.

.
.

8 Ocak 2024 Pazartesi

BİRAZ ORDAN, BİRAZ BURDAN, BİRAZ ALTIN KÜRE'DEN / 8 OCAK

2024'ün ikinci haftasına girdik bile, şunun şurasında yılın bitmesine ne kaldı ki, 50 haftacık 😀

Geçen hafta çocukların taşınma işi nedeniyle hareketliydi. Koşturduk bir miktar, ufukta Antalya yolları ufaktan görünmeye başladı, home sweet home, kavuşmaya az kaldı diyelim.

Yeni yıl okumalarına en sevdiğim yazarın kitabıyla başladım; "Violeta/Isabel Allende". Tam dişime göreydi, 400 sayfa su gibi aktı, Violeta'nın 100 yıllık yaşamına Isabel Allende'nin kurgusuyla şahitlik etmek pek güzeldi. Devamı da böyle güzel gelir umarım.

Yeni yılın ilk filmi ise "Past Lives" oldu, onu da çok severek izledim. Oscar adayları yakında açıklanır, film izleme maratonum da başlar. Yılın ilk dizisi ise "Bir Kimya Meselesi" kitabından uyarlanan aynı adlı dizi oldu. Kitaba sadık kalan hoş bir dizi olmuş. 

Bugün kız kardeşle buluştuk ve "Ka Atölye"de açıldığını duyduğumuz "Ankara, Çeperler Boyunca" isimli sergiyi görmeye gittik. İşin içinde Ankara olunca hiç üşenmeyiz, yağmur, çamur demedik ama kocaman bir hayal kırıklığıyla karşılaştık. 8-10 açıklamasız fotoğraf, bir harita ve orada incelenmesi gereken broşürlerden ibaretti sergi. "Biz ne gördük?" diye birbirimize sorarak ayrıldık, bu sonuçsuz çabayı kahve paklar hesabıyla da girdiğimiz cafede filtreleri yuvarlayıp kendimize geldik 😃

"Altın Küre" ödülleri açıklanmış, sonuçları görmüşsünüzdür. Beni kostümler ilgilendiriyor, şöyle bir gezindim, "Oscar" törenine hazırlık olsun diye birkaçını paylaşayım istedim:


Billie Ellish, canım benim, çantasını arkadaşına emanet edip okul dönüşü uğrayıvermiş törene formasıyla. Öyle de görev bilinci var, dersim çok, ödev yapmam lazım diye kaytarmamış. Sanırım annesi bizim buralardan, büyüyünce de giyer diye 3 beden büyük almış kıyafetini. Maşallah çocuğuma, dilerim formasının üstüne tam geldiği, mezun olduğu günleri de görürüz.


Janelle James heyecandan kostümüyle yatmış, sabah alarmı çalmayınca da uyku sersemi yorganını kaptığı gibi tutmuş ödül töreninin yapılacağı salonun yolunu. 


Rosamund Pike önümüzde Oscar var, iki kere mesarif olmasın diye gelinliğini siyaha boyatıp giymiş Golden Globe için, kafasına da dantelli bir elma geçirip gelmiş.


Kraliçemiz, bidenemiz Meryl bu kravat yaka gömleği pek sevdi sanırım, her törene sandıktan çıkarıp giyiyor. Kendisini pek severiz ama bu parlak siyah takım ve gözündeki kara gözlükle mafyacılığa soyunmuş-pardon giyinmiş-gibi duruyor. Eline de çanta niyetine iki Betamax video kaset almış sanki. 


Brie Larson oynadığı "Bir Kimya Meselesi" dizisindeki yemek programından çok etkilenmiş olacak ki kostümüne model olarak ters çevrilmiş bir huniyi seçmiş. Brie'ciğim biz o huniyi kafamıza giyeli epey oldu, sen üstüne geçirmişsin çok mu?


Sizce Natasha Lyonne'yi biri omuzlarından tavana mı asmış dostlar?


Ben bu Dua Lipa'ya pek üzüldüm sevgili takipçilerim, sanırım hastalıktan yeni kalkmış garibim. Baksanıza kaburgalarının ve leğen kemiklerinin röntgenini üstünde unutmuş. Maşallah omurgası düzgün ama, fıtık falan görünmüyor.

Haydi bakalım, devamı Oscar törenine olsun...


2 Ocak 2024 Salı

ARALIK OKUMALARI / 2 OCAK

2024'e sakarlıkla başladım. Daha yılbaşı günü paketleme yaparken Umut'a aldığım fındıkkıran biblolarından birini kırdım. Aynı akşam da tenceremin cam kapağı tezgahtan atlamak suretiyle çalışma hayatına son verdi. Yılın ilk günü bulaşık makinesinden çıkanları yerine yerleştirirken tezgaha koyduğum rakı bardaklarından birine elim çarptı, o da tencere kapağının arkasından gitti, gözümü vardı kapakta nedir, yokluğuna dayanamadı. Eh, Tanrı hakkı üçtür, herhalde tamamlanmıştır derken aynı akşam rakı bardağının ikincisini de yolladım ilkinin yanına. İçmeyin kardeşim, evren mesaj yolluyor işte. Öğleden sonra yemek yapmak için mutfağa girdim, arabaşı çorbası bilenleriniz vardır, Kocam Bey çok sever. Yılbaşı hindisinden kalanları çorbaya çevirmekti niyetim. Çorbayı yaptım, onun bir de hamuru vardır, ben hiç sevmem ama ilgilisi illa hamurlusunu tercih eder. Bir nevi undan yapılan şekersiz muhallebi gibi bir şey, kaynattım, soğuması için Borcam'a döktüm, tencereyi de kurumadan yıkayım diye eviyeye koyup musluğu açtım. Tencereye elimi daldırmamla "Yandım anam!" diye zıplamam bir oldu. Meğer dibinde kalan kıvamlı şey hala sıcakmış. Üç parmağımı birden yaktım. Neyse ki önce soğuk su, ardından buz ve her derde deva kantaron yağı yetişti imdada su toplamadan hallettim, hafif acı var ama olacak o kadar daa bu sakarlıkla benim halim ne olacak?

Sakarlık bir kenarda duradursun gelelim kitaplara, bu ay rekor seviyede okudum. Yıllık Goodreads çelıncıma ulaştığım gibi aştım bile. O yüzden kendimi huzurunuzda tebrik ediyorum 😂

16 adet kitapla Aralık ayını yollamışım kırpıp cüce Şubat'a ek yapsınlar diye eskiyen aylar deposuna. Bakalım neler okumuşum:

-T. İş Bankası Kültür Yayınları'nın Çağdaş Dünya Edebiyatı serisinden çıkan "Mucizeler" üç kuşağı anlatan bir roman. Kızı Carmen'i ailesine bırakarak çalışmak için Madrid'e giden Maria, hakkında çok bilgi edinemediğimiz Carmen ve Carmen'in kızı Alicia'nın öykülerini okuyoruz sırayla. Kuşak hikayelerini severim ama edebi anlamda çok keyif aldığım bir kitap olmadı "Mucizeler".

-"Müze Bekçisi" eğlenceli başlayıp hüzünlü biten kitaplardan, severek okudum. Ana-babasını bir zeplin kazasında kaybedip amcasıyla yaşayan sakin yaradılışlı DeFoe, yaşadığı şehrin müzesinde bekçi olan kural tanımaz amcasının gayretiyle aynı müzeye ikinci bekçi olarak girer ve bu süreçte Yahudi mezarlığında çalışan Imogen'le ilişkisini sürdürür. Derken müzede bir sergi açılır ve "Amsterdam'da bir Sokakta Yahudi Kadın" adlı tablonun Imogen'in ilgisini çekip adeta bir tutku haline gelmesiyle işler karışır. İkinci Dünya Savaşı'nın ayak izleri de duyulmaya başlamıştır. İlginç bir konu ve hoş bir anlatımdı, öneririm. 

-"Hayaletlerim" yukarıda bahsettiğim "Mucizeler" ile aynı seriden çıkmış bir kitap. Kuru bir anlatımı olan ve zor akan bir kitaptı. Anne-kız ilişkisi konu alınmış, kitabın kahramanı olan anne, kız ve hatta baba da en az kitabın anlatımı kadar sıkıcı, katı ve toksik tiplerdi. Sonlara doğru aralarındaki ilişki biraz yakınlaşmaya başlayınca kitap da biraz daha ilgi çekici hale geldi. Yine de tavsiyenizi benden almayım derim...

-"Rosalie Blum"lar üç kitaplık tatlı mı tatlı çizimleri olan bir çizgi roman. Baskıcı ve hafif çatlak annesiyle altlı üstlü dairelerde yaşayan, babasından kalmış berberi idare eden, en yakın arkadaşı kuzeni olan, sıkıntıdan patlayan, yalnız ve bekar, 30 yaşlarındaki Vincent'in öyküsü. Bir gün yolda tesadüfen bir yerden tanıdık gelen Rosalie'ye rastlar ve onu takip etmeye başlar. Öyküden ziyade çizimlerle çok keyifle okunan bu seriyi eminim siz de seversiniz. 

-Fabien Toulme ne yazar, ne çizerse büyük bir zevkle okuyorum. "Büyük Aşk" da şaşırtmadı. Çok bilinen bir konuyu işlemesine-Büyüanne-torun sevgisi ve yılların ötesinde kalmış bir aşk-rağmen çizimlerin güzelliği kitabı ilgiyle okutuyor. Çizgi romansevengillerdenseniz bu kitabı da seveceksiniz. 

-Erendiz Atasü ilk yazdığı kitaptan beri takip ettiğim ve hemen hemen tüm külliyatını okudum diyebileceğim sevdiğim bir yazar. Son kitabı "Herkes Sevdiğini Öldürür"ü elim boş çıkmayayım diye Ankara Kitap Fuarı'ndan almıştım, esasen öykü okumaktan sıkılıyorum bu aralar ama yazarın kendi hayatından da izler taşıdığını düşündüğüm öykülerini ilgiyle okudum. Erendiz Atasü'yü seviyorsanız ya da ilk kez okuyacaksanız tavsiye ederim. 

-"Sokço'da Kış" kısacık ama çok klasik bir konusu olmamasına rağmen oldukça iyi bir kitap. Kuzey ve Güney Kore arasında küçük bir liman şehri olan, kışın soğuğundan dolayı fazla bir cazibe sunmayan Sokço'ya bir gün Normandiya'lı bir çizer gelir ve pansiyonda çalışan kızla aralarında bir yakınlaşma başlar. Kitapta ikisi arasında yaşananları, işin aslı yaşanamayanları okuyoruz. Sayfa sayısıyla içeriği arasında ters orantı olan, incelikli, dolu dolu bir kitap, ben çok severek okudum. 

-"Hizmetçi" bu ay okuduğum kitaplar arasında gereksiz bulup vakit kaybı olarak nitelendirdiğim bir kitap oldu. Regency Otel'de temizlikçi olan ve adeta bir robot titizliğiyle işini yapan Molly büyükannesinin ölümünden sonra yalnız kalmış ve kendini tamamen işine vermiş iyi niyetli bir genç kızdır. Bir gün temizlik yaptığı odalardan birinde zengin ve tanınmış bir adamın cesedini bulur ve işler arapsaçına döner. Polisiye havası verilse de o tadı bile alamadığım boş bir okuma oldu açıkçası. 

-Herkesin çok sevdiği Annie Ernaux ile benim yıldızım çok barışamadı nedense, "Seneler"i mesela okuyamadım bile. Bir-iki kitabını da ilgiyle okudum inkar edemem. "Kızın Hikayesi"ni de açıkçası ince olduğu için bir kez daha denemek amaçlı aldım. Tüm Ernaux kitapları gibi  zor bir kitap, öyle su gibi okunmuyor. Yazar kendi hikayesini anlatmış 58 yazındaki kız ile şimdiki halinin karşılaştırmasını, gelgitlerini, yaşam deneyimlerini anlatmış. İncecik ama çetin bir kitap ve bu kez sevdim...

-Zor bir kitap daha, insanı düşündüren ve bu nedenle yoran bir kitap "Zaman Zaman Güneşli". Toksik erkekliğin canına okuduğu bir kadının yaşadıklarını okurken "Cehenneme kadar yolun var Kâhin" diye yüksek sesle söylendiğimin farkına vardığımda şaşırıyordum. Tavsiye etmeyeceğim çünkü herkesin rahatça okuyabileceği bir kitap değil ama iyi dokunmuş bir kitap olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim. 

-"Mreydi Çarşısı" Iraklı bir yazardan okuduğum ilk kitap olabilir, geçmişte okudumsa da hatırlamıyorum. Edebi anlamda anlatım keyif vermedi ama konu değişikti. Körfez Savaşı sırasında Bağdat'ın kenar mahallelerinden birindeki bir çarşıda başlıyor kitap. Başlıyor ama devam etmiyor ilerleyen sayfalarda. Önceleri satışı yasak kitaplarla dolu bir deposu olan bir kütüphaneci, çalışmaları yasaklanmış heykeltraşlara heykeller yaptırarak Amerikan askerlerine tarihi eser diye satan bir mücevherci, bir kahveci ve tekerlekli sandalyeye mahkum, tesbih satan, çarşıyla aynı ismi taşıyan yoksul bir genç var. Aralarına uzun yıllar yurtdışında yaşayıp Amerikan askerlerine kılavuzluk yapmak amacıyla Bağdat'a dönmüş eski bir tiyatrocu olan Meysem karışıyor. Meysem ve tesbihçi genç dost oluyorlar, Meysem pişmanlık içinde, genci ve annesine korumasına alarak vicdan temizleme gayretinde. Araya eski sevgili de giriyor derken hepsi birlikte çok daha iyi bir kurguda birleşebilecekken kuru bir anlatım olmaktan ileriye gidemiyor...

-Nermin Saybaşılı'nın kaleme aldığı "Çam Pürleriyle Namrun" bana dedemin ve büyük teyzelerimin bahçelerde geçen yaz tatillerimi anımsatan tatlı bir kitap. Yazar çocukluğunu geçirdiği Namrun yaylasında, anneanne ve babaanne evlerindeki yazlarını pandemi nedeniyle döndüğü yayla evinde kaleme aldığı bu kitapla anlatıyor. Fotoğraflarla da desteklenen kitabı ben çok sevdim. Bu tarz anılarınız varsa siz de seversiniz. 

-"Annemin Kasetleri" yer yer tekinsiz, mistik bir kitap. Lanetlenmiş bir köyde yaşayan ikizler Bayram ve Seyran'ın öyküsü. "Tabaa" denilen doğaüstü bir gücün erkekleri ve çocukları lanetlediğine inanılan bu köyde ikizlerin anneleri Zere ilahi kasetleriyle yarattığı ritüellerle lanetin üstesinden gelmeye çalışmaktadır. Beni biraz ürküten bir kitap oldu ama edebi anlamda düşünürsek bir ilk kitap olarak gayet başarılı diyebilirim. 

-Ve yıl biterken magazinel bir kitapla, "Adana'da Piç Olmak"la okumaları sonlandırdım. Sabancı ailesine mensup ama evlilik dışı bir ilişkiden doğduğu için aile tarafından dışlanan Sevgi Sabancı tarafından kaleme alınmış bir nevi iç dökme. Ne kadar doğrudur, ne kadar haklıdır bilinmez, okuyun siz karar verin.

Gelelim Storytel dinlemelerine:


-Storyel'e üye olduktan sonra Kemal Tahir dinlemelere doyamadım. Erdem Akakçe'nin olağanüstü seslendirdiği "Bir Mülkiyet Kalesi" bugüne kadar dinlediğim Kemal Tahir kitaplarının en iyisiydi diyebilirim. Bir eve sahip olmanın önemini anlatan, yazarın kendi hayatından da izler taşıyan kitap diğerlerinde olduğu gibi bir nevi gayri resmi tarih.

-Hakan Bıçakçı'nın "Apartman Boşluğu" biraz absürd, biraz fantastik bir kitap. Kiraladığı evdeki bir delikten gelen seslerle besteler yapan bir gencin yaşamından pasajları Efe Özgün'ün sesinden dinliyoruz. Yazarın daha iyi kitaplarını okumuştum, bu biraz manasız geldi. 

-Cengiz Aytmatov'u çok severim, "Yüz Yüze" okumadığım kitaplarından biri olarak karşıma çıkınca dinlemeden edemedim. Evliliklerinin ilk günlerinde çıkan savaş sonucu askere giden Cumabay bir süre sonra askerden kaçar ve karısının da yardımıyla bir mağarada gizlenir. Açlığın köy halkını vurduğu zor zamanlarda giderek huyu değişen adamın yaptığı şey karısını zor durum düşürecektir. Hayat şartlarının ve savaşın insanı nerelere götürebileceğini anlatan kısa roman yine Erdem Akakçe'nin sesinden keyifle dinleniyor. 

-Elif Derviş'in "Uyuşma"sı fantastik bir öykü. Her şeyini, karısını ve oğlunu kaybeten Valhaf'ın sağalma sürecini Bihter Dinçel'in sesinden dinliyoruz. 

-Ve son olarak çok sevdiğim Memduh Şevket Esendal'ın "Ayaşlı İle Kiracıları" daha önce okuduğum, yine çook eskiden tefrika olarak dinlediğim bir kitaptı. Bülent Yıldıran'ın şahane seslendirmesiyle rastlayınca bir kez daha dinlemeden edemedim ve yine çok keyif aldım. 

Vee son olarak kahvelerimizi görelim:


Bol kitaplı, bol kahveli, sağlıklı bir yıl dileğiyle sevgiler...

1 Ocak 2024 Pazartesi

YILIN İLK GÜNÜ / 1 OCAK 2024

Gece 3'de (yanlış anlamayın sefahatten değil domestiklikten) yatıp sabah 7'de şiddetli baş ağrısıyla uyanınca kendi kendime eski bir türkü terennüm ettim efenim: "Ah küçük hanımım içmemeliydin, rakıyı da şaraba katmamalıydın". Z kuşağı bilmez bu türküyü, hatta X, V, Y kuşağı da bilmez. Ben bildiğimde de çocuktum zaten. Dinleyecek başka istasyon vardı da biz mi dinlemedik. Anneannemin Perfecta marka, babamın "Mısır makinesi" adını taktığı koca düğmeli, akordeon gövdeli, devasa radyosunda "Yurttan Sesler" korosunda çığırırlardı, bir de "Çömüdümüdümüdümü çömüdüm yar" vardı, devamı "Derdinden çürüdüm yar" diye gelirdi ama türküyü birkaç kez dinleyince derde gerek kalmazdı çürümek için. Bu garip türküler duyulmaz oldu olmasına ama benim hafızadaki kayıtlar kolay silinmiyor. İçki içmek gerekirse rakıyı tercihedengillerdenim. Lakin rakı da öyle durup dururken içilmiyor, şöyle güzel yemeklerle donanmış bir sofra ve muhabbete eşlik edecek dostlar lazım. Şarap değil ki bu kadehini parmaklarının arasında zarif bir kıvrımla tutup entelektüel sohbetler eşliğinde yuvarlayasın. Neyse işte yılbaşı nedeniyle dost olmasa da aile sofrası vardı, çoluk çombalak. Sofranın mimarı bendim elbette, sabahın köründen yemek vaktine kadar karınca gibi çalıştım evlatlarımı ve de gardaşımı doyurayım diye 😀Eh her daim böyle olmuyor, özel günlerin hakkını vermek lazım, verdik de. Lakin iki tek rakının üstüne 2 kadeh de şarap götürünce sabaha türkülü baş ağrısıyla uyanmak eşyanın tabiatına uygun. Baktım ortalık hâlâ karanlık, uyku da gitti, baş ağrısı bıçak misali oymakta, aç karnına ilaç da içilmez, anamı andım "Acı acıya, soğuk su sancıya" derdi. Ben de elime tableti alıp Candy Crush Saga'yı açtım, biraz şeker patlattım ki başım daha çok ağrısın. Sonra ortalık ağardı, gittim çay koydum, kahvaltı yapıp bir de ilaç yuvarlayınca güne devam edebilecek hale geldim. 

Dün eski yılbaşlarını ana ana kendimizi eğlemeye çalıştık, daha ziyade Umut eğledi bizi. Çocuk bu yıl kıvama geldi yılbaşı falan anlamak için, "Yeni yıl, yeni yıl" diye sevine sevine dolaştı, babaannesine çekmiş 😀TV'de dişe dokunur bir şey yoktu, biz Zeki Müren'lerin konuklarla dansettiği, Nesrin Topkapı'nın bastonuyla raksettiği, Ohran Gencabey'in arabesk çığırdığı zamanların çocuğuyuz, "Tek zülfünü göreydim, bahtım siyah olaydı" demiş ya şair, tek eski programlar gibisi olaydı da siyah-beyaz izleyeydik. Kısacası tadı yoktu, Yenimahalleli hemşehrim Bej Rengi ve Macun Bey'in programına katılan detone ünlüleri izledik biraz, sonra bari tombala oynayalım dedik. İnanır mısınız, "Nerede o eski tombalalar?" diyesim geldi. Sayılar uyduruk plastik, ah ah o ahşap sayılar ne güzeldi. Bu arada bugün Twitter'de okudum, adamın biri tombala sayısını yutmuş, yılbaşı gecesi ameliyata alıp akciğerinden çıkarmışlar. 7 numaraymış 😀 Kartlar dersen hamur gibi, bükülüp durur. Hem kokulu mandalina da yoktu ki kabuklarını koparıp karttaki sayıların üstüne kapatasın. Sayıları çeken kişi olarak 1. Çinko, 2. Çinko ve Tombala'yı da ben yapınca hane halkına ayıp olmasın diye oyunu bitirdim. 

Konuklarımı yolcu edince tabağı-çanağı toparlayıp bulaşık makinesine tıktım, masayı eski haline getirdim, evi düzenledim ve yatağa adeta yığıldım. Yani işin mi var arkadaş 7'de hortlayacak, uyu öğlene kadar değil mi, 4 saatte ne işin var da uyanırsın.

Neyse dostlar bizim yılbaşı sergüzeşti böyle sonlandı. Bugün evin içinde o koltuktan bu kanepeye, o odadan bu odaya dolandım durdum. Tembel ve uyuşuk bir ilk gün oldu, "Viyana Filarmoni'nin Geleneksel Yeni Yıl Konseri" de yayınlanmayınca Avusturya olmadı İngiltere verelim dedim ve "The Crown" final sezonunun son iki bölümünü izleyip bitirdim. Ardından da yeni yılın ilk kitabı olarak Kraliçem Isabel Allende'nin son romanı "Violeta"ya başladım. Ah gençlikte böyle miydi, arkadaşlarla yeni yıla girer, gece yarılarına kadar oturur, ertesi gün de sahilde ya da orman içinde pikniklere giderdik. 

Yılın ilk yazısını bitirirken hepinize sağlıklı, acılardan azade, huzurlu bir sene diliyorum...

Noel Emmi bu yıl çorap getirmiş, malum ekonomik kriz var 😂

29 Aralık 2023 Cuma

2023-"EN"LER / 29 ARALIK

Her yılı bitirirken gelenekselleştirdiğim yazıyı yazayım dedim. Yeni yılı çocuk çombalak bizde karşılayacağımız için yarın ve öbür gün işim çok olacak, ödevimi bugünden yapayım. Aralık ayı raporunu da Ocak başında veririm artık. 

Yıl çok kötü başladı malumunuz, tam Pandemiyi biraz hafiflettik normal hayatımıza döneriz yavaştan derken depremle ülkece yıkıldık. Hâlâ bazen yaşadıklarımızın bir rüya olmasını umarak uyanıyorum uykularımdan. Ne yazık ki acı gerçek değişmiyor, tüm şehirlere yanarım da, 5 gün kalıp hemşehrilik duygusuyla döndüğüm Antakya için kalbim kanar. Sadece ülkemiz değil, dünya da acılarla sınandı 2023'de. Dileğim yeni gelecek yılın bizi bunca üzmemesi. 

Biraz da güzel şeylerden, sanattan, kitaplardan bahsedelim en iyisi mi, kendimizi ancak kendimiz sağaltabiliriz. Bu yılın kişisel anlamda enn güzel şeyi 3 yıllık pandemi kapanmasının üstüne kız kardeşle yaptığımız seyahatler oldu. Sırasıyla Sivas, Fındıklı, Arhavi, Hopa, Kemalpaşa, Batum, Rize, Eskişehir ve İstanbul bu yılki rotamız oldu. Pek güzel yerler gördük, dostlarla buluştuk, yeni insanlar tanıdık.

Sadece seyahatle kırmadık şeytanın bacağını, kapalı mekanlardaki etkinliklere de başladık. Üç yılın üstüne ilk kez sinema salonunda izlediğim film Nuri Bilge Ceylan'ın "Kuru Otlar Üstüne"si oldu. Ayrıca "Kurak Günler"le birlikte bu yıl izlediğim en iyi yerli filmdi diyebilirim. Elbette ki büyük çoğunluğunu internet aracılığı ile izlediğim toplam 95 filmin içinde en beğendiğim yabancı film ise İran yapımı "Leyla'nın Kardeşleri" oldu.



Bu yıl izleyebildiğim 30 kadar (ki bunlardan sadece üçü ana akım aracılığı ile idi, Kızılcık Şerbeti, Yargı ve bir süre sonra bıraktığım Aile) dizinin hemen hemen hiçbirine bayılmadım. "The Crown"un son sezonu tatsızdı, keza "Kulüp" ve "Terzi"nin de. Yerlilerden 3 sezonluk "Ayak İşleri", yabancılardan da "Kadınlar Savaşta" nisbeten ilgimi çeken diziler oldu. 


Yeterince tiyatro oyunu, konser, bale izleyemediğim için bir seçme yapamayacağım. Reha Özcan'ın tek kişilik oyunu "Bir Garip Orhan Veli" ile Demet Akbağ ve Salih Bademci'nin baş rollerini paylaştığı "Aydınlıkevler"i sayabilirim tiyatro oyunu olarak. Özellikle ilkini çok beğendim. Bir caz, bir yeni yıl konseri izledim, Karadeniz gezimizde "Ayşenur Kolivar" konserine denk gelmemiz de hoş bir sürpriz oldu. Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin Modern Dans Topluluğu'nun 30. Yıl gösterisi güzeldi. Yarın Umut Bey için biletini aldığımız "Çocuklar İçin Fındıkkıran" ile toplamda iki bale izlemiş olacağım. 

Bu yıl sergilere de gidebildim. Gezdiğim 10 sergiden en güzeli İstanbul'da denk geldiğim Von Wolfe'nin "Odyssey" isimli sergisi oldu. 


Gelelim kitaplara. Elimde okumakta olduğumu da-ki bitmek üzere-sayarsak toplamda 124 kitap okudum. Bazı kitaplar insanın aklına mıh gibi çakılır ve tadı damağınızda kalır. Bu yıl elbette güzel kitaplar okudum ama yukarıda yazdığım tadı veren bir kitap yakalayamadım. En beğendiklerim içinde Ian McEwan'ın "Dersler"ini, Nancy Huston'un "Ağır Ölüm"ünü ve yerliler içinde de Uğur Deveci'nin "Buzdan Top"unu söyleyebilirim. Elbette başka sevdiklerim de oldu ama bunun için Goodreads'a ya da her ay yazdığım kitap tanıtımlarıma bakabilirsiniz.



Gelelim Storytel'de dinlediklerime. Bu yıl Storytel beni hiç yalnız bırakmadı, ev işlerime, yürüyüşlerime, yaptığım yemeklere, oynadığım oyunlara eşlik etti. Kendisinden ziyadesiyle memnunum. Tam 68 kitap dinlemişim. Bunların içerisinde ihmal ettiğim Kemal Tahir'in muhteşem romanları, Julian Barnes'in eserleri seslendirmelerinin de güzelliği ile bana muhteşem saatler yaşattılar. Storytel ile dostluğumuz gelecek yıl da devam edecek.

Bu yılın en güzel olayları arasında blog dostlarımla buluşup çok güzel saatler geçirmemi sayabilirim. Sevgili Mi Vitamini ile hem Ankara'da, hem İstanbul'da, Ekmekçi Kız ve Zelda Capulet ile Eskişehir ve İstanbul'da, Neslihan Özgür ile Ankara'da, Kuyruksuz Kedi ile Hopa'da, Qunegond ile Ankara ve İstanbul'da, Banu ve Mavianne ile Ankara'da ve sevgili yazarım Ayşe Başak Kaban ile Ankara'da beni çok mutlu eden zamanlar geçirdim. Kankam Bilge'nin Annesi ise her daim yamacımdaydı. 

Kız kardeşle Ankara içinde, eski sokakları keşfetik, nostaljik zamanlar geçirdik, bol bol buluşup çaylar kahveler içtik, çocuklar ve Umut'la geçen zamanları da sayarsam Ankara'da bu kadar uzun süre kalmama değdi diyebilirim. Mart ve Kasım ayındaki sağlık sorunlarını saymazsak 2023 çok hasta etmedi ama hem ülke, hem dünya çapında epey üzüntü yaşattı. Umarım artık güzel yüzünü gösterir yeni gelecek yıl bize. 

Bitirirken hayatınızdaki en'lerin güzellerini yaşayın diyor, sağlıkla ve huzurla geçecek bir yıl, ülkeye ve dünyaya barış, huzur ve akıl-fikir diliyorum...

Not: Çok uzun oldu dostlar, dönüp okuyamayacağım. Sürç-ü lisan ettiysem affola...

28 Aralık 2023 Perşembe

BUGÜNLERDE / 28 ARALIK

Son yazımı yazalı 9 gün geçmiş, o da zaten eski bir yazımı kopyaladığım kısacık bir postmuş. Epey hareketli günler yaşamaktayım, bazen domestikliğin dibine vuruyor, bazen tatlişko bir babaanneçiko oluyor, bazen kitapları tesbih tanesi gibi ardarda diziyor, bazen kendimi sanata vuruyor, arada bir de eş-dostla, kardeşle buluşuyorum. Dün de içimde Kasım ayından beri gelişen hastane, doktor aşkımı bir nebze küllemek için bacağımı deşen cerrahı görmeye gittim. Dikişin biri iyi tutmamış sanırım, tam orta noktada minik bir yer kapanamadı bir türlü, korka korka gittim ne diyecek diye, adam umursamadı bile, pansuman yapıp, "Kapanır merak etme, aktardan kantaron yağı alıp sür" dedi. Tıbbın da kocakarı ilaçlarına ihtiyacı var demek ki. Eh, cerrahtan iyi bilecek değilim ya, pehlivan gibi yağlıyorum dikiş yerini dünden bu yana 😃

Geçen hafta sonu kendimi aynı günde iki konserle ödüllendirdim. İlki Cermodern'de, çok sempatik genç bir grubun yeni yıl şarkıları seslendirdiği caz dinletisiydi. Eşlikçim de her daim kankam Bilge'nin annesi idi, pek keyifle izledik. Biter bitmez eve koşturup yemek hazırlıklarını tamamladım ve bu kez çocuklarla CSO'daki yeni yıl konserine gittik. CSO'ya çeşitli sebeplerle gittim bu sene ama genellikle Mavi Salon'daki izlencelere denk gelmiştim, bu kez Büyük Salon'da idi konser ve içeri girince ağzım açık kaldı. Bu kadar büyük olacağını hiç düşünmemiştim. Salonun devasalığının yanısıra müziğe onca merakıma karşın solist olarak sahne alan Barbaros Büyükakkan'ı da bugüne kadar hiç duymamış olmaktan utandım. Tom Jones'unkini andıran ses rengiyle pek güzel Klasik Batı Müziği, Türk Müziği ve Pop Müzik şarkıları söyledi. Pek sevdiğim "Delilah"ı seslendirdiğini de söylemeden geçemeyeceğim, o koca salon tıklım tıklım doluydu ve pek de güzel eşlik edildi. 




Bilgisayar başında film, tiyatro oyunu seyretmeye çalıştığımız evlere kapalı pandemi günlerinden sonra-hâlâ Covid'den başımızı alamasak da-birtakım sanatsal faaliyetleri yerinde izlemenin keyfi bambaşka. Şeytanın bacağını kırdık bir şekilde, devamı Antalya'da gelir umarım. Bu yılı Cumartesi günü Umut Bey'le birlikte izleyeceğimiz çocuklar için "Fındıkkıran" balesi ile kapatacağım. "Fındıkkıran"ı muhtemelen 6. izleyişim olacak ama her seferinde keyiften dört köşe oluyorum. Bir de çocuk gözüyle görelim bakalım 😊

Ankara sanırım bana jest yapmak için güneşli günler sunuyor, dün paltomun içinde yaz günü imiş gibi sırılsıklam terledim. Gerçi geçen haftaki yağmurda ağaçlardaki tüm yapraklar birdenbire yerlere savrulup kuru dallar bıraktılar seyrimize ama Aralık sonuna geldiğimiz halde henüz sıkı bir Ankara ayazı görmedik. 

Yaklaşan yılbaşının hatırı kalmasın diye nispeten ucuz satan bir yerden ikinci kokina demetini de aldım, tarçınlı, zencefilli kurabiyeler pişirip Umut Bey'e sundum. Ufak tefek hediyeler hazırlayıp bazı hediyeler kabul ettim (en güzeli bu oluyor zaten), ayrıca kendime de hediye aldım, hiç sektirmem. Yılbaşında ve doğum günümde şahsıma hediye almak en birinci vazifemdir, caanım kendim 😃


Evet bende durumlar böyle, şimdilik bu kadar olsun. Yılbaşından önce bir ay dökümü, bir de yıl dökümü yazısı geleneğimi yerine getireceğim elbette. Şimdi gidip "Kuş Uçuşu" dizisinin ikinci sezonunu bitireyim. Kalın sağlıcakla...



19 Aralık 2023 Salı

KOKİNA, FİYATLAR, FÜRUZAN / 19 ARALIK



Benim kokinalar bu yıl erken aldığım için şekilde görüldüğü gibi kokinalıktan çıkıp kokonaya dönmek üzere. Bugün çiçekçinin önünden geçerken baktım "Dizi dizi inciyim/Güzellikte birinciyim" dercesine dizilmişler, alayım bari bir demet daha dedim. Önündeki tezgaha nergis sıralamakta olan çiçekçiye "Kokina kaça?" diye seslendim. Benden tarafa bile bakmadan ağzının içinden "150" dedi. Ben "Nee?" deyince, bu sefer lütfedip kafayı bana çevirdi "125 olur" diye indirim yaptı. Madem 125 olur, niye 150 diyorsun. Direkt 125 de ki, 100 olmaz mı diyelim, di mi 😃 Zaten 100'e de almazdım, bendeki kokonaları Mirgos'tan 85'e almıştım. Vaz geçtim, çiçekçinin yanındaki manava girip kokina yerine muşmula aldım. Hiç olmazsa yerim, hem arada sadece renk farkı var, kırmızı olacakmış kahverengi olsun 😂

Esasen kokinasız yılbaşı eksiktir benim için, eskisiyle eksiklik gidererek aşağıya yıllar önce bloga yazdığım bir kokina yazısı eklemek istiyorum, zira okuyunca kendim de sevdim. Nice kokinalı yeni yıllara...

"Ben yılın bu zamanlarında vazoma bu neşeli, kırmızı topçukları koymazsam eksik hissediyorum kendimi. Bendeki de böyle bir yeni yıl ruhu. Büyüklerinden umudu keseli çok olduğu için kücük mutluluklarla avutmaya çalışıyorum yorgun ruhumu. Artık çoğunuzun gözünde benimle özdeşleşen yazar Füruzan'ın "Gecenin Öteki Yüzü" öyküsünü okumuştum yıllar önce. Sonra tek kanallı TV döneminde TRT dizisini yapmıştı. Türkiye'ye yeni dönen Haluk Bilginer ve o zamanlar botokssuz, mahzun yüzüyle Zuhal Olcay oynamıştı ana rolleri. Zengin ve soylu bir ailenin sınıf farkı ve yoksulluk yüzünden istemediği bir gençle evlenip dışlanan ve eşinin iş kazasında ölümünden sonra küçük kızıyla yalnız, parasız ve desteksiz kalan kızını başarıyla canlandırmıştı Zuhal Olcay. Yüzündeki o hüzünlü anlama çok yakışmıştı oynadığı rol. Küçük kızıyla sığındığı eski bir apartmanın bir odasında hayatını sürdürmeye çalışan, içine kapanmış bu gururlu ve görmüş geçirmiş genç kadını saklandığı kabuktan aynı binanın bir başka odasında yaşayan iki kardeş çıkaracaktır. Soğuk bir Doğu ilinden İstanbul'a gelip herşeye rağmen güler yüzle sırtlanmışlardır büyük şehrin onları yoran yükünü. Kardeşlerden kız olanı çekinerek çalar genç kadının kapısını ve  küçük kızıyla birlikte yılbaşı gecesini geçirmek için mütevazı odalarına davet eder. Önce tereddütle karşılar bu daveti kadın, sonra gitmeye karar verir. Ve bir demet kokina alır hediye olarak götürmek için. Gittikleri evin sobayla yayılan sıcaklığı, semaverdeki çayın fıkırtısı, yağmaya başlayan kar, genç kızın ikram ettiği üzeri çörekotuyla süslenmiş peynir, radyoda çalmaya başlayan tango ve genç erkekle yapılan dans genç kadının yıllardır buz tutmuş kalbini yavaş yavaş eritmeye başlayacaktır.

Tanrım, nasıl güzel bir öyküdür bu ve nasıl bir oya gibi ince ince dokunmuştur kelimelerle. Belki o yüzdendir kokinaların ruhuma saldığı mutluluk. Derim ki yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken-hele ki eskisi berbat gündemiyle bizi perişan etmişken-biraz renk, biraz ışıltı ve okunacak bir Füruzan öyküsüyle umut yükleyelim bünyeye..."



11 Aralık 2023 Pazartesi

HAFTA BAŞI / 11 ARALIK

Bugün kalan dikişlerimi de aldırdım sevgili takipçilerim. Taksit taksit bitti nihayet. Sanırsınız ki açık kalp ameliyatı oldum, ruhum daraldı yeminle. Cümle hastalık sıkıntı hepimiz için bu yılda kalsın, sağlıkla girelim 2024'e.

2024 demişken, geçen yıl her zamanki iyimserliğimle 20 gün önceden yeni yıl kartlarımı almış, yazmış, zarflamış, evin köşesindeki PTT şubesine ellerimle teslim etmiştim. Ayıptır söylemesi-kart fiyatlarını dahil etmiyorum-yüklüce de bir pul parası ödemiştim. Benim çocukluğumda özellikle kart yollamak sudan ucuzdu. Bu yılki fiyatları zaten düşünemiyorum da keşke bir de yerine ulaşaydı. Yolladığım 30'a yakın karttan sadece bir tanesi, çok komik bir şekilde ertesi gün öğlen alıcısına (Ankara) kavuştu, geriye kalanlar kara delikte kayboldu. Bana yazılanlardan da tek bir tane bile girmedi posta kutuma. O nedenle bu yıl PTT'yi protesto ediyor ve kart göndermekten vaz geçiyorum. Lakin severim ben bu kartlaşma olayını, o yüzden şöyle bir yöntem planladım. Maillerimiz sağ olsun. Kendi çektiğim fotoğrafları, yılbaşı kutlaması notlarıyla, kartpostal niyetine arzu eden dostların mail adreslerine yollayacağım. Eğer benden bir "mailpostal" almak isterseniz yorum kısmına mail adresinizi yazınız, onaylamayacağım için burada görünmeyecek, sadece ben not alacağım. Haydi bakalım, nasıl olacak deneyelim bu yıl...


Şunu hatırlayan vardır sanırım, benim ilk gençliğimin en rağbet gören kartpostallarından biriydi.

Hastane kapısı aşındırmak dışında iki film izledim MUBİ'de, bir Ürdün yapımı olan "İnşallah Erkek Olur" ve Fransız yapımı "Saint Omer". İkisi de gayet güzeldi. Storytel'de Hakan Bıçakçı'dan "Apartman Boşluğu"nu dinledim, biraz fantastikti ama sıkmadı. Şu an şahane bir seslendirme ile (Erdem Akakçe) Kemal Tahir'in "Bir Mülkiyet Kalesi"ni dinlemekteyim ve çok beğenmekteyim. Kendi hayatından izler taşımakta imiş. 

Ayrıca büyük bir iştahla kitap okumaktayım. Umut'un hoşuna gitsin diye minik bir ağaç süsledim ama ışığımız yok, en kısa zamanda temin edeceğim, Umut Efendi 4 yaşına girdi, kendisine biri minimal, diğeri biraz daha kalabalık iki adet doğum günü partisi yaptık. İlk kez bu yıl doğum günü olayına uyandı, neredeyse saat başı "Başka hediye yok mu?" diye sordu 😀 Çok yaşasın, güzel yaşasın tüm çocuklarla birlikte.

Bugünlük bu kadar, mailpostal için adreslerinizi bekliyorum, kalın sağlıcakla...