Çiko dün bize evci çıkmıştı malum, iki kişilik yatakta yayıla yayıla yatıp beni annemlerin milattan önceden kalma beli bükülmüş, süngeri dökülmüş kanepesine uykusuz mahkum ettiği yetmiyormuş gibi sabahın 5'inde gözlerini açıp "Hadi, ben ayıldım kalkalım" demez mi? Emir büyük yerden olunca kalktık tabii ama şu anda şaşı bak şaşır modundayım da iflah olmaz görev bilincim yazını yazmadan yatamazsın dedi. Şikayet ettiğimi sanmayın yorulsam da çok eğlenceli iki gün geçirdik, sanırım Çiko daha çok eğlendi, benim babaannem de ben olsam eğlenirdim vallahi 😂 Sahi ya ben babaanneme de bir mektup yazsam ya, intikam soğuk yenen bir yemektir malum ama önce sırada Vacide var. Öbür tarafa giden mektuplar pul istemiyor nasılsa. Vacide benim lisedeki tarih öğretmenim, o da kalbimde sızı bırakanlardan, lise 1'de dersime gelmiş, boy boylamış, soy soylamış, görelim ne soylamış:
Yılların, yolların ve de başka alemlerin ardından selam olsun Vacide Hanım,
Dersime girdiğiniz ilk gün sevmedim sizi, yemin ederim. Böyle bir önsezim vardır, ilk görüş çok ele vericidir benim için, genellikle verdiğim hüküm doğru çıkar, yanıldığım nadirdir. Karma eğitimle geçen üç yıllık ortaokulun ardından kız lisesine dönüşüvermiştik. Şimdi olsa yadırgamam da 70'lerin başında niyeydi ki bu haremlik-selamlık. Siz onaylamış mıydınız bu durumu Vacide Hanım, hoş fikrinizi soran da olmamıştır ya öğretmenler odası dedikodularında kesin dile gelmiştir. Ufacık, tefeciktiniz, şarkıdaki gibi yemyeşil gözleriniz var mıydı bilmiyorum, o zaman da bilmiyordum, gözlerinize bakacak cesareti hiç bulamadım çünkü. Sarıya boyalı saçlarınızı eski moda bir topuz mu yapardınız, aklımda öyle kalmış, çok yıllar sonra okulun döner gününde rastlaştığımızda iyice seyrelmiş, kısa ve dalgalıydı ama yine sarıydı. Döpiyesleriniz hep gri hafızamda, topuk seslerinizi ise asla unutamam.
Ne kadar gergin geçerdi dersleriniz, korku filmi gibi. Oysa tarih yahu, erbabının elinde doyum olmaz dinlemeye. Çalışmamız için verdiğiniz konuları anlatır mıydınız, hiç aklımda kalmamış, güzel bir anlatımı unutamam oysa. Derse girer, demode çantanızı kürsüye bırakır, sınıf defterini imzalar ve şöyle bir bakardınız sınıfa. Saçı uzun olan, kaşını yolan, rimel süren, etek boyu dizinin üstünde olan var mı? Hele ki olsun, kızın birinin gür ve kara kirpiklerini rimelli diye tükürdüğünüz mendille silmiştiniz, hatırlıyor musunuz? Hiç de utanmamıştınız mendilde tükürüğünüzden başka iz görmeyince. Kıskanç mıydınız, niye birazcık güzelleşmesini istemezdiniz ki 15-16 yaşındaki ergen kızların. Sizin gibilerden o kadar da çok vardı ki ne yazık. Uçup gitmiş, geri gelmeyecek bir gençliğin hıncını alıyordunuz zannımca.
Mıntıka kontrolü bitince işkence başlardı. Ufacık vücudunuz sıraların arasında yürürken devleşir, topuklarınızın tıkırtısıyla eş ritimde atardı kalbimiz. Gözlerimi yumar, ben sizi görmeyince sizin de beni görmeyeceğinizi varsayardım. Ergen bir devekuşuna dönüşürdüm. "Sen kalk!" diye bir ses duyulurdu derken, birkaç saniye geçip emir yinelenmeyince anlardım ki ben değilim kalkması gereken. Derin bir oh çeker, kabuğuma çekilirdim. Oysa çalışkandım ben, severdim tarihi size gelene kadar.
İlk yazılı yoklama günü gelip çatmıştı, üstelik fena bir zamana denk gelmişti. Çok sevdiğim bir komşu kızının davetiyesiyle gidilebilecek bir konser vardı. Aklım konserde, gözüm kitapta bir türlü yoğunlaşamıyordum. Sabahtan ikindiye kadar cebelleştim Niyazi Akşit'le, bir türlü anlaşamadık. Battı balık yan gider dedim sonra, tarih dediğin geçip gitti, günümüze bakalım. Böyle düşündüğümü duysanız tırnaklarınızı kulağıma küpe yapardınız sanırım. Tarihi Mısırlılara bırakıp konsere gittim ben. Haliyle ertesi günkü sınav kötü geçti, 100 üzerinden 20 alarak konser bilgilerimi ispatlamış oldum. Lakin kendimden utanmıştım Vacide Hanım, olacak iş değildi ama gençlik işte, ikinci yazılıya öyle bir çalıştım ki 90 vermeye mecbur kaldınız. Yazılı notumu okur okumaz da beni sahneye, pardon karatahta önüne davet ettiniz. Kopya çektiğimi düşündüğünüz o kadar belliydi ki ama yanılıyordunuz efendim, bilgilerim çok taze, üstelik gerçekten çok çalışılmıştı. Yazılıda sorduğunuz sorularla birlikte belki onlarca soru sordunuz, tak tak cevapladım, tüm ders saati sorularınızla tahtanın önünde tuttunuz beni. Müthiş hınçlandığınız yüzünüzden anlaşılıyordu, niye biliyordum ki, tembel olduğum belliydi, ilk yazılıdan 20 alan niye ikinciden 90 alırdı, kesin kopyaydı değil mi? Sonunda dediniz ki, "Bir soru daha soracağım, bilirsen 100, bilemezsen 70". Sıkıysa itiraz edeydim de niye tek bir soru 30 puana tekabül ediyordu. Belliydi işte sinir olmuştunuz biliyor olmama. Ve soru geldi, kitapta olmayan ve anlatılmayan yerden. Haydi hocam itiraf edin kasıtlıydı değil mi o soru? 70'i alıp oturdum, o günden beri Ay Tanrıçası İsis'i hiç unutmuyorum, siz de unutmayın...
Bugün dolunay varmış, hem de çilekli imiş. İyi ki bizim evin konumu müsait değil, yoksa bu mektuptan sonra dolunayın üstünde oturup çilek yiyen tanrıça İsis'e pek iyi dilekler yollamazdım 😂
(Dün başaramamıştım ama bugün 23:23'ü yakaladım)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder