Ağustos ayı okuma açısından güzel bir başlangıç yaptı, okuduğum altı kitaptan biri dışında çok memnun kaldım, hatta iki tanesini bu yıl okuduğum en iyi kitaplar arasına alabilirim. Yalnızca İskandinav kökenli bir kadının yazdığı "Veda Temizliği"ni bitirince hem çevirenin, hem de kendimin gözlerine acıdım. Bu kadar anlamsız bir kitabı çevirmeye gerek var mıydı onu da bilemedim ya. Yazar bugüne kadar başkaları için (anne-baba-eş-akrabalar) yaptığı, yaşının ilerlemesi nedeniyle kendisi için de yapmaya başladığı, Türkçe'ye "Ölüm öncesi temizlik" gibi bir anlamda çevrilebilecek bir eyleme girişiyor ve bunun nasıl yapılacağını konu ediyor. Tekerleği yeniden keşfettiği falan yok, fazlalık giysileri elden çıkarın, eşyalarınızı verin, satın, hediye edin, evraklarınızı, fotoğraflarınızı yok edin türünden şeyler. Sık sık "İyi ki söyledin, biz bilmiyorduk" diyerek okudum. Lakin onun önerdiği şeylerin bizim ülkemizde yapılması çok zor. Hanımefendi bazı ev eşyaları için mezat ekibi çağırıyor, bazılarını hayır kurumlarına bağışlıyor, bazılarını sağa-sola dağıtıyor. Evrakları için kağıt kıyma makinesi alıyor falan filan. Yahu ben annemin ölümünden sonra boşaltacağımız Antalya'daki evleri için 6 ay uğraştım, gelin alın diyordum da kimse yüz vermiyordu. Koltuk takımını ve "fitirin" diye pek heves ettiği vitrini o sıralar temizlik için gelen yardımcım almaya niyet etti. Bir hafta sonu tam arkadaşlarla buluşmak için evden çıkacağız telefon etti, "Eşyaları almaya geliyorum" dedi. Acelem olmasına rağmen sırf bir an önce ev boşalsın diye gidip annemlerin evinde bekledim. Derken hanım damadıyla geldi. Her bir koltuğa tek tek oturdu: "Irahatımış" diye beyan etti. "Fitirin de güzelmiş" dedi, ben de bekliyorum ki yükleyip gidecek. Bizi bir saat beklettikten sonra, "Şimdi işim var, sonra gelir götürürüz" diyerek çekti gitti. Kalite kontrolüne gelmiş meğerse 😂
Diğer kitaplardan daha önce bahsetmiştim, asıl öveceğim ise mektuplardan müteşekkil bir kitap: "Muhabbet". Bu aralar sosyal medyada pek yaygın, hani şu kapağında iki kuş olan, Virginia Evans'ın yazdığı. Dün akşam saat 8.00'de başladım ve bugün 12.30'da bitirdim diyeyim siz anlayın. Çok çok beğendim. Mektup yazmayı da, almayı da çok seven biri olarak adeta düştüm kitabın içine. Ne yazık ki bizim posta teşkilatı Amerika'daki gibi çalışmıyor. Tüm girişimlerim hüsrana uğradıktan sonra vaz geçtim mektup, hatta yılbaşı, bayram kartı bile atmaktan. En son bir arkadaşım İngiltere'den adresimi isteyip kart yolladı yeni yıl için, hala gelmesini bekliyorum. Zannımca o kart Londra'dan salimen çıkmış, Manş Denizi'ni süzülerek geçip Avrupa'yı kat etmiş ve ne zaman ki Türkiye sınırlarına girmiş zorlu yolculuk o zaman başlamıştır. Antalya'ya kadar ulaşabildiyse eğer ya Akdeniz'de boğulmuş, ya Falezlerden düşmüş ya da şehrimizin meşhur zerzemin mağaralarında kaybolmuştur. Ruhuna Fatiha. Blogu ilk açtığım yıllarda bile kart etkinlikleri yapıp onlarca kart alıyor ve atıyorduk hepsi de yerine ulaşıyordu, o zamanki dumanlı postacımı bile arar oldum. Hiç vaktinde ulaştırmazdı, ya çamur içinde kapının altından atar, ya biriktirip on-onbeş gün bekletir, eğer taahhütlü geldiyse yollayana merdiven çıkarttığı için söylenir ve her teslimatta ağzının kenarındaki sigarayı çekip dumanı suratıma üflerdi. Ama eninde sonunda elime geçiyordu, şimdi o da yok. Ortaokul ve lisede sıra arkadaşımın babası görevi icabı yazları çeşitli şehirlere giderdi ailesini de alıp. Birbirimize sayfalar dolusu mektuplar yazardık, bazen kağıtları uç uca ekleyip rulo yapardık, keşke saklasaymışım diyecektim ki yukarıda bahsettiğim İskandinav hatun geldi aklıma, yüzüme parmak sallayacak diye vaz geçtim 😂
Bugün bir süredir ertelediğim iki iş vardı, onları hayata geçirmeye karar verdim, önce sağlık ocağına gidip ilaç yazdırmak, ardından da Kızılay Metro'suna inip metro kartı çıkarmak. Sağlık ocağı bomboştu, ilacı yazdırdım, hatta doktorla dolgulu ördek dudaklar ve gereksiz alınan vitaminler üzerine sohbet bile ettim. Reçetemi dönüşte almak üzere eczaneye bırakıp Metro'ya yollandım. Sora sora Bağdat'ı olmasa da kart verilen gişeleri buldum. Amanın, beş gişenin önünde upuzun beş kuyruk. Gözüme en kısa görünene eklendim. İki kişi eksik evrak yüzünden işlem yapamadı, biri para bozdurmaya gitti, önümdeki adam ödenecek tutarı görünce, "Ben o kadar metroya binmiyorum bile" diyerek vaz geçti, bir anda sıra bana geldi. Kimlik, fotoğraf, telefon numarası, mesajla gelen kod, 113 lira derken kart kimliğimle birlikte beş dakikada elime tutuşturuldu. Oh, bundan kısası 7 Cüceler. Yepisyeni kartımı cüzdana yerleştirip Metro altı kitap fuarına girdim, hiç niyetim yoktu kitap almaya ama dayanamadım. Edip Cansever'in Alev Ebuzziya'ya Mektuplar'ını ve "Ben Ruhi Bey, Nasılım?"ı alıp kasaya yönelmiştim ki görevli 3 alana 1 beleş dedi. Fırsat kaçar mı, gidip daha önce iki kitabını okuyup sevdiğim Alex Schulman'ın "17 Haziran"ını da ekledim. Daha fazla dolaşırsam cüzdanı boşaltacağıma karar verip tez ayrıldım. Epeydir kitapçıdan kitap almıyordum, eminim internette daha ucuza bulurdum ama kitap kokusu koklayarak almanın da keyfi bir başka.
Cafelerde bir şeyler içen insanların, alışverişe çıkanların, Yüksel Caddesi'ndeki banklarda geleni geçeni kesen adamların, çiçekçilerin, yaprakları sararmaya başlayan ıhlamur ve kaldırımlara çiçekten bir halı döşeyen akasyaların altından geçerek yürüdüm. Mimar Kemalettin'in güzelim tarihi yapısı, kız kardeşimin de ilkokulu okuduğu Mimar Kemal İlkokulu'nun-şimdi ortaokul olmuştu-boş pencerelerine baktım ve kapıya asılan Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü levhasını görünce içim cız etti. Yılların okulu boşaltılmıştı demek, söylentiler gerçekmiş. Zaten okula asil bir görüntü veren rengi değiştirilmiş, birbirine hiç yakışmayan alacalı bir renge boyanmıştı 2 yıldır. Şimdi de okul olmaktan çıkmış. Oysa o civardaki en yakın okul orasıydı, öğrenciler nereye nakledildi acaba? Değişmeyen tek şey değişim diye söylenerek eczaneden ilaçlarımı aldım, markete uğradım ve eve geldim. 6800 adım atmışım, limiti 6000 yapmıştım, telefonum havai fişeklerle kutladı bendenizi 💥😂 "Abartmayalım" dedim ve yemek hazırlığına giriştim.
Seviyoruz merkez!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder