.

.
.

15 Mayıs 2026 Cuma

HAVALAR, SULAR, FLAMENKOLAR VE KEDİ YAVRULARI

Bütün bir kış her günü bir hafta kadar süren zaman, bahar kendini gösterince son sürat yürümeye başladı. Bir bakıyorum pazartesi, ne oluyor demeden hoop pazar. Koca mevsimi yağmur ve fırtınayla geçirdik, nerede o hırkayla dışarı çıkıp güneşe karşı açık havada oturduğumuz Antalya kışları. Bahar geldi diye seviniyoruz ama hala ayağımda çorap, üstümde hırka. Biraz ayıp olmuyor mu ya şehr-i Antalya? 

Dün bir arkadaşımla Beachpark'ta buluşacaktım, niyetim falezler üstündeki parka yürüyüp asansörle sahile inmekti. Hava sabahtan naneliydi, hatta Meteoroloji fırtına alarmı vermişti, o kırmızı kodlu alarmlar ikidir boşa çıktığı için çok önemsemedim. Hatta öğleden önce pazara gidip ellerimizde poşetler, terleyerek eve döndük. Dönerken yolda rastladığımız benim komşu olduğundan haberimin olmadığı bir komşu "Niye pazar arabanız yok sizin, niye elinizde taşıyorsunuz?" diye diskur çekti. Üç kat merdiveni pazar arabasıyla çıkmak daha kolaydı çünkü. Bu eve oturduğumuzda gençtik haliyle, ben diyeyim 30, siz deyin 35. Ayrıca civarda asansörlü ev vardı da biz mi taşınmadık. Cevriye ile Tevriye benim diz eklemlerine yerleşene kadar hiç sorun etmemiştim o merdivenleri. Ne zaman ki üç kişi olduk, haliyle zorlaştı işler. Cevriye, Tevriye kardeşleri uzay boşluğuna fırlatınca biraz zorlansam da rahatladım. Lakin bana gelen konuklar rahatlayamıyor. Merdivenleri oflaya poflaya çıkıp kapıya gelince ilk tepkileri iki şekilde oluyor: "Asansörlü bir eve taşının" ya da "Buraya bir asansör yaptırın". Peki, verelim siparişi. İşte komşu olduğunu bilmediğim komşudan da pazar arabası edinme aklını aldıktan sonra eve döndük. Hava güneşli idi, kırmızı kod yine şaşaladı diyerek aldıklarımı yerleştirdim ve hazırlanmaya başladım. O sırada dışarıdan sesler gelmeye başladı. Mahallemiz bir inşaat Cenneti olduğu için kepçe, dozer falan çalışıyor diye düşündüm. Fakaat apartmandan dışarı çıktım ki yağmur başlamış, o duyduğum da gök gürültüsüymüş. Yürümekten cayıp taksiye bindim. Şemsiyeye izin veren bir yağmurla buluşma yerine ulaştım. Ve fekat yarım saat sonra gök delindi. Arkadaşlar çılgın yağmur yağarken üstü kapalı bir mekanda ağaçlara, çiçeklere, denize ve manzaraya bakarak oturmak keyifli oluyor. Tepeme inmedikten sonra yağmura tahammül edebiliyorum. İki saat sonra yağan ben değildim kardeşler diyerek huzurdan çekildi, yerini güneşe ve Beydağları'nı okşayan bulutlara bıraktı:

Asansöre binmeden önce


Asansörde (Biri camları silse iyi olacak :)


Yağmur sonrası
Güzel şehirsin be Antalya

Şehrimizde Tiyatro Festivali'nin başladığını yazmıştım bir önceki postta. Bu yıl tek bir gösteriye bilet almıştım, Barcelona Flamenco Ballet topluluğunun "Carmen" gösterisine. Aman ne kadar iyi etmişim, şahane bir akşamüstüyle başladık şu aşağıdaki manzaraya karşı kahvemizi içerek:


Sonra Yat Limanı'na indik ve açıkhavadaki Marina Sahne'de yerlerimizi aldık. "Carmen"i hem opera, hem bale olarak izlemiştim daha önce ama bu seferki olağanüstüydü. Carmen'i hemşerileri aracılığıyla flamenko tarzında seyretmek muhteşemdi.



O kadar beğenildi ki selam bölümü ayakta alkışlanarak yarım saat sürdü.

Gelelim bugüne, saçlarımı boyatmak için kuaföre gittim ve şuncağızları gördüm, sizleri de mahrum etmek istemedim 😊


Analı-babalı büyüsünler diyeceğim ama baba meçhul ve belli ki tekir. Bahar tadında geçsin günleriniz 💜


 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder