Sabahtan beri fotoğraflara bakıyorum. Gerek fotoğraf makinesi, gerek telefonla çektiğim tüm fotoğraflar yılına ve ayına göre arşivlenmiş olarak bilgisayarımda yüklüdür. Önceleri tab ettirip albümlere de diziyordum, şimdilerde bıraktım bu alışkanlığı, çünkü hem tab işi çok pahalandı, hem de artık geride çok fazla basılı fotoğraf bırakmak istemiyorum. Bitpazarları mirasçıların elden çıkardığı sahipsiz fotoğraflarla dolu, sonumuz benzemesin.
Çocukluğumdan beri düşkünüm fotoğrafa, hem çekmeye, hem çektirmeye. Hele çocukken özel bir gün olmasın; düğün, nişan, sünnet sülalenin albümlerini bir karıştırsanız, hepsinde bir yerlerden çıkarım. Ayol bırak da birinci derece yakınlar biraraya gelsin değil mi, yok illa ben de gireceğim araya. Dayımın düğününde ilkokuldaydım, düğün sonrası akrabalarla çekilen fotoğrafların hepsinde hilafsız ben de varım. Bütün sülalenin çocuğuyum sanki, biri de senin ne işin var dememiş, seviyom sizi beni fotolardan kovmayan anamın akrabaları 😂 Esasen dayım hiç acımazdı ama muhtemelen gelin hanımın "Oçi Çorniye"sine dalınca beni görmemiştir. "Oçi Çorniye" ne alaka derseniz dayımla yengemin şarkısıymış, "Siyah Gözler". Bunu düğünün mihmandarına söylerken duymuş, eve gidince babama "Annemle sizin şarkınız hangisi?" diye sormuştum. Babam da yok öyle bir şey yerine "Lorke Lorke" diyerek benimle dalga geçmişti. Uzun süre "Lorke" ile nasıl dans ettiklerine kafa yormuştum, fotoğrafseverliğim kadar saflığımla da anılsam yeridir 😂 İşte aşağıdaki o fotoğraflardan biri, şu an kendimi dayımın düğününe ışınlıyor ve çiçek sepetinin yanından kafayı uzatıyorum:
Yaşım büyüdükçe stüdyoda çekilen fotoğraflara da davet edilmiştim. Gelin-damat, gelinin ya da damadın kardeşleri, annesi ve de ben, teyze torunu, ay seveyim kendimi, bütün düğünlerin Kamber'i 😂
İşin şakası bir yana, bugün fotoğraf arşivimi gözden geçirirken aklım bir yandan da yazacağım blog yazısındaydı, birden bir ışık yandı kafamda. Eski fotoğraflara bakmak da bir anlamda hayatı resetlemek değil midir? Pat diye 2010'a gittim mesela bugün ben, 15 yıl daha genç oldum, sıfırlamasam da gerilettim. Baktım durdum yaşadıklarıma, kimini yeniden yaşadım, kiminiyse hatırlayamadım. Dolu bir yılmış 2010, düğünler, nişanlar, seyahatler, kutlamalar, uzak-yakın arkadaşlarla buluşmalar. O yıl evlenen kuzenlerin şimdi ortaokula başlayan çocukları var. Sık yapılan buluşmalar seyrelmiş, herkesin derdi başından aşmış. Kimileri başka bir aleme gitmiş, kimileri de bizleri hayatından resetlemiş. 2010 İstanbul'u ile en son gittiğim 2024 İstanbul'unu karşılaştırdım şöyle bir, çok şey değişmiş. Didim'e ve Bozbük'e gitmişiz örneğin, Haydar Koy diye bir koyda olağanüstü güzellikte fotoğraflarımız var, şimdi gitsem o koyu aynı güzellikte bulur muyum acaba, hiç sanmıyorum.
Antalya'ya gelirsek, o da her sabah kendini resetleyip gece o yağmurları indiren, fırtınaları koparan değilmiş gibi güneşi yerleştiriveriyor gökyüzüne. Bir tek alerjim kendini resetleyemedi. Kısmet diyelim, ilaca, spreye, ıhlamura devam edelim.


Ben de çok seviyorum dönüp eski fotoğraflara bakmayı. Hatırladıkça mutlu oluyor insan güzel anıları. Eskiden kocaman aile albümleri olurdu, bakarken fotoğrafın anısını anlatırdı büyükler, masal gibi gelirdi. Dijital olunca aynı hissi vermiyor bana ama fotoğraf sayısı arttıkça yapacak pek bir şey yok maalesef. Yine de arada çok sevdiğim fotoğrafları seçip çıktısını alıyorum :)
YanıtlaSilSıcacık oldum yazını okuyunca bu da resetleme sayılır degil mi donmuştum dışarıda, ne tatlısın ya😘
YanıtlaSil