.

.
.

29 Haziran 2026 Pazartesi

ANKARA/HAZİRAN-GEÇMİŞE MEKTUPLAR 1

Saat 23.24, bir dakika önce gelseydim 23.23 olacaktı, Alis'in tavşanı gibi "Çok geç kaldım, çok geç kaldım" mı demeliyim? Aslında geç kalmamak için yattığım yerden kalktım, Kaptan'ın yazısını okudum ve günü kaçırmamak için karanlıkta yazıyorum. Formatı çok anlamadım ama sanırım kurallara bağlı kalmadan içimizden geldiği gibi yazacağız. Niyetim geçmişte içimden atamadığım kötü tavırların ve hiç unutmayacağım güzel anıların sahiplerine mektuplar yazmak.

Bugün Çiko bizdeydi ve gece yatısına kalmak istedi, onun için bir ilk anne-baba olmadan babaannede kalmak, aslında bizim için de bir ilk, o kadar hevesli ki akşam işten çıkıp gelen anne-babasını "Hadi sizi artık uğurlayalım" diyerek adeta kovdu. Bütün gün eteğimde Çiko, ev işi, yemek, Çiko'yu beslemek, evi hale yola koymak derken beş dakika oturmadım dersem yeridir. Ama görevine bağlı bir blogger olarak yazımı yazmadan da içim rahat etmedi.  Bakalım ilk mektubum kimeymiş?

........

Eee Gül Hanım, yılların ötesinden nasılsınız diye sorsam sesimi duyar mısınız acaba? Nerden duyacaksınız, muhtemelen başka bir aleme göç ettiniz, sizden yaşça küçük annemi bile çoktan uğurladık bilinmeze. Buraya pek hoş şeyler yazmayacağım, ölünün arkasından kötü konuşulmaz derler ya, bence pek ala konuşulur, ne yani öldüler diye Hitler'e, Mussolini'ye de mi iyi şeyler söyleyeceğiz. 

Apartmanınızın giriş katındaki ikiye böldüğünüz dairenizin küçük olan ve bahçeye bakanına taşındığımızda altı yaşındaydım, torunumun şimdiki yaşında yani. İki yıldır mecburiyetten anneannemle birlikte oturduğumuz, benden birkaç yaş büyük haşarı dayımla sürekli kavga ettiğimiz, anneanneminse hep onun tarafını tuttuğu Babil Kulesi'nden kendimize ait bir eve ilk kez geçiyorduk. Annem coşkulu, babam muhtemelen esaretten kurtulmuş gibi, bense "Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına" havalarındaydım, biraz da mutluydum. Anneannemin elime tutuşturduğu elmayı dişliyor, subay olan dayımın ayarladığı askeri kamyondan çok da fazla olmayan eşyalarımızın boşaltılmasını izliyordum ki önüme bir ergen oğlan atladı ve hemen ardından "Betonumuzu çatlattınız salak!" diye bağırdı. Sanki apartmanın önüne dökülmüş şaplı betonda küçük bir çatlak oluşturan kamyonu ben sürüyordum, onun da gücü bana yetmişti sanırım. Bağırmakla kalmamış, elma yiyişimi taklit etmek için dişlerini tavşan gibi oynatmıştı. Üst kat dairenizdeki ailenin oğluydu bu ergen Gül Hanım, ilerleyen günlerde onu ailece çok sevecektik, yıllar sonra da bindiğimiz taksinin şoförü olarak karşımıza çıkacak ve tüm ısrarımıza rağmen para almayacaktı.

Adınızı niye Gül koymuşlardı acaba? Bir insana ismi bu kadar mı yakışmazdı? İlla bir bitki adı konacaksa "Muşmula" daha uygun olurdu sanırım. Öyle suratsızdınız. Bir tek iyi yanınız vardı, şahane iki kız çocuğuna sahiptiniz ve kendime mükemmel oyun arkadaşları bulmuştum. Taşındığımız küçücük evin sokak kapısının açıldığı bahçe benim için bir ormandı adeta, oysa 2-3 ağacın ve bir asmanın yeşerttiği küçücük bir yerdi. Olsun varsın, tüm oyunlarımın mekanı, yazları ağaç altlarında sofralar kurduğumuz, kışın kartopu oynadığımız, sonbaharda yere düşen yapraklardan koleksiyon yaptığımız bir masal diyarıydı. Çok sevmiştim o evi, siz olmasanız daha çok severdim Gül Hanım. Bence siz çiçeği koparılmış dikenli bir daldınız.

İlkokula orada başladım, küçük kızınızla yaşıttım, birlikte gidip gelmeye başladık okula. İlk günün ikindi üstü, kapının önündeki dar betona çizdiğim seksekin karelerinde taş yürütürken ertesi günü iple çekiyor, okulun bu kadar güzel olabileceğine akıl erdiremiyordum. Biraz saf mıydım ki Gül Hanım?

Sadece okulun güzelliğine değil annemin sizinle bu kadar iyi anlaşmasına da akıl erdiremiyordum, bana olan yüzünüz muşmula, anneme güldünüz galiba. Kocanızın bakkal dükkanına yardıma gitmediğiniz günlerde uzun basma eteğiniz, el örgüsü bluzunuz ve kafanıza bağladığınız beyaz tülbentle sık sık çalardınız kapımızı, ev terliklerinizle tabii ki, bu kısmı belirtmeden geçemeyeceğim. Ne de olsa biz otursak da ev sizindi, istediğiniz gibi girer çıkardınız. Annemin kapısı, anneannemle Niğdelilerin kabul günlerine gitmediği günlerde, bazen gideceği günlerde de size her zaman açıktı, kolay mı ev sahibiydiniz, incitmemek gerekirdi ama siz incitme hakkına da sahiptiniz.

Böyle günlerde biriydi, Pamuğun Sayime'nin kabul gününe gidilecekti. Çok güzel bir bahçe içinde iki katlı evleri olan geçkince bir hanımdı. Annem giyinmiş beni hazırlamaya niyet ediyordu ki terliklerinizin tıkırtısı duyuldu Gül Hanım, "Napıyorsunuz?" diyerek bahçeye açılan kapıdan girdiniz ve annemin pazardan alınma ikinci el kırmızı koltuklarıyla tefriş ettiği salonumsuya buyur edildiniz. Kafanızda yine o beyaz yaşmak, gözümün önüne onsuz gelmiyorsunuz niyeyse. Annem beni giydirmek üzere, don-atlet bekliyorum. Elinde siyah pötikareli, belinden itibaren iki pli, plilerin içi kırmızı kumaştan ve üzerinde çiçekler işli, bebe yakası yine kırmızı, kendisinin diktiği, gerçekten çok emek verilmiş ama benim bir türlü sevemediğim bir elbise. Israrla giymemi istiyor, ben de ısrarla giymek istemediğimi, başka bir elbise giyeceğimi söylüyorum. Annemin henüz tek çocuğuyum ve gayet iyi geçinen bir ana-kızız. Aramızdaki bu yarı şaka-yarı ciddi cilveleşme bir süre sonra anneme boyun eğmemle bitecek ama Gül Hanım siz böyle cilveleşecek karakterde biri değilsiniz, sözünüz anında tutulmalı, hayır deme hakkına sahip değil karşınızdaki, gerekirse zor kullanırsınız. Ben üzerimde çamaşırlar sehpanın etrafında "Giymeyeceğim" diye dört dönüyor, annem elinde elbise ardımdan koşuyorken koluma, omzuma, sırtıma inen darbelerle irkiliyorum. Gül Hanım çektiniz az evvel şıpırdattığınız terliklerinizi ve hangi hakla-muhtemelen ev sahibi hakkıyla-beni dövdünüz, annem niye buna engel olmadı ben şu yaşımda bile bunu anlamaktan acizim. Acaba annem de "Vur Gül Hanım, söz dinlemeyene böyle yaparlar" demiş olabilir mi, o kısmı hatırlamıyorum, zira o andan itibaren şoka girmiş olabilirim. Öyle dediyse bu mektup anneme de sitem olsun Gül Hanım. Bir daha dünyaya gelirseniz de kimsenin çocuğuna ne terlikle, ne de başka bir şekilde vurmayın. Öbür tarafta annemle görüşüyorsanız da bu konuyu bir zahmet içtenlikte bir gözden geçiriverin, zira ben unutamıyorum. 

Mektuplar selamla bitirilir ama buna selam bile ekleyemeyeceğim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder