.

.
.
Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2011 Salı

ERWIN OLAF CERMODERN'DE


Onca işimin arasında fırsat yaratıp gittim bu sergiye, iyi ki de gitmişim. Son yıllarda gördüğüm en iyi fotoğraflardı. İyiden kastım insanın içini açan, güzel görüntüler değil. Aksine çoğunlukla bir tokat gibi çarpıyor Erwin Olaf'ın fotoğrafları insanın yüzüne. Kimi zaman ürkütücü, kimi zaman korkutucu, donuk, ruhsuz. Ama özelliği ve güzelliği de buradan geliyor zaten. Sanki baktıklarımız fotoğraf değil de birer tablo, o derece muhteşem.
Erwin Olaf dünyaca tanınmış Hollandalı bir fotoğraf sanatçısı. Çeşitli başlıklar taşıyan seri fotoğraflardan oluşmuş bir portfoliosu var. Sergide fotoğraf çekmek yasaktı, bunları web sitesinden aldım. Cermodern'de sergilenenler nisbeten herkesin izleyebileceği türden, sitesine bakarsanız birhayli erotik serilerinin olduğunu da göreceksiniz. Bu sergide "Hope", "Grief", "Rain", "Royal Blood" ve "Paradise" serilerinden fotoğraflar gösterime sunulmuştu. Yukarıdaki "Grief" serisinden Sarah'ın portresi. Aşağıya birkaç örnek daha koyuyorum. Ankara'da yaşayan fotoğraf meraklıları sergi 30 Temmuz'a kadar sürüyor, görebilirsiniz. 


Yine "Grief" serisinden Barbara


  "Hope" serisinden The Kitchen


"Rain" serisinden The Boardroom


"Royal Blood" serisinden Sissi


"Paradise Portraits" serisinden Saskia

Fotoğraflar www.erwinolaf.com dan alınmıştır. Diğer eserlerini de bu sitede görebilirsiniz.

25 Şubat 2011 Cuma

YENİLENDİK


Tanışın haydi, bu Makbule. Dün akşam kızım ve oğlumun hediyesi olarak geliverdi.

Bundan böyle blogdaki fotoğrafları onun gözünden pardon objektifinden izleyeceksiniz. Böyle siyah, ciddi kostümler içinde gelince önce erkek sandık ama sonra farkettik ki kendisi şen-şakrak bir zenci hatun imiş. Evin diğer kadrolu elemanı Snoopy kendisini kokladı, büyüteçle inceledi ve zararsız olduğuna, üstelik hayli faideli bir alet olduğuna kanaat getirdi, bunun üzerine Dedem Korkut'u çağırdık, boy boyladı, soy soyladı, görelim ne soyladı: "Kızım, sen sahibin Leylak indinde hayli makbul bir makinesin, o sebepten bundan böyle şanın "Makbule" olarak yürüsün, adını ben koydum, kıymetini sahibin bilsin". Dedem Korkut'u etekleyerek yolcu ettikten sonra deneme çalışmalarına geçtik, makinenin şen-şakrak olduğuna da ondan sonra karar verdik, hazreti ayarladın mı güldüğün anda "şak" fotoğraflıyor seni. Ne demişler "Neşeli ol ki genç kalasın". Şimdi onu sıcak tutacak ve dış etkilerden koruyacak bir giysi arama çabasındayız. Malum kendisi sürekli olarak benim çantaların içinde seyahat edeceği için her an çanta muhteviyatının tacizine uğrama durumu sözkonusu, tedbir almak gerek. İlk makinem bir eldivenin içinde gezerdi, ikincisi göbekli olduğu için uygun bir giysi ayarlayamamıştık, bunun narin siluetine göre birşey bulabilme umudundayız.

Bu fotoğrafı eski makinem Bihter çekti (Bihter ismi Aşk-ı Memnu dizisi piyasada bile yokken eski bir mahalle arkadaşımın adından esinlenerek konmuştu, yanlış anlaşılmaya), biraz buruldu haliyle, kumayı kim ister. Teselli ettik, gönlünü aldık ve emekliye ayırdık. Her ne kadar kullanımdan kaldırsam da kalbimdeki yerini korumaya devam edecek, onunla ne özel ve güzel anlara imza attık biz, çok emeği var albümlerimde.

Ahval budur sevgili dostlar, Makbule ile çekilmiş fotoğrafların süslediği yeni yazılarda buluşma üzere iyi bir hafta sonu diliyorum...

28 Kasım 2010 Pazar

HAFTANIN SONU

Hafta sonundan yararlanıp bu defa kızkardeşle uzun bir yürüyüş yaptık. Amacımız uzun süredir her geçişimizde nereye çıktığını merak ettiğimiz Çankaya civarındaki merdivenli sokağa tırmanıp merakımızı girmekti. Ama öncesinde yolüstünde bulunan Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Galerisine uğramayı ihmal etmedik, ilgimizi çeken bir fotoğraf bir de resim sergisini gezdikten sonra yolumuza devam ettik. Yukarıdaki kolaj "Uzun Yolların Yolcuları: Romanlar" isimli fotoğraf sergisinden. AFSAD'ın öncülüğünde yapılan çalışma "Me Romis Sinom" yani "Ben İnsanım" üstbaşlığıyla çeşitli fotoğraf sanatçıları tarafından romanların gündelik hayatlarının fotoğraflanması ve kendi ağızlarından anlatılması şeklinde gerçekleştirilmiş ve çekilen fotoğraflardan 115 tanesi sergiye konulmuş. Kolaja tıklayıp büyüterek bakmanızı öneririm, zira çok hoş fotoğraflar var.

İkinci sergi Japon sanatçı Naomi Yoshida'nın "Su Mürekkebi Sergisi" idi. Geleneksel bir Japon resim sanatı olan su mürekkebi sanatı, su mürekkebi ve sulu boya kullanılarak yapılıyor imiş. Yukarıdaki de sanatçının "Mor Salkımlar" isimli eseri.

Sergiden sonra epeyce yokuş tırmanıp merak ettiğimiz merdivene ulaştık, onca yokuşun üstüne soluya soluya bir de merdiven tırmandık ve gördük ki hiçbiryere çıkmıyormuş, çıka çıka bildiğimiz Paris Caddesi'ne gelmişiz. Babamın anlattığı bir anekdot geldi aklımıza, bir arkadaşı dağcılığa heves etmiş bir tarihte, bir grup sırt çantaları ve diğer dağcılık malzemelerini yüklenip binbir güçlükle tırmanmışlar bir dağa. "Buraya başka çıkan var mıdır, ilk biz geldik galiba" diye sevinirlerken tepeye erişince ne görsünler çoluk çocuk bir kalabalık piknik yapıp eğleniyorlar. Meğer dağın öbür yüzünde çok kolay çıkılabilen bir yol varmış. Bizimki de o hesap oldu, "merak kediyi öldürür" diye boşuna dememişler, bizi de öldürmese de süründürdü onca yokuş ve merdiven.


Bu hafta sonuna sadece yürüyüş değil iki de film sığdırdım, ikisini de çok beğendim. "Cairo Time" ve "An Education". "Cairo Time" kocası Birleşmiş Milletler'de görevli bir kadının Kahire'de onu ziyareti sırasında yaşadıklarını, kocasının onunla ilgilenmekle görevlendirdiği yardımcısı ile arasında doğan duygusal yakınlaşmayı enfes Kahire görüntüleriyle sunuyor bizlere. Tareq rolündeki Alexander Siddig'in karizmasını da yabana atmamak gerekir filmi ilgiyle izletme konusunda.

"An Education" ise 16 yaşında bir liseli kızla 30 lu yaşlarını süren eğlenceye düşkün, girişken, karizmatik bir adam arasındaki yakınlaşmayı ve bundan doğan aile ilişkilerini konu alan hoş bir film. Bu hoşluğa Jenny rolündeki Carey Mulligan'ın gamzelerinin daha da arttırdığı sevimliliğinin katkısı büyük.

Şimdi tembelliği bırakıp kalkmam ve gelecek konuklarım için hazırlık yapmam lazım. İnsanın kendisinin yiyemeyeceği pasta ve börekleri yapması pek keyifli birşey olmasa da, kolay gelsin bana...

Not: Haydarpaşa Garı'nın bu yangından en zararla kurtulmuş olması en büyük dileğim...

9 Ocak 2010 Cumartesi

100 YÜZ

Bugün bir sergiye gittim, bir fotoğraf sergisine. Uzun zamandır bu kadar güzel ve anlamlı portre fotoğrafını birarada görmemiştim. Herbir portrenin karşısında ayrı bir hayranlık nidası çıktı ağzımızdan. Serginin adı "100 Fotoğrafla Türkiye'nin Yüz Haritası" idi. 100 fotoğraf sanatçısı Türkiye'nin değişik yörelerinden seçtikleri 100 kişinin portrelerini çekmiş ve bir Türkiye mozaiği oluşturmuşlar. Esasında her fotoğrafın ayrı bir öyküsü var ama bunlar sergiye yetiştirilememiş. Belki de daha iyi olmuş, her fotoğrafa bir öyküyü bizzat uydurmak belki hayal gücümüze katkıda bulunabilir.

Sizleri fotoğraflarla başbaşa bırakmadan (aslında hepsini çekip koyabilmek isterdim ama mümkün değildi tabii ki) serginin yerini ve tarihlerini belirteyim ve isimlerini burada zikretmeme imkan olmayan sanatçıları bir kez daha kutlayayım. Ankara'da yaşayan bloggerlere öneriyorum, kaçırmasınlar...

"100 FOTOĞRAFLA TÜRKİYE'NİN YÜZ HARİTASI"
Vakıf Eserleri Müzesi/Ulus-ANKARA
9 Ocak 2010-26 Ocak 2010 tarihleri arasında