Bu kışın bitmeyen yağmurları yüzünden düzenli yürüyüş yapamadığım için tembelleşen protezlerim bu kez de geçtiğimiz haftanın yoğunluğuna isyanlarda. Bir haftadır hemen her gün dışarlardaydım ve hep yürüdüm. En uzun yürüyüşü de dün gerçekleştirince "İmdaat!" diye bağırmaya başladı benim dizler. İnsanoğlu bu, pardon protezoğlu bu, tembelliğe pek çabuk alışıyor, azıcık hareket ettirdin mi de şımarıp mızırdıyor. O nedenle bugünümü askıya aldım, kendilerini dinlendiriyorum. Üstelik neredeyse hiç uyumadım bu gece. Geçen hafta başlayıp, iyi geliyor diye sevindiğim Magnezyum Glisinat da su koyuverdi, "Bir haftadır uyuduğun yeter" diyor sanırım.
Geçtiğimiz Pazar günü iki kişiyle başlayıp, Cuma akşamı hayli kalabalıklaşan eski yıllardaki öğrencilerimle buluşmalarımın arkası varmış meğerse. Çarşamba günü uzun zamandır görmediğim biriyle daha bol sohbetli bir buluşma gerçekleştirdik. Çok genç yaşta bıraktığım öğrencileri kocaman adamlar olarak görmek garip geliyor, sanki eski halleriyle çıkacaklarmış karşıma gibi. Bu seferki hem dersine girdiğim, hem mezuniyeti sonrası çalıştırdığımız koro için yardımımıza koşan, çok sevdiğim bir öğrencimdi. Kişisel gayretiyle geliştirdiği müzik yeteneğiyle Kültür Bakanlığı Halk Müziği Korosu'nda şef olarak çalışmış ve emekliye ayrılmış. Ah ah, ben daha kendimi genç sanayım, öğrencilerim bile emekli olmuş 😂 Eskilerden yenilerden konuştuk da konuştuk, idarecileri çekiştirdik, vefat eden öğretmenleri andık, okul sonrası ne yaptıklarını merak ettiğim öğrenciler hakkında bilgi alışverişi yaptık derken gayet keyifli bir zaman geçirdik, daha iyisi Şam'da, hayır efendim Malatya'da kayısı 😂
Dün havayı güneşli görünce Kocam Bey'in yürüyüşüne eşlik edesim geldi, epeydir uğramadığımız parka gitmeye karar verdik, eh mesafe hayli uzun ama bu sene baharın başını kaçırdık, bari sonunu yakalayalım dedik. Tam yola çıkmıştık ki arkamızdan gelen biz yaşlarda bir adam elindeki poşeti adeta gözümüze sokarak aramıza girdi. "İki kilo peynire bin lira verdim, haydi ben tek kişiyim bir ay yerim, 4-5 kişi olsam ne yapacaktım" diyerek pahalılıktan yakınmaya başladı. Fiyatlarla başlayan sohbet geleneksel "Memleket nere hemşerim?"e dönüşünce konuşmanın süresi de, şekli de değişti. Neredeyse akraba çıkacaklardı. Ben kaldırım kenarında gölgeye geçip Levent Yüksel'den söylemeye başladım içimden içimden: "Ben bir kara ağaç gölgesi buldum, cebimde ümitlerim". Sohbeti az daha uzatsalardı, "Siz devam edin, ben bir dolaşıp geleyim" diyecektim, neyse ki Kocam Bey bakışımdan anladı da, emmiyi müdavimi olduğu kahveye bırakıp devam ettik, arkamızdan bağırıyordu: "Arada uğra, ben hep bu kahvedeyim".
Park yokluğumuzda düşündüğüm gibi baharın bir bölümünü yolcu etmiş. Mor salkımlar kurumuş, Kıbrıs akasyaları yağmurla solmuş, erguvanlar geçmiş. Çiçekli ağaç olarak yalancı orkidelerle fırça ağaçları kalmış sadece. Mercan ağaçlarından umutluydum, bulundukları yere gelince onların da yapraklandığını gördüm, kırmızı güzelim çiçeklerini kaçırmışız bu bahar. Neyse bahar bitmeden jakarandalarla manolyaları görmeyi umuyorum. Ama sarı papatyalarla ağaç mineleri öyle bir coşmuş ki onlara bakmak bile göze ziyafet:
Arkada görünen vinçler yıkılan müzenin perdeli arazisinden, içerde ne oluyor bir fikrim yok.
Ördekler yavrulamış da yavruları büyütmüş bile, halk ağzında ördek yavrusuna "Badık" deniyormuş, hiç duymamıştım. Parkta ayrıca kedi nüfusu da artmış Mart ve Nisan aylarından hareketle, adım başı kedi, her cinsten, her renkten, her şekilden. Buranın sahibi biziz der gibi de havalılar 😂
Parkta yürümek çok hoşuma gitti ama başta da yazdığım gibi uzun mesafe antrenmansız dizlerime pek iyi gelmedi. Kendimi Kır Kahvesi'ne, şu aşağıdaki koltuğa atıp biraz dinlenmesem halim haraptı:
Dün akşamı ve bugünü Prime Video'da "All Her Fault" dizisini izleyerek geçirdim, ben beğendim, belki siz de beğenirsiniz. Elimde de okumayı geciktirdiğim çok acaip bir kitap var: "Kefaret/Eliza Clark". Puntoları biraz daha büyük olsa çok hızlı ilerleyecek de mubarek 100 sayfa eksik basalım diye karınca duası yapmışlar, bizdeki de göz yani.
Kahve içmek için çay makinesini çalıştırmıştım, içeriden bir acaip sesler gelmeye başladı, önce ambulans sandım ama makineden geliyormuş. Kireci çözsem çay bulanık oluyor, çözmesem makine kendini tren sanıyor. Hayırlısı, gidip kahvemi içeyim bari. Kalın sağlıcakla...





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder