.

.
.

30 Nisan 2026 Perşembe

BİRAZ DA SANAT

Protezlerimi dinlendirdim dostlar, tekrar yormaya başlayabilirim demek oluyor bu 😂 İlk icraatim "Şakir Paşa Ailesi-Fahrelnisa Zeid-Nejad Devrim Sergisi"ne gitmek oldu. Yine de kendilerine nazik davranmak adına yürümektense otobüse binmeyi tercih ettim. Şansıma oturacak yer vardı, yerleştim. Kabul günü saati olması nedeniyle otobüs ahalisini genellikle orta ve ileri yaş grubu kadınlar oluşturuyordu. Bir-iki durak sonra hayli yaşlı bir erkek yolcu bindi otobüse ama oturacak yer yok, yaşlıca bir kadın kalkıp yer verdi, adam teşekkür etti lakin oturmadı. Tutunma yerlerine abanıp ayakta durmakta inat etti, kadın da kalktığıyla kaldı, yerine başka biri oturdu. Az sonra yer boşaldı, kadının verdiği yere oturmayan yaşlı adam boşalan yere geçti. Kibarlık yapmış meğerse, neyse ben ineceğim durağa geldim, kendimi açık havaya attım. Yapmam gereken bir alışveriş vardı, onu halledip sergi mekanına girdim. Kimseler yoktu, güler yüzle karşılandım, gelgelelim asansör arızalıymış ve sergi 4. katta. Protezlerimden özür dileyerek tırmandım minare merdivenine benzeyen sarmal basamakları. Tırmandığıma değdi doğrusu. Arkadaşlar bir aile bu kadar mı yetenekli olur, anasından babasına, çocuğundan torununa tamamı ressam. "Allahım yareppim" dedim, "kabiliyetin hepiciğini neden aynı aileye veriyorsun, bir miktar da bize bağışlasan olmaz mıydı?". Söylene söylene, daha doğrusu imrene imrene gezdim.


Anneden başlayalım, bu karakalem deseni Sare İsmet Hanım çizmiş:

Bu da oğul Suat'ın çizdiği Sare İsmet Hanım portresi:

Gelelim Fahrelnisa'ya:


Otoportre
 

 Oliver Larken portresi


Yine bir Fahrelnisa

Sıra Fahrelnisa'nın ilk eşinden olan oğlu Nejad Devrim'de:


Ve afacan Aliye Berger:


Cevat Şakir deyip geçmeyin, ressamlığı da var, aşağıda otoportresi:


Hakkiye'nin kızı yiğen Füreya malum, seramikleri yapan ellerinin kalıbı çıkarılmış:

Ve gelelim toruna, Fahrelnisa Zeid'in Emir Zeid'den olma oğlu Prens Raad'ın kızı Nissa Raad, o da ressam dostlar, ben nerelere gideyim 😂

Sergideki resimlerin neredeyse tamamı aynı koleksiyonere ait, kıskançlıktan çatlayarak minare merdivenlerinden inip kendimi dışarı attım. En küçüklerinden bari bir taneciğini onca merdiven inip çıkmamın hatrına bana verselerdi 😂

Sanatsal ortamdan çıkınca eve dönmeye niyet ettim ama tramvay saatini kaçırmışım, bir arkadaşımı aradım buluşalım diye, o da evine davet etti. Yürümeye karar verdim önce, derken tam durağın yanından geçerken gideceğim yere götüren otobüs yanımda duruverdi. Hava çok sıcaktı ve çok terlemiştim, attım kendimi içeri. Atmaz olaydım, içerisi dışardan sıcaktı, üstelik kalabalıktı ve yine daha yaşlı bir erkeğe, daha az yaşlı bir kadın yer vermeyi teklif etti, yine oturmadı adam. Bunlar sözleşmişler galiba, kadınlar yer verirse oturulmayacak, o kaa!

İçerde sıcaktan bunalıp terden bayılma aşamasına geldiğimde yanında dikildiğim kadın söylenmeye başladı, "Yabancı ülkelerde 'Turkish people smell bad' diyorlar, gel de kokma, duş alıp çıktım leş gibiyim", vır vır vır. Allahtan gideceğim mesafe uzun değildi, çabucak geldim ineceğim durağa, kadının gevezeliğinden, otobüsün sıcağından ve terinden kurtuldum. Arkadaşımın evinin şahane manzarasına karşı konuşlanıp çayımı içtim. 

Sanatlı, terlemeli, manzaralı ve sohbetli bir günü böylece bitirmiş oldum. Daha güzelleri başka günlere olsun...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder