Geçirdiğim hastalıkların günlük tuttuğuna karar verdim. Ayı, günü geldi mi, "Hah!" diyorlar, "Leylak bu ay hasta olmuştu, gidip tekrar musallat olalım". İlkokul 1'de aşı konusunu işlerken ünite dergimizde bacakları olan bir mikrop Ali isimli çöpten çocuğu kovalarken çizilmiş bir resim vardı. Mikrop bir yandan koşar, bir yandan da, "Ali'yi tutayım, Ali'yi yakalayım, hasta edeyim" diye bağırırdı. Bir sonraki karede ise ayaklı bir şırınga mikrobun karşısına geçer: "Ali'yi tutamazsın, Ali'yi yakalayamazsın, çünkü Ali'yi aşıladım ben" derdi. Benim mikroplar da günlüğe bakıp "Ayy ne mutlu, Şubat gelmiş. Leylağı tutayım, Leylağı yakalayım" diyerek yola çıkıyor ve de yakalıyor inan olsun. Hadi bu yıl ayaklı şırıngayı koluma batırtmadım bir işe yaramıyor diye ama geçen yıl vardı ve Şubat ayında o güne kadar geçirdiğim en berbat influenza+domuz gribi+covid karışımını yaşamıştım. Şırıngalara da güven kalmadı. Uykuda olmadığı saatler dışında sigarayı peşpeşe ekleyen emmiler gibi hırıl hırıl ötüp öksürüyorum. İki gecedir uyku uyumayınca sabah ilk işim en sevdiğim ve en güvendiğim doktordan randevu almak oldu. Yarın sabah emir ve görüşlerine hazır olacağım. Ve ne yazık ki yine bir tiyatro bileti ve belki bir konser bileti ziyan olacak.
Neyse en azından henüz yatak-döşek moduna geçmedim, kâh uzun, kâh kısa oturarak idare ediyorum şimdilik. Fırsat bu fırsattır diyerek sürekli kat çıktığım kitap kulelerini eritmeye çalışıyorum. Kaptanımın doğum günü hediyesi "Bahçıvan ve Ölüm"ü bitirdim. 20 yıl öncesine dönüp annem hasta yatağındayken yaşadıklarımı hatırladım. Bir yerde ilaç adının bile aynı olduğunu okuyunca gözyaşlarıma engel olamadım. Hastanın ne hissettiğini ve başındakinin ne yaşadığını deneyimleyince kitap iyice koyuyor insana. Lakin kitap öyle ustalıkla, öyle şiirsel kotarılmış ki hüzünle karışık bir zevk bile alıyorsun. İki günde bitirince pek çok sevdiğim Jhumpa Lahiri'ye geldi sıra. Ben yazarı "Saçında Gün Işığı" ile tanımış ve çarpılmıştım kitaba. Sonra diğer kitaplarını da (birini sahaftan hatta) okudum. Şimdi elimde olan "Roma Hikayeleri"de dahil hiçbiri "Saçında Gün Işığı"nın hazzını vermedi, oysa hepsi çok iyi kitaplardı ama işte yemeğin en lezzetlisini ilk önce yiyince diğerleri o kadar tat vermiyor. "Roma Hikayeleri"ni çok severek okuyorum. Özellikle uzun bir öykü olan "Merdivenler"i çok sevdim. Kitabın son bölümüne geldim ve bitmesini istemeyerek okuyorum kalan öyküleri de. Araya bazen çerez niyetine grafik roman alıyorum, Fırat Yaşa'nın "Tepe"sini. Mutfakta olduğum saatlerde de Rober Koptaş'ın "Unufak"ını dinliyorum Storytel'den, insanı da unufak eden yaşamlar.
Oscar filmlerini "Marty Supreme" dışında izleyip bitirdim. Hatta en iyi film adayları dışında oyuncu adaylarının oynadığı filmleri de çıkardım aradan. Ne diyeyim çoğundan nefret ettim, bazılarına "Eh!" dedim, iki-üç tanesini de sevdim. Tören yaklaşırken adaylarımı açıklarım. Malum yine şeref konuğu olarak katılacağım. Şimdi hangi kostümü giysem derdindeyim. Film dedim de, iki gün boyunca Netflix'de bir İtalyan dizisi izledim, 45'er dakikalık 6 bölüm: "Ailemin Hikayesi". İçindeki hüzne rağmen insanı yormadan hoşça vakit geçirten hoş bir diziydi. Başrol oyuncularından birinin Ferzan Özpetek filmlerinden aşina olduğumuz ve çok sempatik bulduğum Eduardo Scarpetta oluşu da bonusuydu.
Birkaç gündür apartmanda kötü bir koku vardı, sebebini bulamadık bir türlü, sonunda yöneticimiz bodrumdaki pis su borusunun çatladığını fark etmiş, kokunun oradan geldiğine karar verip tamir ettirdi. Lakin koku geçmedi. Dün bir adam tutuldu bodrumun temizlenmesi için ve bilin bakalım ne çıktı. Tahmin etmişsinizdir, yazarken bile çok üzülüyorum, eski eşyaların arasında bir kedi ölüsü. Ağzından kan geldiği için fare zehiri falan yediğini düşünüyorum. Kimsenin bodruma girip çıktığı yok esasen, oraya fare zehri konmuş olacağını da sanmıyorum, çünkü apartmanda hiç fareye rastlanmadı. Muhtemelen dışarıda hainin biri zehirledi o da komşunun delikanlı oğullarının sürekli açık bıraktığı apartman kapısından girip bodruma sığındı ve orada öldü. Gün boyu canım sıkıldı, eğer biri gerçekten zehirlediyse Allah onu nasıl biliyorsa öyle yapsın.
Şuna değmiş, buna değmemiş derken epey uzun yazıvermişim. Eğer yorduysam aşağıya bir bank bırakıyorum, kadraja girmemiş ama deniz manzaralıdır, oturup dinlenebilirsiniz. Güneşli günler dileğiyle...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder