.

.
.
KİTAP 2023 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KİTAP 2023 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2023 Cuma

TEMMUZ OKUMALARI / 4 AĞUSTOS

Ağustos'unuz kutlu, her gününüz mutlu olsun sevgili takipçilerim. 

Bu aralar sadece kitap okuyabiliyorum, ne film, ne dizi. Odaklanamıyorum, sıcaklardan olsa gerek, olsun varsın sonbaharda ve kışın misliyle telafi ederim. Okuduğum kitaplara ilaveten bir de dinlediğim kitaplar var ki Storytel'e bu anlamda şükran borçluyum. Yaptığı zamma bile kızamadım, zira suyunu çıkardım dinlemenin. Almayı düşünmediğim kitapları, uzak geçmişte yazılmış olanları, baskısı bitenleri, okuyup unuttuklarımı, şiirleri dinledim de dinledim. Yemek, temizlik sayesinde sıkıcı şeyler olmaktan çıktı. Bazı yemekleri kitapların kahramanlarını hatırlayarak yiyorum artık 😀

Temmuz ayını 10 kitap okuyarak, 9 tane de dinleyerek kapattım. Bakalım nelermiş onlar:


-Uğur Deveci'nin "Buzdan Top"unu kitap zevkine güvendiğim bir genç arkadaşım sayesinde okudum, iyi ki de okumuşum. Yeni bir yazar tanımış, çok da güzel bir kitap okumuş oldum. İçiçe geçmiş yaşamları, her birinin ayrı ama bir yerde kesişen öyküleri ile çok fazla kahraman vardı bu kitapta. Ama asıl kahramanı sorarsanız buzlar ve parmaklar diyeceğim, demekle kalmayacağım okumanız için ısrarcı da olacağım. Yazarın yeni kitabını da merakla bekleyeceğim...

-Büyülü gerçeklik dendi mi bende akan sular durur. "Arıların Uğultusu" bu aralar sosyal medyada çok fazla yer aldı, haliyle kitabı edindim ve okudum, iyi ki. Çok sevdim. Morales ailesi, dadı Reja ama en çok vaftiz oğulları Simonopio ile arıları hatırımdan hiç çıkmayacak. 

-Nezihe Meriç'i çok severim, "Alacaceren"i de bu sevgiye dayanarak aldım. Kitap Bengi'yi, kız kardeşini ve dedesini anlatıyor ama öyle karışık bir süreçte gidiyor ki ne olup bittiğini tam olarak algılayamıyorsunuz. Esasında güzel olabilecek kitap da bu karışıklığa kurban gidiyor. Kısacası yazarın en iyi kitabı değil, okumasanız da olur...

-Gürsel Korat'ın yıllar önce iki kitabını okumuş, konularını dahi unutmuştum. "Unutkan Ayna"yı Banushka soktu aklıma "Geri Döndüğüm Yerler" isimli kitabıyla. Bir süre temin edemedim kitabı, neyse ki Everest tekrar basmış da okuma fırsatım oldu ve çarpıldım adeta. Kitap 1915'de, Nevşehir'de, sabaha karşı Çerçi Boğos'un öldürülmesi ile başlıyor. Zaten daha ilk sayfadan olacakları tahmin edebiliyorsunuz. Ermeni tehciri üstüne yazılmış en çarpıcı kitaplardan biri. Okuyun derim...

-"Dünyanın Öteki Yüzü" Meltem Dağcı'nın İthaki Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı. Bilim kurgu tarzında yazılmış ilginç öykülerden oluşuyor. Bilim kurgu çok tarzım olmasa da yazarın kadın sorunları ve haklarını bilim kurgu ile kaynaştırarak oluşturduğu öyküler çarpıcı. İlginizi çekecektir...

-"Çok Yalan Söyledik" daha önce üç kitabını okuduğum Zeynep Göğüş'ün son kitabı. Benim için en önemli yanı da Ankara'da geçiyor olması, hatta bir Ankara kitabı olması. Üstelik kuşakdaş olmanın getirdiği bir ortak yakın tarih de söz konusu. Çok severek okuduğum kitabı Ankara severlere ve kuşakdaşlarıma özellikle tavsiye ediyorum. 

-"Can Kırığı" isimli Türkçe'de yayınlanan ilk kitabını severek okuduğum Akira Mizubayashi'nin yeni basılan "Bin Yılın Aşkı" da en az diğeri kadar güzel ve tıpkı diğeri gibi içinden müzik geçiyor. Kitabın kahramanı "Sen-nen"in-ki anlamı "Bin Yıl" demekmiş-karısı Mathilde'ye, opera sanatcısı Clemence'ye ama en çok "Figaro'nun Düğünü" operasına duyduğu tutkulu aşkı okuyoruz kulağımızda musiki notalarıyla. Bu ayın en sevdiğim kitaplarından biri oldu...

-"Bir Roman Kadar Uzun" şair Behçet Necatigil'in kızı Ayşe Sarısayın'ın babası sayesinde hayatına giren ünlü edebiyat insanlarını, kendi çevresinden, artık bu dünyada olmayan dostlarını anlattığı sıcacık bir anı kitabı. Benim gibi Necatigil en sevdiğiniz şairlerden biri ise eminim kızına da yakınlık duyarak okuyacaksınız...

-"Tahta Kurdu" minicik ama tekinsiz bir kitap. Büyülü gerçeklik tarzı her zaman hoş şeyler vaat etmiyor bu kitapta olduğu gibi. Ölülerin ruhlarını taşıyan evler, kalplerine tahta kurdu girdi mi ne yapacakları belli olmayan kadınlar, büyüler, dualar var anlatıda. Türünün en cana yakın örneği olmasa da okunur...

-Ayın son kitabı Sinem Sal'ın da son kitabı oldu: "Behice'nin Yarım Kalan İşleri". Annesinin ölümünden sonra evin bahçesindeki gülün dibine gömülmüş Hıdrellez dileklerini bulan Ayşe Püren'in bu dilekleri annesi adına gerçekleştirip onun ruhunu huzura kavuşturmak için yaptıklarını son derece eğlenceli ve akıcı bir dille okuyoruz. Okuma konusunda bir tıkanıklık yaşıyorsanız idrak yollarınızı açmak için birebir bu kitap...

Gelelim dinlediklerime:


-"Aramızdaki Şey" Tomris Uyar'ın bir dizi hikayesinin toplandığı bir kitap. Tilbe Saran'ın seslendirdiği öyküler kırmızı ağırlıklı.

-Matsuo Baso'nun yazdığı, Turan Günay'ın seslendirdiği "Kuzeye Giden İnce Yol" haiku ustası yazarın Kuzey'e yaptığı seyahati konu alıyor. Uzakdoğu edebiyatına çok bayılmıyorum itiraf edeyim. Bu kitap da hiç hitap etmedi bana, kısa süreli olduğu için dinleyip bitirdim ama sevdim mi, hayır...

-Tanpınar'ı çok seviyorum, "Mahur Beste"yi uzun zaman önce okumuştum. Hafıza tazelemek açısından bir de dinleyim istedim. Murat Eken'in şahane seslendirmesi ile gerçek bir şölen gibi dinledim. Telefonumun zil sesi olan "Mahur Beste"nin bestekarı Refik Talat'ın da anıldığı kitabı dinleyin ya da okuyun derim...

-Polisiye çok sevmeme rağmen uzun zamandır Ahmet Ümit okumuyordum. Storytel'i karıştırırken karşıma çıkınca, üstelik işin içinde Beyoğlu da olunca ve yine Murat Eken seslendirince dinlemek farz oldu "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi"ni. Her zamanki gibi bir Komiser Nevzat polisiyesi idi ve Beyoğlu'nda işlenen bir cinayeti anlatıyordu. Murat Eken seslendirmese bu kadar ilgiyle dinler miydim bilmiyorum ama sevdim...

-Mehmet Atay'ın sesinden Hasan Hüseyin'in ünlü şiiri "Acıyı Bal Eyledik"i şiirsevengillerdenseniz mutlaka dinleyin derim. 

-"Theo'ya Mektuplar" uzun zamandır evde okunmayı bekleyen kitaplar arasındaydı. Storytel'de gezinirken karşıma çıkınca haydi dedim, önce dinleyim, eve dönünce bir de okur pekiştiririm. Seslendirmeyi Kubilay Tunçer yapmış, kulağıma hoş gelmedi. Yoksa Vincent Van Gogh'un çetrefilli yaşamını kendi kaleminden dinlemek iyi olacaktı, okumak şart oldu...

-Osamu Dazai Japonya'da en çok okunan yazarlardan, "İnsanlığımı Yitirirken" de en çok okunan kitaplardan imiş. Yazarın intiharlarla şekillenen kendi hayatından izler taşıyan "Yozo"nun yaşam öyküsünü-ki oldukça zor bir hayat-okumak/dinlemek ilginç oldu. Timuçin Esen'in seslendirmesi için ortalama diyeceğim.

-Hüseyin Rahmi Gürpınar'a bayılıyorum, ergenliğimi ve edebiyata bakışımı şekillendiren yazarlardandır. Kitaplarındaki humor, mahalle hayatının gözünüzün önünde rahatça canlandıracağınız tiplemeleri, günlük hayattan alınma konuşmaları ile her devirde okunabilme özelliği taşır. Yakınlarda kaybettiğimiz Bülent Yıldıran'ın muhteşem seslendirmesiyle bir kat daha güzelleşen "İki Hödüğün Seyahati"ni büyük bir keyifle dinledim. 

-Ve ayın son dinlemesi Bora Chung'un son zamanlardaki popüler kitabı "Lanetli Tavşan" oldu. Son derece grotesk, tekinsiz öyküler dinledim, zaman zaman ürkmedim desem yalan olur. Oyuncu Başak Daşman'ın seslendirdiği öyküler her şeye rağmen ilginçti...

Yeni kitaplarda buluşmak üzere...




3 Temmuz 2023 Pazartesi

HAZİRAN OKUMALARI / 3 TEMMUZ

Bayram bitiğine göre gündelik sade yaşamlarımıza geri dönebiliriz, bayramın diğer günlerden farklılığı bizim gibi ev kuşları için daha sıkıcı olması idi, yoksa emekliye her gün tatil, deliye her gün bayram. 

Haziran ayı Ankara yolculuğuna, yerleşme faaliyetlerine, üstüne 5 gün süren tadilata, ardından yapılan temizliğe, üç güren süren hastalığa, bayram telaşesine rağmen okuma açısından verimli bir ay oldu, sadece okuma değil Storytel'in eşlikçiliği de hayli kabarık olmuş Haziran'da. Neredeyse üç ay süren ataletten sonra şeytanın bacağını kırdığım için mutluyum, kutluyum. Gelelim kitaplara:


Yarısı bu ay, yarısı geçen ay okunan sonuncu kitabı da sayarsanız 14 kitap devirmişim Haziran ayında. Aferin bana. 

-Kazan doğumlu Rus yazar Guzel Yakhina'nın tamamen tesadüfî aldığım kitabı "Çocuklarım" biraz fazla uzatılmış olsa da severek okuduğum bir kitap oldu. Volga boylarında yerleşik Alman kolonilerinin hayatı, öğretmen Bach'ın yaşadıkları üzerinden anlatılıyor. Bir süre ders verdiği Katya ile evlenip onun elma bahçeli çiftliğine yerleştikten sonra başına gelenler ise Sovyet Devrimi'nin ilk yıllarıyla koşut. Karısı Katya'nın doğum yaparken ölmesinden sonra hayatını kızım dediği Ançe'ye ve sonradan aileye dahil olan Vaska'ya adayan Bach'ın maceralı ve biraz gerçeküstü yaşamını merak ediyorsanız bu kitabı okuyun derim...

-Ayfer Tunç ne yazsa okurum dediğim yazarlardan lakin "Kuru Kız"ın yayınlandığını öğrenince almak için çok istekli olmamıştım. Bir süre sonra dayanamadım ve elbette ki alıp okudum. Pek çok kişinin kitap hakkındaki görüşleri olumsuzdu, yazarın daha önceki edebi yönü yüksek kitaplarını bilince böyle düşünmeleri bir yerde normal denebilir ama gündelik hayatta karşımıza çıkıp görmezden geldiğimiz, çevremizdekilerin bizi aşağıladığını fark edip de karşı koyamadığımız durumları, insanların sinsiliğini, çıkarcılığını öyle güzel anlatmıştı ki söyleyemediklerimi yazmış diye düşündüm. Erkeklerin çok iyi anlayamayacağı bir kadın kitabı bence "Kuru Kız". Varsın diğerleri kadar güzel olmasın, her gerçek de güzel değil zaten...

-"Kayıp Çocuk Arşivi" ile tanımıştım Valeria Louiselli'yi ve çok sevmiştim, lakin ne daha sonra okuduğum "Dişlerimin Hikayesi", ne de "Kalabalıkta Yüzler" bana o kitaptan aldığım tadı vermedi. Romanını yazarken yaşamıyla hesaplaşan bir yazarın hikayesi "Kalabalıkta Yüzler". Bana çok hitap etmedi diyeyim, siz denemek isterseniz buyrun :)

-İsmini Yeats'ın bir şiirinden alan "Kırlangıçlar Gibi Geldiler" bu ayın severek okuduğum kitaplarından biri oldu. Annelerine çok düşkün iki erkek kardeşin çevresinde geçiyor roman. Üçüncü bir kardeş beklenmekte ve özellikle küçüğün kafasında bu nedenle soru işaretleri dolanmaktadır. Üstelik İspanyol gribi salgını vardır ve salgın o güzel aileye de musallat olacaktır. Hüzünlü ve sıcak bir öykü, okuyun derim...

-"Benzer Kuşlar Birlikte Uçar", Banu Dağıstan'ın bu deneme kitabını bana yazarın da arkadaşı olan çok sevdiğim genç bir arkadaşım armağan etti, şöyle bir karıştırayım diye başladığım kitabı bir solukta okudum. Normalde akıl veren, yol gösteren, çözüm dayatan kitapları sevmem, keza kişisel gelişim kitaplarına yaklaşmam bile. Lakin bu kitap öyle insana dayatmadan, sohbet eder gibi, bazı gerçekleri yabancı dillerden kelimeleri başlık alarak yazmış ki çok severek okudum, siz de okuyun, benzer kuşlarınızla birlikte uçun...

-Ayın mücevher kitaplarından biri de "Annelerin Kutsal Pazarı" oldu. 1900'lerin başında, İngiliz taşrasında geçen bu novella o yöredeki malikanelerden birinde hizmetçilik yapan Jane'nin-ki sonradan ünlü bir yazar olacaktır-ağırlıklı olarak bir gününü konu alıyor. Gizli bir ilişki yürüttüğü komşu köşkün varisi Paul Sheringham'dan gelen davet Jane'in hayatında büyük değişikliğe sebep olacaktır. Kitap konusundan ziyade dantel gibi işlenmiş cümleleriyle mest etti beni. Okuyun derim...

-Emir Çubukçu'nun "Yaban Hayvanı Koleksiyonu" bir öykü kitabı. uzun zamandır öykü okumaktan çok keyif almıyorum, istisnaları var tabii ki. Bu kitap için kötü diyemem, öykü seviyorsanız seveceksiniz ama okumasanız bir şey kaybeder misiniz, hayır tabii ki...

-Yıllar önce okuduğum "Acı Çikolata" benim en sevdiğim kitaplardan biridir, hemen akabinde filmini de izlemiş ve çok beğenmiştim. Tita aklımdan hiç çıkmayan roman kahramanlarından biri olmuştu. Bir gün Dost Kitabevi'nde yeni çıkanları incelerken bu eski dostla karşılaşıverdim: "Tita'nın Günlüğü". Üstelik kitabın formatı şahaneydi, el yazısıyla günlük şeklinde basılmış, fotoğraf ve resimlerle bir günlük havası verilmişti. Genelde internetten yapıyorum kitap alışverişlerimi ama o kadar cazip geldi ki kitabın formu, oracıkta satın alıverdim ve eve gelir gelmez de okumaya başladım. Esasen değişik bir şey yoktu, "Acı Çikolata"da geçen öykü bu kez Tita'nın gözünden, günlüğünde anlatılmıştı. El yazısının eğik ve ince oluşu okumayı zorlaştırsa, diğer kitap kadar haz vermese de bir koleksiyon kitabı olarak benim gibi kitap meraklıları için alınması ve saklanması gereken bir kitap olarak kitaplıkta yerini buldu. 

-Üstteki kitapla yanyana duran "Kara Geçmişim"i de almamam mümkün değildi tabii, "Acı Çikolata 3" yazıyordu kapağında. Lakin hayal kırıklığı oldu, sanki seriyi tamamlamak için yazılmış bir pembe dizi kitabı gibiydi. Tita'nın üç göbek sonrası yeğenlerinden Maria'nın yaşam öyküsünü anlatan bu kitaba bence hiç heves etmeyin, "Acı Çikolata" anılarınızdaki gibi kalsın. 

-Yazarı ilk okuyuşum, "Yüzücüler" özellikle ikinci yarısıyla tokat gibi çarptı yüzüme. Alice'i tanımaya başladığımız "çatlak" metaforlu ilk bölümü ilginç anlatımıyla sevdim, sonrası ise sorgulatıcı ve ürkütücüydü. Bakımevi olmasa da huzurevi deneyimini bir yakınında yaşamış, üstelik orada kalan kişi çok mutluyken sürekli başkalarından vicdan azabı pompalayıcı sözler işitmiş biri olarak gerek Alice, gerek kızı ile yakınlık kurdum. Okuması kolay ama sindirmesi zor bir kitap "Yüzücüler", tavsiyemdir...

-"Geceden Beri"yi "Everest İlk Roman Ödülü" almış bir kitap diye merak ederek atmıştım sipariş sepetine. Ne okudum, kim kimdi, niye Gece'ye böyle garip bir misyon verilmişti, annesi niye ikide bir konuya dahil ediliyordu bilemedim. Bir daha ödüllü kitap okumamaya yemin etmediysem de sanırım ihtiyatla yaklaşacağım. Kısacası hayal kırıklığı oldu, ben ettim siz etmeyin demesem de siz bilirsiniz...

-"Beş Kız Kardeş" hakkındaki düşüncelerim de farklı değil. Plajdaysanız, güneşlenirken vakti boş geçirmeyim diyorsanız ya da kafa dağıtıcı bir şey okuyayım, fazla zihnimi yormayım diyorsanız buyurun, kayıp dayısını arayan, Alzheimer hastası dört teyzeye ve Alzheimer'e ramak kalmış bir anneye sahip Cecilia'nın öyküsü tam size göre, yine de şu kitap pahalılığında işte buna ben ettim, siz etmeyin derim :)))

-"Acıyla Çarp Kalbim"in gerek ismini, gerek yazarını çok fazla duyup okuyunca okumazsam eksik kalırım gibi bir duyguya kapılmıştım. Kapılmasam iyiymiş. Kendi çocuğunu kıskanan bir annenin öyküsünü anlatıyor kitap. Kıskançlık gibi derinlikli bir konunun bu kadar basit anlatılışı hayal kırıklığı yarattı bende. Ne kitabı, ne kahramanları sevdim. Ödüllü kitaplara yanaşmama konusu da iyice pekişti bünyede...

-Ve Haziran sonu başlanıp Temmuz başı biten canım Nancy Huston'un okuduğum üçüncü kitabı olan "Şeytanın Çalgıları"na gelecek olursak Haziran'ı gerçek bir edebiyatla bitirdiğimi söyleyebilirim. Günümüzde ve 300 yıl öncesinde geçen iki farklı öyküyü içiçe geçirmiş Nancy Huston bu kez, insan her yazdığında bu kadar değişik temalarda mı oluşturur kitaplarını? Kitabın ana kahramanı yazar kadın kendi öyküsünü ve kendi hayatından hareketle annelerini doğum sırasında kaybeden ikizler Barbe ile Barnabe'nin öyküsünü anlatmış. Günümüzün kadın-erkek ilişkileri, babanın baskıcı yönü, hep kadına düşen kariyerden vazgeçme durumu, duygusal ve bedensel ilişkileri ile geçmişin dinsel baskısı, cadılık suçlamaları, hamilelik, istenmeyen bebekler ve çaresizlik hepsi geçmişten bugüne birbirine pas vererek anlatılmış, ana tema ise hep anne ve onun yoksunluğu. Bir "Fay Hatları" ya da "Ağır Ölüm" kadar olmasa da ilgiyle okudum. Bugüne kadar tanışmadıysanız Nancy Huston'a bi şans verin...

Gelelim Storytel dinlemelerime, bu ay gerek temizlik, gerek bayram hazırlıkları nedeniyle iş ve yemek yaparken bol bol dinleme fırsatım oldu, çoğunu da çok büyük zevkle dinledim:

-Storytel tercihlerim genellikle Osmanlı'nın son dönem yazarlarına kayıyor, çoğu eski Yeşilçam filmlerini andırsa da çok severek dinliyorum. Mehmet Atay, Dilber adında bir köle kızın yaşadıklarının anlatıldığı Sami Paşazade Sezai'nin "Sergüzeşt"ini o kadar güzel seslendirmiş ki kitabı dinlemedim adeta yaşadım. 

-Oktay Akbal'ın gençlik anılarını anlattığı "İnsan bir Ormandır"ın seslendirmesini Serhat Yiğit yapmış. İnişli çıkışlı ruh halleri, özellikle karısı ve kadınlar hakkındaki olumsuz ve maçomsu yorumları kitabı itici bulmama neden olup yazardan da bir ölçüde soğuttu. Yine de o devri anlattığı için ilginçti. 

-Memduh Şevket Esendal'ı çok severim. O'nu ilkokul yıllarımda, babama ait kırmızı deri ciltli "Otlakçı" isimli öykü kitabıyla tanımıştım. O kadar çok okudum ki o kitabı bazı kahramanların adı bile hala zihnimde kayıtlıdır. Sonraları yaşam öyküsü de dahil olmak üzere pek çok kitabını okudum, "Ayaşlı ve Kiracıları"nı radyodan skeçler halinde dinlemişliğim de vardır. Sanırım telif hakkı zamanaşımına uğrayınca bu aralar pek çok yayınevi yazarın kitaplarını ardarda basar oldu. Bir nevi "Küçük Prens" olayı :) Ben süreklilik olmaması nedeniyle "Mendil Altında" isimli öykülerini seçtim, birçoğunu daha önce okumuş olsam da ve Altay Çapan'ın seslendirmesiyle zevkle dinledim. 

-Araya bir de uzun şiir aldım, çok sevdiğim bir şiiri, Adnan Yücel'in "Yeryüzü Aşkın Oluncaya Dek" şiirini, Mehmet Atay o kadar güzel seslendirmiş ki Storytel'iniz varsa ve şiir seviyorsanız mutlaka dinleyin derim. 

-Yine dinleyecek öyküler ararken Sabahattin Ali'nin "Kırlangıçlar"ını buldum. MŞE'de olduğu gibi öykülerin çoğunu önceden okumuş olsam da Yüce Armağan Erkek'in sesinden severek dinledim, özellikle iki kez okuduğum "Ayran" öyküsü bir defa daha içimi sızlattı. 

-Polisiye sevmeme rağmen bu alanın piri Agatha Christie çok okuduğum bir yazar olmamıştı. Bu eksikliğimi polisiyelerini dinleyerek gidermeye çalışıyorum. En ünlü romanlarından "Doğu Ekspresinde Cinayet"i de Murat Eken'in şahane seslendirmesiyle dinleyince kendimi o trenin içinde, Hercul Poirot'un yanı başında gibi hissettim. 

-Şermin Yaşar'ın son kitabı "Deli Tarla" bana iş yaparken yorgunluğumu unutturan dinlemelerden oldu. Erkan Bektaş'ın seslendirdiği öykülerden kitaba adını da veren "Deli Tarla" sürprizli sonuyla epey güldürdü. 

-Nazan Bekiroğlu hiç okumadığım ama sağdan soldan çok sevildiğini duyduğum bir yazar olunca "Mücella"ya bir şans vereyim dedim. Bedia Ener o kadar güzel seslendirmiş ki Mücella'nın öyküsünü dinlemelere doyamadım. Kendinize bir yol arkadaşı ya da işlerinize yardımcı arıyorsanız dinleyin derim. 

-Kolaja eklemeyi unuttuğum bir kitap daha dinledim ve çok sevdim, yazarı Mine Söğüt'ün kendi sesinden dinlediğim "Kürt Kediler, Çingene Kelebekler" şahane bir Dolapdere öyküsüydü. Hayli de etkileyici idi. 

-Ve son olarak okumadığım bir Oğuz Atay kitabını dinleyerek seriyi tamamlamış oldum: "Korkuyu Beklerken". Yazarın öykülerini yine Murat Eken seslendirmiş. 

Oldukça verimli bir ay olmuş değil mi, darısı Temmuz'a ve diğer aylara...





2 Haziran 2023 Cuma

MAYIS OKUMALARI / 2 HAZİRAN

Kitaplar, iyi ki varlar. Her koşulda sığınacak liman. Bu aya iki seçimin heyecanı, ardından sonucu, Ankara öncesi yolculuk hazırlığı, bir hafta sonu gezisi, Ankara'ya varınca evin derlenip toparlanması derken yine istediğim miktarda okuyamadım ama olsun varsın, sonuçta bu bir yarış değil, ne okusak kârdır. 

Gelelim kitaplara:


-Bu ayın ilk kitabı Eudora Welty'nin "İyimser Babanın Kızı" oldu. Yaşadığı kasabada çok sevilen ve güvenilen bir yargıç olan babasının hastalığı ve ölümü nedeniyle doğup büyüdüğü eve geri dönen Laurel hem geçmişiyle, hem bugünüyle hesaplaşıp üstüne bir de babasının 2. eşi dengesiz Fay ile uğraşmak zorunda kalır. Amerikan taşrasını ve orada yaşayanları merak ediyorsanız okuyun derim. 

-Sandor Marai'den okuduğum üçüncü kitap bu, genel olarak Macar edebiyatını seviyorum. Marai ile tanışma kitabım sevgili arkadaşım Sevgi Can Yağcı'nın çevirisiyle "Bir Burjuvanın İtirafları" olmuştu. Ağır bir kitaptı, ilginç ama zor okunan. Marai ile beni barıştıran "İşin Aslı, Judith ve Sonrası" oldu, çok sevmiştim kitabı. "Buda'da Bir Boşanma" ise özellikle birinci bölümünde gereksiz tafsilat ve hukuki bilgilerle biraz yorsa da ikinci bölümde daha akıcı hale geldi. Kitabı okusanız da olur, okumasanız da kategorisine dahil ediyorum. 

-Demir Özlü pek takip ettiğim bir yazar değil, bence biraz kız kardeşlerinin, özellikle Tezer Özlü'nün gölgesinde kalmış. "Dalgalar" bir nevi seyahat günlüğü. Annesinin ölümünden sonra oğlu, Taylandlı gelini ve küçük torunu ile Tayland'a yaptığı seyahatte yaşadıklarını konuşur gibi anlatmış. Depresif bir ruh hali içinde geçmiş tatil, o yüzden okuyanı da biraz yoruyor ama benim ilgimi çekti. Gezi yazılarına meraklıysanız bir şans verin derim...

-Gerbrand Bakker benim çok sevdiğim bir yazar. Türkçe'de yayınlanmış iki kitabı; "Yukarıda Kimse Yok" ve "Dolambaç" sakin, usul usul akan bir su gibi anlatımıyla gönlümü çelmişti. "Berberin Oğlu"nu da çıkar çıkmaz aldım ve beni yanıltmadı. Diğerlerinden biraz daha farklı bir konu işlemiş yazar. Berber olan babası o doğmadan bir uçak kazasında ölen (daha doğrusu öldüğü sanılan) ve yine berber olan dedesinden dükkanını devralan Simon'un öyküsü bu kitap ve yazarın diğer kitapları kadar güzel. Okuyun derim...

Meltem Gürle'nin "Kırmızı Kazak"ı elime alıp ilk yazısını okuduğum anda daha önce okumadığıma pişman olduğum bir kitap oldu. Yazar kâh günlük hayattan, kâh okuduğu kitaplardan esinlenerek şahane denemeler yazmış. Mutlaka okuyunuz derim...

-Ve yine çok sevdiğim bir yazarın, "Fay Hatları"nı çok severek okuduğum Nancy Huston'un "Ağır Ölüm"ü. "Son Akşam Yemeği" tablosundan esinlenmiş bir öykü bu, bir Şükran Günü yemeğinde geçiyor. Uzun yıllardır arkadaş olan, bir kısmının birbiriyle ilişkisi olmuş sekiz arkadaş masa başında bir araya gelirler. Her birinin öyküsünde Tanrı olduğunu farzettiğimiz bir anlatıcı araya girerek her birinin ne zaman ve nasıl öleceğini bildirir bize. Kitap Vietnam'dan toplama kamplarına, Sovyetler'den Güney Afrika'ya, uyuşturucu sorunundan intihara pek çok günümüz dertlerini de arka planda konu ediyor. Bu ay en beğendiğim kitap bu oldu, mutlaka okuyun derim...

Bu altı kitabın yanısıra yarısından fazlasını okuduğum bir kitabım daha var, Guzel Yahina'nın "Çocuklarım" adlı hacimli ve bir o kadar da etkileyici kitabı ama bitirmediğim için onu önümüzdeki ayın yazısına bırakıyorum. 

Gelelim dinlediğim kitaplara. Spotify Mayıs ayında bana 4 kitapla hizmet sundu:


-Alejandro Zambra'nın okumadığım tek kitabı-ki yazarlar ve kitaplar hakkında denemeleri içeriyor-"Okumamak"ı  Murat Özgen'in sesinden dinledim, bence iyi ettim...

-Cem Akaş da ilk kez muhatap olduğum bir yazar oldu ve sanırım diğer kitapları da sıraya girecek, zira "Zamanın En Kısa Hali"ne bayıldım. Kısa kısa ve çok ilginç anekdotların birleşmesiyle oluşmuş bir kitap, roman olduğu söyleniyor ama bence türü konusunda bir kesinlik yok. Gökçe Eyüboğlu'nun sesinden dinleyin ya da okuyun derim...

-Nermin Yıldırım'ı çoğunuz biliyor ve seviyorsunuz. "Unutma Beni Apartmanı" ve "Dokunmadan"ı Deniz Yüce Başarır'ın şahane seslendirmesiyle dinleyerek tüm kitaplarını tamamlamış oldum. Çok da iyi ettim...

Yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle...


1 Nisan 2023 Cumartesi

MART OKUMALARI / 1 NİSAN

Upuzun ve sıkıntılı Mart ayı hoş izlenimler bırakmadan biterken kitap okuma konusunda da son derece verimsizdi. Elime aldığım her kitap günlerce süründü. Aksi gibi hep üzerinde düşünülerek okunması gereken, akmayan, ağır tempolu kitaplar seçmişim başlangıçta. Elbette deprem sonrası hepimizde oluşan olumsuz ruh hali de etkendi buna ama kendimi-Altay? Türkçesi ile anlatırsam-kalarda, koparda, hazarda, seferde yılmadan okuyan biri olarak nitelerdim, meğerse eskidenmiş çok eskiden. Alper Tunga ölmüş, acun ısız kalmış 😃

Elimdeki kitapların okunması uzayıp bir yerlerde tıkanınca çare polisiyede dedim, arka arkaya iki tane yuvarlarsam idrak yollarım açılır, birikmiş por-kireç temizlenir. Fena olmadı ama yine de istediğim verime ulaşamadım. Ne yapalım bu ay da tek derdimiz bu olsun. Gelelim kitaplara:

-Aya bir Türk yazarla başlamak istedim, methini duyduğum ve ilk kez okuyacağım bir yazardı Batuhan Aşıktoprak. İsmi bile edebî duygulara yol açıyor, elbet iyi bir şeyler yazmıştır dedim. "Alesta" günümüz İstanbul'unda geçen bir hikaye. Orta sınıf bir ailenin horoz döğüştüren bir babası, her şeye rağmen babaya sevgiyle bağlı bir annesi ve geceleri taksicilik yapan, kapağı yurt dışına atma derdinde olan yaşı kemale ermiş bir oğlu var. Ülkemizdeki pek çok aile gibi ekonomik sorunlarla boğuşup kıt kanaat geçinen bir aile bu. Sonra karşıya taşınan Suriyeli ailenin küçük oğlu sevilen komşu çocuğu kadrosundan dahil oluyor aileye. Bir de amca var, tam günümüzün adamı ve tuhaf bir de arkadaş. Dolardaki yükseliş kitabın önemli unsurlarından. Gündemi güzel dile getiren bir kitap olmuş, bence tanıyın yazarı derim.

-Sibilla Aleramo 20. YY.ın başlarında doğmuş bir kadın. Yaşadığı dönem düşünülürse "Bir Kadın" çağını aşan bir roman olmuş. Kendi hayatını özgürce yaşayan, kendi ayakları üstünde durmak isteyen bir kadını konu almış. Çağına göre oldukça feminist bir yaklaşımla. Lakin akıcı ve akılda kalıcı olmadı benim için, yine de yukarıda belirttiğim unsurlardan dolayı okunmalı derim. 

-Bu ay beni en zorlayan kitap Herta Müller'in "Yürekteki Hayvan"ı oldu. İnsanı hayran bırakacak kadar dolu ama bir o kadar da dağınık geldi. Kafamın çok karışık olduğu bir dönemde elime alışımdan kaynaklı sık sık takıldım ve bıraktım. Bu kopukluk da kitaptan arzu ettiğim zevki almamı engelledi. Sanırım sakin bir dönemde tekrar okuyacağım. 

-Yukarıda bahsettiğim gibi ayın ortasını geçtiğim halde üçüncü kitabımı zor-bela bitirince kendimi polisiyeye vurdum. Okuyan bir arkadaştan övgüsünü duyduğum ve bir süredir kitaplıkta bekleyen Tuna Kiremitçi'nin iki polisiyesini ardarda okudum: "Mezun Cinayetleri" ve "Perinin Ölümü". Karmaşık bir yapısı olmayan, katili tahmin etmekle etmemek arasında bocaladığınız, kolay okunan kitaplardı, en güzel sürprizi ise cinayetleri "Bacılar Timi" adı verilen bazen iki, bazen üç kadından oluşan bir ekibin çözmesi idi. Başkomiser Perihan'ı ve yardımcısı rasta saçlı Ayla'yı çok sevdim. Umarım devamı gelir. 

-Mart ayının son kitabı Herman Hesse'nin tabiriyle Altın Balık Magda Szabo'nun YKY tarafından yeni basılan "Abigail"i oldu. Daha sipariş verirken kitabın ilk gençlik çağı için yazıldığını biliyordum ama Szabo'nun yazdığı bir kitabı okumamam sözkonusu olamazdı. 450 sayfalık kalın bir kitaptı Abigail ama sanırım ergenlere yönelik diye düşünülerek iri puntolarla basılmıştı. Esasen ergenler karınca duasını bile okuyabilir. Yayınevlerinin ergenlerden ziyade 40 yaş üstünü düşünerek iri puntoları kullanması gerekir ama kağıt tasarrufu düşüncesi hakim sanırım, umurlarında mı okurların göz sağlığı. 

Kitaba gelecek olursak, dediğim gibi ilk gençlik kitabı. 15 yaşında olsam bu kitaba bayılırdım ama ne yazık ki değildim ve kafayı boşaltmak için okudum gitti. Asla bir Magda Szabo romanı tadı vermedi. Herhangi biri yazmış olabilirdi. Şirin bir yatılı okul öyküsü, arka planına ciddiyet dozu olarak İkinci Dünya Savaşı eklemlenmiş. Magda'ya benim kadar tutkunsanız okuyun, hatırı kalmasın ama bence ilk gençlik çağındaki kızlara armağan edin, daha çok hora geçer.

Bu ay okumadaki yetersizlik Storytel dinlemelerinde de kendini gösterdi. İki kitap dinledim. İlkini ilk basımndan okumuştum, aradan geçen zamanda unuttuğum yerler olunca hatırlama kabilinden tekrar dinlemek istedim Şükran Yiğit'in "Çatıkatı Aşıkları"nı. Hem hatırladım, hem de kitabın keyfine tekrar vardım. 

İkinci dinlemeyi de daha önce birinci kitabını dinlediğim Doğu Yücel'in ilginç kahramanı Mitat Karaman'ın ikinci macerasıyla yaptım: "Beter Ol Mitat Karaman!". Bu absürt roman da kafa boşaltma açısından faydalı, birincisi kadar olmasa da yemek yaparken iyi eşlikçi oluyor 😀

Bu ay düzenli olarak izlediğim üç dizi oldu, TV'lerde günlük akan dizileri kastetmiyorum. 6 Şubat depreminde yerle bir olan güzelim şehir Hatay'a olan acım hâlâ geçmiş değil. Bir vedalaşma gibi zamanında izlemediğim, Hatay'da geçen "Asi" dizisine verdim kendimi. 71 bölümlük, her bir bölümü iki saate yakın süren diziyi bitirmek neredeyse 1,5 ayımı aldı. Diziyi değil şehri izledim aslında, sokakları gösteren her karede ağladım, final bölümü ise tüy dikti. Uzun süre unutamayacağım sanırım, üzerime attığı keder hep benimle olacak. 

İkinci dizi Blu TV'de yayınlanan "Bozkır"ın ikinci sezonu oldu. 7 bölüm yayınlandı, haftada bir yeni bölüm geliyor. Komiser Seyfi ve Bahtiyar'ın baş rollerde olduğu iyi kurgulanmış, cesur bir polisiye, izleyin derim. 

Ve son olarak Netflix'in son Türk yapımı dizisi "Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?". Yıllar önce Perihan Mağden'in aynı adlı kitabını okumuştum. Ana hatları dışında detaylar çıkmış aklımdan haliyle. Niyet edip oturdum başına ama Allah sizi inandırsın bunaldım. Başlamışken bitireyim dedim, bir de dizinin pek çok bölümü Antalya'nın muhtelif yerlerinde çekilince ilginç geldi. Lakin karanlık, tekinsiz, bunaltıcı bir diziydi. Me.lisa Söz.en'in mumya görüntüsü, oteldekilerin "Ay çok güzel kız" nidalarıyla peşinde dolandığı, hiç de o kadar şirin bulmadığım kız çocuğu içimi baydı. Beğeneni çok, onlara mübarek olsun ama ben sevmedim...

Bu ay film izleme açısından da kısır bir ay oldu. Dört film izlemişim, daha önce kitabını da okuduğum, Netflix'de yayınlanan "İyi Adamın On Günü", Oscar adaylarından "Women Talking", geçen yıl Altın Portakal'da Nihal Yalçın'a ödül kazandıran "Zuhal" ve şahane İran filmi "Leyla'nın Kardeşleri". Haliyle en beğendiğim de sonuncusu oldu. 

Nisan ayı daha çok kitap, daha çok film, daha çok etkinlik, daha az acı ve sıkıntı getirsin dilerim...