Dün bizim Çiko'nun okuma bayramı vardı, aslında daha dün doğmuştu ama ne ara o dün okuma bayramına evrildi bilemedim. Biz yaş alırken (yaşlanmanın kibar halini kullanmakta fayda var), o büyüyor, sağlıkla büyüsün, güzel bir dünyada büyüsün dilerim tüm çocuklar.
Okuma bayramını kutlamaya gittik tabii ki, alkışladık, tezahürat yaptık, el salladık. Anne, baba, babaanne, dede, anneanne, dayı, büyük teyze olarak gururlandık. Çıkışta "Mutlu musun?" diye sorduk, "Hayır, yorgunum" dedi, "kaç gündür prova yapıyoruz". İşin aslı çocukların çoğu "bitse de gitsek" havasındaydı. Hafif eğitimin üstüne renkli cila çekince ağır görünüyor, ne diyelim memleketin kaderi bu.
Dün gayet sıcak başlayan hava akşama doğru önce yağmura, sonra doluya çevirdi. Ankara sulugöz bu aralar, istikrarı yok, ya yağmurla başlayıp güneşe dönüyor, ya tam tersi. Bu sabah erkenciydim, kız kardeşe hastane randevusunda eşlik edecektim. Bulutlu bir sabahta çantama attığım şemsiyenin ağırlığıyla yürüdüm buluşma noktamıza. Yüksel Caddesi belediye ekiplerince deterjanlı sularla yıkanıyordu. Esbab-ı mucibesini (arkadaşlar ben eski sözcükleri kullanmayı seviyorum, hoş görün) bilemedim. Caddenin banklarında oturan biracılar gece vakti birtakım ifrazatlar mı bıraktılar acaba diye düşünmedim değil. Metro alt geçidinin yürüyen merdivenleri arızalıydı, protezlerim sinirlendi ama yapacak bir şey yoktu. Tıkır mıkır indik çıktık basamaklardan. Erken gitmişim civarda dolaştım biraz. Minibüs değnekçileri çığırtkanlık yapıyor, erkenci memur tayfası simitlerine yumuluyor, birtakım emmiler çömeldikleri yerde siyaset konuşuyordu. Sonra kız kardeş geldi, biz de bir minibüse atladık. İlk duraktan binince oturma şansımız oldu ama yol boyu o taa uzaktaki şehir hastanesine ulaşana kadar ayakta kalan çok oldu ve bu insanların çoğu hasta. O kadar uzak yerdeki hastanelere ulaşmak gerçekten eziyet.
Hastanede işimiz öğlen bitince bindiğimiz durakta bu sefer indik, bir cafeye yerleşip kahve içtik, ufak tefek bir şeyler atıştırdık. Evlere dağılmadan önce de bir markete girip alışveriş yaptık. Kasa kuyruğu çok kalabalıktı. Market arabasında üç-beş parça öteberi bulunan yaşlı bir hanım kız kardeşe sırasını vermeyi teklif etti, bizimki kabul etmedi ama ısrar üzerine geçti zarif görünüşlü hanımın önüne. Biz birbirimizle konuşunca, bu defa bana dönüp "Lütfen siz de geçin, birliktesiniz galiba". Marketlerde pek rastlanmayan bir durum bu nezaket, genelde ite kaka önünüze geçmeye kalkarlar. Yine ısrarı üzerine teşekkür edip geçtik hanımın önüne. Derken arkadan bir başka müşteri geldi ve bize yer veren yaşlı kadına yer vermemizi önerdi. Hayli komik bir zincir oluştu aslında, biri birine yer veriyor, sonra yer verene yer verilmesi isteniyor falan, gülüştük biraz. O sırada marketin indirim kartı soruldu olmayan bir kişi için, bir anda herkes kart uzattı, Allahım reklam filmi gibiydik, saadet zincirinden kopup ayrıldık işimiz bitince.
Gidip gelip yazıyorum aslında, iki gün oldu bu yazıya başlayalı. Okuma bayramından bir gün önce Kocam Bey çay almak için mutfağa gitmişti, seslenip hemen gelmemi söyledi. Gittiğimde mutfak tavanının köşesinden şarıl şarıl su akıyordu. Hanemize bereket yağdı diyeceğim ama suyun niteliğini öğrenmeden diyemedim tabii ki, zira yan tarafta tuvalet de var. Hemen koşturdum üst kata, yukarıda iyice yaşını başını almış yalnız bir kadın oturuyor. Açtı kapıyı, dedim "Mutfağından su akıyor bize", "Niye ki?" dedi, "E orasını bakınca göreceğiz". Mutfağa adımımı atmamla ayağımdaki terlik şapırt diye halıya gömüldü. Komşucuk arıtmanın hortumunu su bidonuna yerleştirmiş, musluğu açmış ve TV izlemeye gitmiş. Mutfak zemini göl olmuş, fazlalıklar da bizim mutfağı sulamak istemiş. Neyse suyun menşeini öğrenince sadece temizlerken söylendim, en azından iyi suydu. Komşunun mutfağının icabına ise en üst katta oturan diğer komşu baktı, böylece başka bir zincir oluşturmuş olduk.
Yarın itibariyla üç gün boyunca pek nostaljik anlar yaşayacağım, zira 8 yıllık bir aradan sonra lise arkadaşlarımızla Ankara'da buluşacağız. Çok heyecanlı ve sabırsızım. Mezuniyetten sonra kaç yıl geçtiğini söyleyemeyeceğim, kusura bakmayın kadına yaşı, kimseye maaşı sorulmaz efenim 😂
Size gökyüzüne uzanan bir iğde ağacı bırakıp ayrılayım huzurdan...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder