu sorundan alnımızın akı, cüzdanımızın hafifliği ile kurtulduk. Yapılacak sevimsiz işler listesinin bir maddesinin üstünü böylece çizdik, bir diğer doktor maddesini de geçen hafta halletmiştik. 

Aslında üç gündür Alpay üzerine yazmak istiyordum ama dediğim gibi bu ara gündem kabarık. Alpay'ı daha doğrusu sesini ve şarkılarını çok severdim, her şeyden öte Ankaralı bir şarkıcıydı ve yolda belde karşılaşırdık. Bir dönem Soysal Pasajı'nda çorapçı dükkanı açmıştı, Soysal Pasajı benim gençliğimin AVM'si gibiydi. Giyim kuşam, ayakkabı, çanta, iç çamaşırı, parfümeri, abiye kıyafetler, ev eşyaları, kuyumcu, eczane ne ararsanız vardı. Nişan yüzüklerim bile oradan alınmıştı. Her neyse işte o dönemlerde kendisinin zaman zaman kasasında durduğu çorapçı dükkanına çorap almak için değil de Alpay'ı görmek için girerdik. Sonra ben bir seyahat  acentesinde staja başladım, Alpay'ın reklam şirketi de aynı binanın üst katındaydı. Ara sıra merdivenlerde karşılaşırdık. Ama benim Alpay hayranlığım henüz ilkokuldayken başlamıştı. TV'siz zamanlardı ve en büyük eğlencemiz radyoydu. Hafta sonları akşam reklamlarında "Alpay'la Randevu" diye bir program yayınlanırdı, orada kendi sesiyle programını sunar ve şarkılarını seslendirirdi. "Eylül'de Gel" ve "Fabrika Kızı" henüz piyasalarda yoktu, ben "Ayrılık Rüzgarı"nı söylesin diye beklerdim, çok severdim o şarkısını.

Kısacası Alpay Ankaralı gençlerin büyümesinde çok katkısı olan bir sanatçı idi. Yaşı epey ilerlemiş olmasına rağmen ölümü sevenlerini üzdü elbette, kadife sesinden dökülen şarkılarıyla yaşayacak artık. 

Antalya'daki balkon misafirlerimizi hatırlarsınız, kumrularımız sabah kahvaltısını orada yaparlardı. Kocam Bey Ankaralı kumru ve güvercin ahalisini de beslemeye karar verince her sabah balkonda bir güvercin-kumru curnatası yaşanıyor. O kadar samimileştiler ki aşağıdaki görüntü oluştu:

Bu aralar Aria Aber'in "İyi Kız" isimli kitabını okuyorum, bir göçmenlik öyküsü, eş zamanlı olarak da Storytel'de yine bir göçmenlik öyküsü olan "Baba İzi"ni dinliyorum. Aşırı dozdan gidebilirim ama kitap güzel gidiyor, o kadarını söyleyeyim. 

Bir haftaya yetecek kadar uzun yazdığımın farkındayım, huzurdan ayrılıyor ve iyi hafta sonları diliyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder