Uzun zamandır "Bugünün işini yarına bırak, belki unutursun" felsefesi izlemekteydim ama tatil dönüşü Ankara'daki evde birikmiş işlerin pek yarına bırakılacak hali olmadığı için geçici bir süre askıya aldım bu nadide düşüncemi. Gezi boyunca yorgunluktan kilitlenen dizimi, mutfak tezgahı ve fayansı ovmaktan uyuşan ellerimi daha fazla zorlamamak için küçük ünitelere böldüm yapılacak işleri. Haftasonu temizlikçi gelecek, o zamana kadar toparlanmayı umuyorum. Şimdi kendime bir mola verdim, yaptım nescafemi, geçtim bilgisayarın başına. Öncesinde de dün kızkardeşin getirdiği renk renk püsküllü minik ayraçlarımı yerleştirdim Buğdaycığımın hediyesi kutuya. Böylece gerçek ve sonradan edinme kızkardeşlerimi buluşturmuş oldum. Öptüm seni Buğday Tanesi...Bugünün en önemli işi getirdiğim çantalar dolusu eşyayı uygun yerlere tıkıştırmaktı. İnsan evinden 3-4 aylığına ayrılınca, üstelik bu ayrı geçen süre içinde mevsim değişiklikleri oluyor ve öncesinde özel giysiler gerektiren davetlere katılma zorunluluğu doğuyorsa hamallık katsayısı yükseliyor. Dündenberi nasıl yerleşecek diye umutsuz gözlerle süzdüğüm valizleri nihayet boşalttım. Herşey farklı bir dolaba yerleşti yer bulunduğunca, umarım nerede olduklarını unutmam. İşte bu sırada gördüm onları, az kullanılan bir dolaba az kullanılacak giysileri asmaya çalışırken: Annemin iki elbisesi. Ölümünden sonra eşyalarını dağıtırken hatıra olarak ayırmış ama o zamandan beri bir türlü eve götürecek yürek olgunluğuna erişememiştim. Oracıkta, askının en sonunda, yakaları ve omuzları hafif tozlanmış, kalın kışlık giysiler arasında ayrıksı bir incelikle asılı duruyorlardı. Dokunmakla dokunmamak arasında kararsız baktım kaldım bir süre. Elimi sürecek cesareti topladığımda omuzdaki tozları silkeledim önce sonra kolllarını okşadım annemi içindeymiş gibi hayal ederek. Bir ümit kokladım ama uçup gitmişti annemin kokusu kendisi gibi, yakasındaki çiçek biçimindeki iğneyi çıkarıp yakama taktım. Annemi o elbisenin içinde hayal ettim, aldığımız günü düşündüm, ilk giydiği günü (kardeşimin nikahı), gülen yüzünü, telaşlı hallerini. Çok yadırgadım bir an, beynim annemin ölümünü reddetti, içinin boş oluşuna şaşkın gözlerle baktım. Sonra toparlandım, kapattım dolabın kapağını, çaktırmadan gözlerimi sildim ve yanımda olanların sağlığı için bir dilek yolladım Tanrıya, uzaklaştım oradan.
Hüzünden çıkma faslıdır, kalkalım kitapçıları bir kolaçan edelim, yokluğumda neler olup bitmiş, Ankara sokakları varlığımla şenlensin hem değil mi? Görüşmek üzere...










































