.

.
.

15 Haziran 2026 Pazartesi

ANKARA/HAZİRAN-GENÇLİĞE DÖNMEK 1

Günlerdir, hatta Mart'tan bu yana diyeyim iki arkadaş ardımızda bıraktığımız üç gün için uğraşıyorduk. Önce ben Antalya'dan o Ankara'dan, sonra benim başkente gelişimle aynı şehirden üç günlük bir buluşmanın organizasyonu için kafa patlattık Pazar akşamı da mutlu sona ulaştık. 

Her şey 2018 yılında bir fotoğraftan doğdu, lise son sınıfta yıl sonu temsilinde çekilmiş bu fotoğrafın Facebook'ta yayınlanması ile başlayan süreç bugünlere evrildi. Bizler Kız Lisesi mezunuyuz, ortaokulu karma okumuştuk aynı okul bünyesinde ama liseye geçtiğimiz yıl erkeklerin kaydı alınmadı, okul kız lisesine çevrildi. Aynı zamanda da yatılı öğrenci alınmasına başlanıldı, aynı bahçe içinde, okulun yanında bir pansiyon binası hizmete açıldı. Yatılı-gündüzlü aynı sınıflarda okuyarak mezun olduk. 

Gençlikle başlayan hayat gailesi içinde herkes bir yerlere dağıldı. Tek tük arkadaşlarla yakınlığımız sürse de uzun yıllar birbirimizden habersiz yaşadık. Sonra okulun 50. kuruluş yılıydı yanlış hatırlamıyorsam, okul bahçesinde bir buluşma yaşandı ve biz Ankara'da yaşayanlar ve bağlantısı olan sınıf arkadaşları bir araya gelmeye başladık bu vesile ile, giderek sayımız büyüdü, Ankara dışından katılımlar oldu, zaman zaman buluşmalar yaşandı ve ilk kez 2018 yılında Marmaris'de bir organizasyonla ve kalabalık bir kadroyla ilk yoğun birlikteliğimizi yaşadık. Girişimi ben başlattım ve Marmaris'te geçen günlerin tadı o kadar damağımızda kaldı ki, ertesi yıl aynı buluşmayı Bodrum'da tekrarladık. Marmaris'te ve Bodrum'da yaşayan arkadaşlarımız yaptıkları hazırlıklarla  bize harika zamanlar geçirttiler. Bir sonraki için düşünceler geliştiriyorduk ki pandemi çıktı geldi, her şey gibi bizim buluşmalar da suya düştü. 

İnsan bir kere deneyip keyif alınca yenisini istiyor, sonunda Ankara buluşması fikrini ortaya attım ve istekliler belirli bir sayıyı bulunca kolları sıvadık. WhatsApp sağolsun, sayesinde sanal da olsa organizasyonun ilk adımları atıldı. Katılımcılar belirlendi, başka bir arkadaş vasıtasıyla uygun fiyatlı bir misafirhane bulundu, yapılacak turların ayrıntıları yenecek yemeklere kadar belirlendi, bir başka arkadaşımız ve eşi bu konudaki bağlantıları sağladı. Biraz yorulduk, itiraf edeyim bazen de işler karışınca sinirlendik. Çünkü yüzyüze gelmeden sanal alem aracılığıyla yapılan işlerde bir gevşeme, bir ihmalkarlık olabiliyor. Ama hamama giren terler dedik ve sonunda her şey ayarlandı, cuma günü sabahı da buluşmanın ilk anı yaşandı. Yarım asırın üstüne öyle güzel, öyle duygusal, öyle samimi zamanlar yaşandı ki, yorulduğumuza, uğraştığımıza sonuna kadar değdi. Öyle sanıyorum ki son gün herkes çok mutlu ayrıldı.

İlk günümüz önce kavuşma heyecanıyla ve birbirimizin ağzından lafı kaparak dışardan gelenlerin kaldığı misafirhanede başladı. O kadar çok ve o kadar gürültülü sohbet ettik ki, mekanın diğer sakinleri "Susun" demeye dilleri varmadığı için gelip gidip "Maşallah" dediler. Arif olduk anladık ve mekandan ayrılıp bir cafeye konuşlandık. Orada herkes gürültü ettiği için bizim şamata arada kaynadı. Sonra da hep birlikte rezerve yaptırdığımız restorana yerleştik, açılış yemeğimizi yedik, ardından da keyiften esrik evli evine, misafirhaneli misafirhanesine döndük. 

2. gün sabah 7.30'da ayarladığımız otobüsle misafirhane önünden hareket ettik, ilk durak Beypazarı idi. Beypazarı'na bir kez annemle bireysel olarak, bir kez de yine lise arkadaşlarıyla tur dahilinde  gitmiştim. 15 yılı geçmiştir, bu kez kenti eskiye göre daha sönük buldum, sanırım bütün Ankaralılar ziyaret etti, eski rağbet kalmadı. Tur otobüsü bizi Kale civarına bıraktı. Önceki gelişlerimde pek kurak bulduğum yer güllerle bezenmişti ve şehre kuşbakışı bakıyordu:




Seyir faslı bitip fotoğraflar da çekildikten sonra merkeze indik. Tur bizi indirip serbest zaman verdi, biz de fena halde dağıldık. Bu tür turlarda rehber zorunluluğu varmış, bize de genç bir kız rehberlik ediyordu, esasen rehberlik bir durum da yoktu ama mecburiyetten takıldık peşine. Bizi "Yaşayan Müze"ye götüreceğini söyledi. 18'lik liselileri öyle bir yola yöneltti ki çevredeki emmiler bile "O yoldan çıkamazsınız" dediler😂 Gözlerindeki kızılötesi ışınlarla bel ve diz röntgenlerimizi çekip protezlerimizi, kireçlenmelerimizi ve romatizmalarımızı gördüler sanırım daha doğrusu görünen köy kılavuz istemezdi. Sonunda daha az eğimli bir yoldan 120 TL ücret ödeyerek Yaşayan Müze'ye girdik, bizi şu yaşamayan nine karşıladı:


Bir zombi gibi pencerenin önündeki sedirde oturan korkunç maket boş çanaklara yemek daveti yaptı ama şah damarımızı korumak adına yanaşmadık 😂 Oturup bir kahve içeceğime adına kanıp girdiğim müzeden hayal kırıklığıyla çarçabuk ayrıldım. Her yerde rastlanan türden bir konağı gezmek için verdiğim paraya da, dizlerime yaşattığım çileye de acıdım. 

Müzeye gelmemek akıllılığında bulunan arkadaşların yanına gidip bir de soğuk su alarak kendimi serinlettim. Sonra da şehirden fotoğraflar çektim:





Beypazarı alışveriş anlamında çok çeldirici, her yerden biri sesleniyor, her dükkandan burnunuza  yiyecek bir şey uzatılıyor; Beypazarı kurusu, lokum, baharat, havuç suyu, kuru domates, tarhana, erişte. Hal böyle olunca arkadaşların her biri bir yana dağılıp alışverişe koyuldu. Toparlanana kadar epey zaman kaybettik. Aldığım tek şey esasen gayet kitsch yapılmış, yörenin coğrafi işaretli havucunu temsil eden bir magnet oldu. Buzdolabının üstünde yer kaldıysa eklerim diğerlerinin yanına.


Havucun heykelini de dikmişler muhtelif yerlere. 

Sonunda toparlanıp Göynük'e doğru harekete geçtik. Yol üstünde Nallıhan Kuş Cenneti'nden geçtik ve aracın içinden ancak bu kadar fotoğraflayabilsem de dağların renklerine hayran oldum:




Mevsim nedeniyle yeterince kuş yoktu ama seyre gelmiş epeyce insan vardı. Hep merak ediyordum, bu sayede uzaktan da olsa görmüş oldum.

Bu yazıyı daha fazla uzatmadan bitireyim. Göynük faslını yarınki posta bırakayım. Kalın sağlıcakla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder