.

.
.
Özel Günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özel Günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2013 Pazar

ÖĞRETMENLER GÜNÜ




Tüm öğretmenlerimin, öğretmen arkadaşlarımın, blogger öğretmenlerin-bu arada kendimin-Öğretmenler Günü'nü kutluyor, görevini layıkıyla yerine getiren öğretmenlere layık oldukları değerin verilmesini diliyorum...

14 Eylül 2013 Cumartesi

8 YIL




"Hem hiçbir mevsim ısıtmaz ellerimi anne gibi"
Birhan Keskin


Bizi bırakıp gideli 8 yıl bitti bugün. Hani ben küçükken uyutmak için söylerdin bu şarkıyı da dudağımı büke büke ağlardım ya, ben pek çok şarkıda seni anıp ağlıyorum artık...





Huzurla uyu annem


12 Mayıs 2013 Pazar

HİÇBİR MEVSİM ISITMAZ ELLERİMİ ANNE GİBİ*



Çocukluğumdan kesilen saçlarımı
geri istiyorum berberlerden
(anneme küstüğüm için oluyor bütün bunlar)
yüzümü ve dizlerimi bi koşu
kanatıp okulun bahçesinde
tekrar dönerim, hemen.
Büyüklere mahsus şeyler de konuşuruz
seninle istersen.

Yoruldum çok
kente ve sana durmaktan
öfkem ne sana ne de başkasına
üstelik geceden Marilyn Monroe
ve senin gözyaşın geçti
hadi barışalım.

Hem hiçbir mevsim ısıtmaz ellerimi
anne gibi
istersen kahve içip fal da bakarız yine
bana üç vakte kadar bir yolculuk görünür
belki ay doğar fincanda hanemize.

Alevi içine bakan bir mumum ben
derine kaçan bir anıyı istiyorum
berberlerden.

Birhan KESKİN


Huzurla uyu annem...
Annelerin, anne adaylarının ve kendini anne gibi hisseden tüm kadınların Anneler Günü kutlu olsun... 

*Kim Bağışlayacak Beni/Birhan Keskin
 



6 Mayıs 2013 Pazartesi

HIDRELLEZ BAHANE TEKNE GEZİSİ ŞAHANE


Sabahın köründe, kargalar bile bırak kahvaltı yapmayı henüz gözlerinin çapağını temizlemeden alacakaranlıkta düştük yola arkadaşlarla birlikte. İstikamet Yat Limanı, sebeb-i ziyaretimiz Hıdırellez idi. Esasında Hıdırellez bahane, hoşça vakit geçirmek şahane hesabıyla gerçekleştirmekteydik bu eylemi. Her görüşte yeniden hayran olduğum Yat Limanı sabahın ilk ışıklarıyla daha bir güzel miydi ne?


Beni diğer sosyal ağlardan takip edenler biliyor, dün Hıdırellezi modernleştirip kendim ve yakınlarım için dileklerimi küçük kağıtlara resmetmiştim yukarıda görüldüğü üzere. Onları vazodaki yapma güllerin altında uykuya yatırıp arkadaşlarım için de adımla uyumlu bir leylak dalına dilekler asmıştım fotoğrafla da olsa. Dilekleri aktardığım kağıtların hepsini yanıma alarak donanımlı gittim mekana anlayacağınız.


Aynı amaçla Yat Limanı'nı şenlendiren ve çoğunluğu kadınlardan oluşan bir kalabalıkla yukarıda gördüğünüz Kaptan Acar isimli tekneye yerleştik. Ürkmeyin canım, kaptanımız resimdeki kadar korkunç değildi :)

 

Teknedeki masalara yerleşip nevaleleri açtık, ayıptır söylemesi ben elim boş gitmiştim. Sağolsun arkadaşlar işin sırrına çoktan erdikleri için tam tekmil gelmişlerdi, memnuniyetle otlakçılık yaptım. Çaylar şirkettendi, plastik bardakta tekne çayı ama olsun varsın, "gurbette sıcak suyun bile faydası vardır" demiş atalarımız.




Kahvaltımızın bitmesine yakın güneşin ışıklarını da yanımıza alarak açıldık. Pürüzsüz deniz yüzeyinde buruşukluklar ve köpükler oluşturarak, iyot kokularını içimize çekerek güverteye yerleştik. 


Mendirekteki fenerde kayalıklara yerleşmiş başka bir Hıdırellez grubu vardı, attıkları dilek kağıtları denizin üstünde nazlı nazlı süzülmekteydiler.


Delik Kaya denilen bu bölge tekneyle yola çıkanların Hıdırellez dileklerini suya saldıkları bölge imiş, öğrendim. Malum ben bu konuda acemiyim, henüz çırak konumundayım. Seneye kalfa olurum inşallah :) Yukarıda gördügünüz tekne bizim ardımızdan yanaştı ve onun yolcuları da dileklerini Hızır ve İlyas babalara sunmakta.


Hıdırellez turu fazla uzun olmuyor, dolayısıyla sabahın makul bir saatinde Yat Limanı'na geri döndük, denize saldığımız dileklerimizin şerefine Tarihi İskele Simitçisinin bahçesinde çay bardaklarımızı kaldırdık. Görevimizi yaptık, işin esasında eğlendik, her daim cümlemizin gönlü şen olsun, dileklerimiz kabul olsun...

8 Mart 2013 Cuma

KUTLU OLSUN


Seven, sevilen, çalışan, üreten, ezilen, horlanan, değer verilen, önemsenmeyen, gülen, güldüren, öncülük eden, geriden gelen, insana insan diye bakan tüm kadınların ve hayatımda olan tüm güzel kadınların Kadınlar Günü kutlu olsun. Bu vesileyle, içinden geçenleri reklam spotlarındaki ruj sürüp sütyen takarak kadına verdikleri sözde  değeri vurgulayanlar gibi yapmadan içtenlikle şiire döken (ironi ya da gerçek) Asaf Hâlet Çelebi'ye de selam olsun derim:

KADINCIĞIM
oyluk kemiğimi çıkarıp
kendime bir kadıncık yaptım
ve bir şamar vurup
rafa oturttum

ben evden çıkınca
kadıncığım yemeklerimi pişirdi
söküklerimi dikti
ve akşam olunca
korkusundan
çıkıp rafa oturdu

geceleri kadıncığımın dizlerine korum başımı
ve üç kıl koparınca
uyurum

24 Kasım 2012 Cumartesi

8 Eylül 2012 Cumartesi

ÖZEL BİR GÜNÜN ARDINDAN


Hayli geç, yorgun ve başağrılı uyandım bugün güne. Sebebi dünkü telaşlı, stresli ve bir o kadar da keyifli etkinlikti. Minik yiğeni sabah bir sünnet kliniğinde kimsenin kimseye çaktırmamaya çalıştığı huzursuz bir bekleyişin ardından sünnet ettirdik, akşamına da evde küçük bir aile yemeğiyle sünnetten çok bu sıkıntıyı da üzerimizden atmış olmanın verdiği rahatlığı kutladık:) Sünnet çocuğu sabahki heyecanın ardından gevşemiş ama yine de tedbirli gelen hediyelerin heyecanına kaptırdı kendini, biz de yedik, içtik, konuşup gülüştük ve en çok da yorulduk:)

Hayatındaki zorunluluklardan birini daha böylece atlatmış dünya tatlısı yiğenime karşılaşacağı daha büyük zorunlulukları da bugünkü kadar kolay geride bırakmasını ve hayatın ona hep gülen yüzünü göstermesini diliyorum...

Not: Bu arada bir küçük duyurum olacak. Sevgili blogger arkadaşım, yoga eğitmeni Ece (Ece's Sun), "Baraka" adıyla kendi yoga stüdyosunu açtı. Yogaya ilgi duyanlar aşağıdaki linkten bilgi alabilirler:

1 Eylül 2012 Cumartesi

BARIŞ NEDİR SEVGİLİM


 barış nedir sevgilim
biliyor musun
bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken
halka açılamadan batan bir şirket
iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış
yoksa
hurdacıya söylediği son sözler mi
bisikleti vurulan bir çocuğun
söyle sevgilim
Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış
Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e
çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa

söyle sevgilim
de ki
tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış
saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati
ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melek
de ki
aptalların türküsü
oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış
dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde

de ki sevgilim
içine bayat pil konmuş el feneridir barış
fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların
barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan
kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir
barış
kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın
barış
halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde
açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış
patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada

bunların hiçbiri
hiçbiri değilse barış
söyle sevgilim
savaşın düş kurduğu yerlerde
hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcüktür
şu dillerden düşmeyen barış

Akgün AKOVA

Herşeye rağmen, hâlâ, ironik de olsa umutla; "Dünya Barış Günü"nüz kutlu olsun...

18 Ağustos 2012 Cumartesi

MUTLU BAYRAMLAR

Bayram mesajımı size Snoopy'm getirsin:


Bayramınız kutlu, yüreğiniz umutlu, yüzünüz güleç, kahveniz köpüklü, ikramlarınız bereketli, arayıp soranınız çok, sevdikleriniz yanınızda, sağlığınız yerinde olsun. Barış ve huzur içinde bir dünyada daha nice bayramlarınız olsun.

Not: Mümkünse bayram kahvelerinizi fotoğraflayıp iki satır mesajla Kahveli Blog'umuza yollarsanız bayram süresince yayınlar ve çok mutlu oluruz. Mail adresi: kahveciguzelleri@gmail.com  . Şimdiden teşekkürler...

14 Mayıs 2012 Pazartesi

KUTLANACAK BİRŞEY VARSA KUTLANMALI...

Dün Anneler Günü'ydü malumunuz. Anam bu dünyadan gideli 7 sene olacak neredeyse, çocuklar dersen uzaktalar. O zaman "Kendin pişir, kendin ye" tarzı bir kutlama uygundur diyerek kızlarla felekten bir gece çaldık. Ganimetler fotoğraflarda...


Bulutlar masaya düşerse


Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu


Gökyüzünde yangın var


Akşam yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam


Yemek vakti


Ve eşlikçisi
En kötü günümüz böyle olsun...

5 Mayıs 2012 Cumartesi

HAZIR MI DİLEKLERİNİZ?


Hıdırellez için gül ağacınızı hazırladım, hepimiz için dileklerimi astım. Varsa ekstra bir dileğiniz ilave ediverin bir zahmet, ben onları yarın manilerle suya atarım:


Parayı astım dala
Yâri sordum sağa sola
Yarın Hıdırellezdir
Hepimize mübarek ola

***
Su başında su tası
Gümüştendir kurnası
Bugün dilek tutanın
Kabul olur duası

Efendim gelelim dünkü Pop&Jazz konserine, diyecek bir laf yok muhteşemdi.


Şef Tolga Taviş yönetimindeki Antalya Devlet Senfoni Orkestrası vokallerde Sibel Gürsoy ve Aydın Kahya'ya eşlik ettiler. İki harika ses salonu dolduran izleyicilere unutulmaz anlar yaşattı. Bu şehirde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum, tüm dilekleriniz kabul olsun deyip kaçıyorum...

Üstteki güllü görsel: Buradan

23 Nisan 2012 Pazartesi

23 NİSAN


İlkokula başladığım günden bitirene kadar her 23 Nisan'da Stadyum'daki geçit törenlerine katılabilmek heyecanıyla yaşadım. Gelgelelim Ankara'da oturuyorduk ve törene katılmak küçük bir grup şanslı çocuğa kısmet oluyordu, üstelik öğretmenimiz de böyle şeylere pek hevesli değildi. Bir keresinde ramak kalmıştı, görevli öğretmen seçilenler arasına beni de katmış, bir-iki kez prova toplantıları yapılmış ama arkası gelmemişti. O yüzden hevesim kursağımda hala kocaman bir yumru olarak durur:) İçimdeki ukdeyi dışarı atabilmek uğruna beni gelecekte bir gün torunumla birlikte geçit töreninde görürseniz şaşırmayın diyorum, ruhumdaki çocuğun ve tüm çocukların bayramını kutluyorum...

25 Kasım 2011 Cuma

ÖRTMENİZ, KUTLARIZ

"Körler, sağırlar birbirini ağırlar" demiş atalarımız. Atalarımızı yalancı mı çıkaracağız, biz de bütün kızlar toplandık ve kendi günümüzü kendimiz kutladık.


Manzaramız buydu


Mekanımız bu


Yedik, içtik


Gözümüz de doydu



Gönlümüz de


Adıyla uyumlu


Rengiyle uyumlu



Sonbahar güzelleri


Sular sarardı, vedalaşma zamanı

24 Kasım 2011 Perşembe

ÖĞRETMENİM, CANIM BENİM


Yıllar önce Denizli'de oturmuştum ilk kez bir sınıfın öğretmen kürsüsüne. Lise son sınıflaydı siftahım, karşımda taş çatlasa benden 4-5 yaş küçük bir öğrenci kalabalığı gözlerini dikmiş sınıfa giren incecik ve gencecik kadına bakıyordu dikkat ve merakla. Acemice yoklama yaptım, aksiliğe bakın ki öğrencilerden birinin soyadı "Oturak" idi. Gülmeden nasıl tamamladım o yoklamayı bir Allah, bir ben bilirim. Girdiğim ders sadece bir öğretim yılı yürürlükte kalabilen, kitabı hatta doğru dürüst müfredatı olmayan "Turizm ve Sanat Eğitimi" isimli saçmasapan bir dersti. Göreve başlama yazısı Nisan ortasında gelen tecrübesiz öğretmene idare resmen kakalamıştı bu dersi. Ne anlattım, nasıl anlattım hiç bilmiyorum sadece dersten çıkarken derin bir "oh" çektiğimi hatırlıyorum. Sonra çok sevdim o sınıfı, onu ve diğerlerini. Baharda bana leylak demetleri taşıyan Fethiye'yi, zeki ve kültürlü Ali'yi, gür sesiyle "Dersim dört dağ içinde" türküsünü çok güzel söyleyen Tuncelili Hüseyin'i, minik bir kedi gibi eteğimin dibinden ayrılmayan Muhteber'i, ikinci sınıfta kocaya kaçan güzel Nermin'i, cübbe benzeri bir pardesüyle derslere giren ve imam olmak isteyen İbrahim'i, çalışkan ve zarif Nurcan'ı hiç unutmadım. Adları ve yüzleri yavaş yavaş gözümün önünden silinse de ben Denizli'deki öğretmenlik yıllarımı kalbimde hep ayrı bir yere koydum. Tayinim çıktığında son ders için girdiğim sınıflardan birinde her zaman yaptığım gibi sıraların arasında dolaşarak veda konuşmamı yapıp karatahta önüne geldiğimde gördüğüm manzara zihnimin en nadide köşesine çıkmaz mürekkeple yazıldı; sınıfın tamamı ellerini yüzüne kapamış ağlıyordu. Çok iyi bir öğretmen oldum mu bilemem, bunu öğrencilere sormak lazım ama ilk göz ağrım olan okuldan ayrılırken yaşadığım bu sahne daha iyi olmak için bir itici güç oldu.

Öyle ya da böyle uzun yıllarım geçti okullarda, yüzlerce gence birşeyler öğretmeye çabaladım. Kimi zaman severek girdim sınıflara kimi zaman bezginlikle ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Ödülüm yıllar sonra çeşitli yerlerde, çeşitli zamanlarda karşıma çıkıp boynuma atılan öğrencilerim oldu, bundan iyisi de can sağlığıdır herhalde. Anlamı ve önemi sürekli tartışılsa, yılda bir gün bile olsa özeldir benim için Öğretmenler Günü. O bir günün içine yılların anıları sığar, bunu da ancak ellerine tebeşir tozu sinenler bilir. O nedenle önce hayatıma yön veren, sahip olduğum birikimde büyük payı olan ilkokul öğretmenimi ve depremde hayatını kaybeden öğretmenleri saygıyla ve sevgiyle anıyorum, huzur içinde uyusunlar. Öğretmen blogdaşlarımın ve arkadaşlarımın da Öğretmenler gününü kutlayıp en güzel dileklerimi yolluyorum...

19 Temmuz 2011 Salı

MERHABA

Selam blog ahalisi, sonunda döndüm aranıza. 
Mutlu bir olay nedeniyle istemeden ara verdiğimiz blogsal faaliyetlerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yokluğumda ziyaretime gelip evde bulamayan tüm kârîlerimden geçiçi olarak verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı Leylak Belediyesi adına özür dileriz. Durmak yok yola devam...

Efendim, buralardan uzak olduğum süreçte çok çalışıp çok yoruldum. Çok heyecanlanıp çok gerildim. Çok sevinip çok sıkıldım.  Sonunda herşey yerli yerine oturdu, keyifli saatler geçirildi, insanın ömründe görmek isteyeceği en önemli anlardan biri yaşandı ve yavru kuşumuz kendi yuvasına doğru süzülüp gitti. Darısı tüm yavru kuşlara, sağlık ve huzurla geçecek beraberliklere olsun.

Üç günden beri ağrıyan vücudum, yorgun bedenim, yara bere içindeki ayak parmaklarım, uyku akan mahmur gözlerim ve bir karış kaldırmaktan aciz olduğum kollarımla kendime gelmeye çalışıyorum. Üzerimden ağır tonajlı bir buldozer geçmiş gibi. 

Lakin tüm ağrılar, sızılar, uykusuzluklar, yorgunluklar keyifle gülen iki çift göze, mutlu bir nedenle biraraya gelen aile bireylerinin yakınlığına, uzun yollardan gelmiş dostların sıcaklığına, konukların kalabalığına değerdi. Mekanın güzelliği ayrı bir renk kattı güne; bir döneme damgasını vurmuş restoranın tarihi dokusu, 80 yıllık parke taşları, fenerler, ulu meşe ağaçları, ötedeki saat kulesinden gelen gong sesleri, ağaçlara asılı minik kuş evleri, piyanodan yükselen nağmeler, havadaki esinti, grubun kızıllığı 48 saate yaklaşan uykusuzluğumun verdiği sersemliği sıyırıp atıverdi üstümden.
Blogun güzel insanlarının bazıları da manevi varlıklarıyla benimleydi o gün, çiçeklerle, kurabiyelerle. Öyle şaşkın ve telaşlıydım ki çoğu şeyi farketmedim bile. Blogumu okuyan dostlarıma, blog arkadaşlarıma sesleneyim bari buradan; istemeden unuttuğum, farketmediğim birşey varsa affola. Bedenen ve ruhen yanımda olan herkese çok teşekkürler...

19 Haziran 2011 Pazar

KIZLAR VE BABALARI

Çok güzel bir kitap okuyorum; duygulu, kimi zaman eğlenceli ama çokca hüzünlü. Değişik meslek ve görüşlerde ünlü, ünsüz 56 kadın babalarını anlatmış. Çoğunun babası artık başka bir alemde, okurken burnunuzun direğinde ince bir sızı hissediyorsunuz. Kimi babalara, "işte bu benim babam" derken bazen anlatan kızlarda kendinizi buluyorsunuz. Bu kitabı ben kendime "Babalar Günü " hediyesi olarak aldım. Babam başka bir şehirde, ancak telefonla ulaşabileceğim ama kitaptaki satırları okurken benzeşen noktaları buldukça ona sesleniyormuşum gibi hissediyorum kendimi. Benim ağzımdan değil bir hemcinsimin ağzından olsa bile babalık da, kız evlatlık da benzer zenaatler, kahramanları farklılık gösterse de.

Tüm babaların "Babalar Günü"nü kutlarken kitaptaki kızlardan birinin Betül Tarıman'ın dizeleriyle bitireyim, büyüme çağımızda hepimizin hissettiği duyguları dile getirmiş:

"çünkü saati kurduğun yerden başlar inanmak
çünkü bıyıklarını eve doğru büyütmüş babadır hayat"

11 Haziran 2011 Cumartesi

İYİ Kİ DOĞMUŞ

Bugün güne bu yemyeşil mekanda, mavi bir gökyüzü altında başladık. Yıllar önce 6 aylıkken ilk kez kucağıma aldığım, kırmızı elbiseli minik kızın 3 yaşına giren şekerleme oğlunun doğumgünü vesilesiyle biraraya geldik. Burası bir mini golf sahası aynı zamanda. Biz hafiften esen rüzgar eşliğinde kahvaltı sefasındayken ufaklıklar da hayatlarının ilk golf denemesini yaptılar.

Mekan havaalanının hemen dibinde olunca 30 saniye arayla inen uçakları izlemekten başımız döndü. Hatta bazen pilota el salladık, o da şapkasını çıkararak bizi selamladı:))

Çimenlerin üzerine ayak izlerimi bıraktım ki en kısa zamanda yeniden gelebileyim.

Arkadaş kontenjanından nöbetçi annanesi (aslında ismimle sesleniyor bana velet:) olduğum ufaklığın Tamirci Manny konseptli doğumgünü pastası. Aynı yaş ve ebatta 4 adet  çocuk olunca pastanın başında nasıl kızılca kıyamet koptuğunu tahmin edebilirsiniz. Manny'nin kafası acilen doğumgünü çocuğunun ağzına girerken diğer parçalar da daha mumlar üflenmeden öbür miniklerin midesine inmişti bile:)

Bir Akdeniz klasiği, her baktığımda kahkaha atmak isteği uyandıran begonviller gözümüzü gönlümüzü şenlendirdi. Doğum günü çocuğusu Dorukcuğuma nice nice sağlıklı güzel yıllar diliyorum. En kötü günümüz böyle olsun...