.

.
.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

OKUMA HALLERİ

Görsel: Buradan

Bugün bütün günü tembellik ederek ve kitap okuyarak geçirdim sayılır. Gönlüm şu Leonard Campbell tablosundaki gibi Jane Austen kadınları modunda, şık şıkırdım, fırfırlı-kırmalı giysiler içinde, saçlar zapt-u rapt altına alınmış, elimde ciltli kitabım kah okuyarak, kah malikanemin geniş pencerelerinden çimenlik bahçeyi seyrederek, kah dimdik koltuğumda tarzımı bozmadan kedim kucağımda, şalım omzumda estetik şekerlemeler yapmak isterdi ama heyhat...

Görsel: Buradan

Ben ancak Joseph Lorusso'nun keyif ehli, rahat görünümlü, kırmızı burunlu hatunları gibi üzerimde eşofmanlarım, saç baş bir yanda, kanapeye yangelip bazen okuyarak, bazen açık pencereden giren esintiyle şıngırdayan rüzgar çanının ninnisiyle resimdeki gibi uyuklayarak Hüsnü Arkan'ın "Menekşeler Atlar Oburlar"ını bitirmeye çabaladım. Eli kulağında bitti biter. Ha arada silkelenip pişerken çıkardığı koku pişmiş halinin lezzetinden daha çekici olan bir tencere biber dolması yaptım o kadar. Bu Pazartesi de böyle yaşansın ne yapalım...

6 Mayıs 2012 Pazar

YÜRÜDÜK


Uzuuun, upuzun bir yürüyüş yaptık bugün, hava sıcak ve nem oranı çok yüksekti. Yürürken pek farkına varmadım ama eve gelince pestil gibi serildim. 

Bugün hep falezlerin üstünden seyrettiğimiz denizi daha yakından görelim diye varyantı inip sahile, Beachpark'a gittik. Dalgalıydı ama büyük bir kısmı turist nüfusu olmak üzere epeyce denize giren vardı. Ayrıca hemen girişte sanırım uluslararası düzeyde bir okçuluk şampiyonası vardı, tribün ve saha hazırlanmış yarışma devam ediyordu, oldukça kalabalıktı.


Atlı polisler de devriye gezmekteydiler. Atların güzelliğine hayran oldum, bir hayvan bu kadar mı estetik olur.


Varyanttan iniş ve sahildeki uzun yürüyüşün ardından soluklanmak için dalları çadır misali gölge vermiş, kıpır kıpır yapraklı bir çınarın altındaki masaya yerleştik. Çaylar evdeki tadı taşımasa da Sait Faik'in öykülerine eşlik etti herşeye rağmen.


Yeterince dinlendiğimize karar verince yürüyüşe devam ettik. Bahar coşmuş Antalya'da, lakin sıcaklar da geldim geliyorum diyor, ay sonuna kadar idare ederiz ama sonrası zor. o zaman ver elini Ankara.


Güllerin rengine bayıldım.


Bu güzel sarı çiçeklere selam çakarak yürüyüş yönünü falezlerin üstüne çevirdik, Yaklaşık 100 basamaklı bir merdiveni tırmanıp diğer parka çıktık, uzun bir tur da burada atıp ikinci molayı verdik. Park gelin kaynıyordu. Tam 6 tane saydım; neredeyse hepsi çok gençti, damatlar da. Hevesli hevesli poz veriyorlardı. Ne diyeyim Allah tamamına erdirsin, mutlu etsin. Onlar ersin muradına, biz çıkalım kerevetine.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

HAZIR MI DİLEKLERİNİZ?


Hıdırellez için gül ağacınızı hazırladım, hepimiz için dileklerimi astım. Varsa ekstra bir dileğiniz ilave ediverin bir zahmet, ben onları yarın manilerle suya atarım:


Parayı astım dala
Yâri sordum sağa sola
Yarın Hıdırellezdir
Hepimize mübarek ola

***
Su başında su tası
Gümüştendir kurnası
Bugün dilek tutanın
Kabul olur duası

Efendim gelelim dünkü Pop&Jazz konserine, diyecek bir laf yok muhteşemdi.


Şef Tolga Taviş yönetimindeki Antalya Devlet Senfoni Orkestrası vokallerde Sibel Gürsoy ve Aydın Kahya'ya eşlik ettiler. İki harika ses salonu dolduran izleyicilere unutulmaz anlar yaşattı. Bu şehirde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum, tüm dilekleriniz kabul olsun deyip kaçıyorum...

Üstteki güllü görsel: Buradan

4 Mayıs 2012 Cuma

KENDİME NOT


Bugün yapılacaklar:

-Yukarıdaki kulenin en üstünde duran "Zeval"in son 20 sayfası okunup bitirilecek akabinde "Olmayan"a başlanacak.
-3 haftada bir "ben buradayım" diye ortaya çıkan beyazlardan kurtulmak için bıkkınlık verse de kuaföre gidilecek.
-Kuaför sonrası market alışverişi yapılacak.
-Yemek pişirilecek.
-Yağmur yağmayacağına kanaat getirilirse çamaşır yıkanacak.
-Tamirden gelen iki dolap çekmecesi yerleştirilecek.
-Vazolarda kuruyup kalan, atmaya kıyılamayan leylaklar tasfiye edilecek.
-Bütün bunlara sık sık ara verilip bilgisayar başına oturulacak, çay, kahve, gazoz, ayran, limonata içilecek... dersem de inanmayın, sadece kahve içilecek:)
-Ve büyük ve şahane final: Akşam Senfoni orkestrası eşliğinde "Pop Jazz" konserine gidilecek.

Behlül kaçar...

3 Mayıs 2012 Perşembe

İĞDE


İğde; Yenimahalle, çocukluğum, ilk gençliğim, okuduğum okulun arka bahçesi, kaldırıma taşan çiçekli dallar, altında oturduğumuz taş duvar, Tayfun'un çaldığı gitar, "Çarşamba'yı sel aldı" türküsü, esriten koku, Ulukışla, dedemin bağevi, koca bahçeyi dolanan çitler, arıktan akan suya düşen kırmızı meyveler, dudaklara yapışan unlu tat, damağa batan sivri çekirdekler, yerken çalıştığım dersler, vazoda baharı müjdeleyen demet, dışarda  Hıdrellez coşkusu...

Çiçeklenmiş bir ağaç bunca şeyi nasıl hatırlatır insana?

Sokaklarda düş gibiyim
Ne içerde bir karanlık
Ne dışarda yalnızlığım
Küçük çocuk elleriyle
Bir sele çakıldakta
Pamuk sağar aydınlığım

Ağaçlarda sıcak iğde
Çekirdeği kıpkırmızı
Yılan gözü akar sanki
Akşam iner yüreğime 

Özer ARABUL

2 Mayıs 2012 Çarşamba

TADİLAT KOMBİNİ


Evde ufak çaplı bir tadilat var. Ufak çaplı da olsa üç gündür ortalık ayakta. Geveze bir usta hem çalışıp hem konuşuyor, kafa beyin bırakmadı. Odaya kaçtım, kendime kombin yaptım:))

Kitap: Zeval/Nihan Taştekin
Ajanda: Yazarlar Ajandası
Ayraç: D&R
Vazo: IKEA
Çiçek: Muhteşem leylaklar, bahçeden
Fincan: Casa Club
Çay: Doğadan büyülü bohça, yaseminli yeşil çay
Müzik: Fatih Erkoç/Babamdan Miras albümü

1 Mayıs 2012 Salı

AĞAÇLI YAZI



Elimde iki poşetle alışveriş merkezinden çıkıp buhar gibi tüten sıcakta servis bekleyen kalabalığa karışıyorum. Çok geçmeden servis geliyor. 10 kişi kadarız, doluşuyoruz aceleyle yer kapmak için. İçerisi dışarıdan da sıcak, servisin kalkmasına 15 dakika var. Şoför içeri girip şöyle bir kolaçan ediyor etrafı, önceden tandığı belli olan yaşlıca bir çifte torunlarını soruyor sonra diğer şoförlerle laklak etmek için iniyor. Kapının hemen yanındaki tek kişilik koltuğa oturduğum için rahatım, etrafı incelemeye başlıyorum. Açık kapıdan eli bastonlu yaşlı bir hanım içeri girmeye çalışıyor, yüksek basamaktan dolayı zorlanıyor. Solumda oturan çiftin erkek olanı hamle edip yardımcı oluyor binmesine. Bastonlu hanım yerine yerleştiriliyor ve çift aralarında sohbete başlıyorlar. Kadın izlediği TV programında gündelik küçük iyiliklerin kırk yılda bir yapılan büyük iyiliklerden daha önemli olduğunun anlatıldığını söylüyor. Kocası "o zaman bana iyilik yap sen devamlı, sevaba girersin" diyerek gülüyor. Karısı sulandırma dercesine koluna vuruyor ve devam ediyor, geçen gün bindiği dolmuşta elleri poşetli bir kadına yardımcı olduğunu, kadının buna çok dua ettiğini, bu yüzden çok huzur duyduğunu anlatıyor. Eşi yine gülüyor, "Mübarek kadınsın yahu" diyor, "sen benim Hüsnü M.übarek'imsin". Gülüşüyorlar birlikte. Derken servis hareket ediyor, şoför kontağı çevirir çevirmez arkasında oturan hanımlarla muhabbete başlıyor. Ellerinde ve poşetlerinde çiçekler var kadınların; gül, ortanca, sardunya. "Çiçeklerde indirim mi var hanımlar?" diyor şoför, "ortancanın en güzelini kapmışınız, bize birşey kalmamış". Onların neşeli sohbeti devam ederken toplu taşıma araçları eğlenceli yerler, günde bir kez binsem bir ayda bir romanlık konu çıkarırım diye düşünüyorum. Çalışan klima minibüsün sıcağını hafifletirken baharla coşmuş ağaçları seyrediyorum camdan, çiçeklenmiş iğde bile görüyorum ve kokusunu hayal ediyorum. İneceğim yere geldiğimde aklım hala ağaçlarda, en çok da fotoğraftaki yalancı orkidelerde, dilimde Cahit Irgat dizeleri sokağın sıcağına çıkıyorum...

"Ağacım, dört kol çengi kıyamet
Her dalımda bir memleket
Uzar kollarım uzar
Taşımda toprağımda bereket
Köklerimden başlar hürriyet
Bana çarptıkça anlar
Yağmur yağmur olduğunu
Rüzgâr, rüzgâr.

Taşımda toprağımda kıyamet
Köklerimden başlar hürriyet"