"Dün günlerden değilse de Pazar
Beni ilk defa güneşe çıkardılar"
Nazım Usta'dan özür dileyerek şiirini çarpıttım ama neredeyse üç haftadır taksi içinde doktora gidip gelmek dışında ilk kez kendi başıma sokağa çıktım. Gittiğim yer de evin yakınındaki marketti ama o bile iyi geldi, tepede güneş ısıtırken, yerlerde baharın ilk yeşillikleri, ağaçlarda badem çiçekleri, "Oh be dünya varmış!" dedim.
Uzun zamandır bu kadar yoğun ve günlere yayılan bir hastalık yaşamamıştım. İşin tuhafı salgının ben Ankara'da maskesiz halimle hastane koridorlarında koştururken, uçakta, gümrüklerde, kalabalıklar içinde gezip tozarken değil de en sakin, etrafımın en tenha olduğu zamanda beni yakalaması. Toplasan 5 kişiyle görüştüm, beşi de sağlam bir ben hasta. Ne diyeyim, vardır bir keramet bunda da.
Hastalığı aynı Osmanlı İmparatorluğu gibi geçirdim. Üç-beş öksürükle başlayan Kuruluş Dönemi, sabahlara kadar sürüp içimi dışıma çıkaran çılgınca öksürükler, baş ağrısı, tıkanık burun, geniz akıntısı ve halsizlikle Yükselme Dönemi'ne geçiş yaptı. Resmen paçavra gibiydim, başımı yataktan kaldıramadım. Özel hastanelere tanıdığımız birtakım kapitülasyonlarla en azından ev içinde ayaklanacak kadar Duraklama Dönemi'ne döndüm. Arada bir Fetret Dönemi geçirmişliğim de var, o doktor bunu dedi, şu doktor onu dedi gibi bir belirsizlikten sonra şu an Gerileme Dönemi'ne adım atmış bulunuyorum. Henüz kulağımdaki tıkanıklık ve geniz akıntım geçmese de çok yakında imparatorlukla birlikte hastalığı da Çöküş Dönemi'ne sokup "Sağlıklı hayat, oh ne rahat" diyebilmeyi umuyorum. Siz siz olun yakalanmamaya çalışın, zira çok grip gördüm ama böylesini ilk kez görüyorum. Zatürreeye çevirmemiş olması da en büyük tesellim.
Ankara'da etkinliksizlikten bezip ardı ardına aldığım etkinlik biletleri de telef oldu bu arada. Hayatın adımları bizden önde gidiyor maalesef. Bir kısmını iade ettim, bir kısmını arkadaşlar kullandı, bazılarını da erteledim. Hatta ertelediklerimi de ertelediğim oldu. Bugün baleye gidecektim mesela ayın 7'sinden bugüne aktarmıştım. Kendimde o cesareti bulamadım, 15 gün sonraya erteledim. Tamamen iyileşmeden niyet etmeyeceğim.
İlaçları tükettim, sadece geniz akıntısı için yatmadan önce bir antihistaminik alıyorum. O da her sabah yataktan spatula ile kazınarak kalkmama sebep olsa da en azından gece uyutuyor. Uyuyunca da milyon çeşit saçma sapan rüya görüyorum, ki ben rüya görmeyi hiç sevmem. Bu sabah Alkibiades ile uyandım misal, o kim diyeceksiniz şimdi. İlkokuldan bu yana aklımın ucuna dahi gelmeyen bir tarihi şahsiyet kendisi, Atinalı bir general ve devlet adamı. Peleponnes savaşlarının kahramanı, bana çok lazım ya rüyama girmesi gerekiyordu. Şu arkadaş oluyor kendisi, bunlar da hep birbirine benzer ya:
Nereden tanışıyorsunuz diyecek olursanız, ilkokulda aldığım Çocuk Haftası dergisinden. Babam çok okumasa da matbuata düşkün biriydi. Ben de okumaya çok düşkün bir çocuk olduğumdan istediğim her dergiyi alırdı sağolsun. Çocuk Haftası, Doğan Kardeş, Mavi Kırlangıç, Zıpzıp, Tina. Alkibiades de o yıllardan kalma, ben onu unutsam da o beni unutmamış sağ olsun. Biraz büyüyünce Hayat, Ses, Pazar, Foto Roman, Resimli Roman, TV'de 7 Gün dergileri gelmeye başladı kapıya. Mahallemizin gazete-dergi dağıtımından sorumlu bir müvezzii vardı, köyden gelen yiğeniyle birlikte yaparlardı dağıtımı. Ergen yaştaki bıyık gölgeli bu genç, ergen yaştaki bana gizli gizli biraz kesikti galiba ki tüm gazetelerin Kelebek, Saklambaç, İnci gibi ilaveleri bizim aldığımız Cumhuriyet'in içine gizleniverirdi 😂 Sayesinde magazin kültürüm müthiş gelişmişti sağolsun. Sonra Samanyolu diye bir dergi çıktı, içinde resimli romanlar, öyküler, moda tasarımları ve patronlar bulunurdu, çok giysi diktim o Samanyolu Dergisi sayesinde kendime. Derken entelektüalitem arttıkça Milliyet Sanat, Negatif, Picus, Nokta, Tempo, Türk Dili, Varlık, Virgül, Arkitekt ve adını hatırlayamayacağım bir dolu dergi atmaya kıyamadığım için epeyce yer işgal etmeye başladılar. Ne zaman ki dijital çağ başladı, dergilerin devri kapandı bende ve evde birikenler de bir tadilat sırasında çöp toplayıcıları mutlu etmek adına konteynerin yanına bırakıldı, aksi halde biz evden kovulacaktık. Yine de dergilere gömüldüğüm o keyifli zamanları bazen özlemle anıyorum.
Hastalığım süresince pek çok film izledim, epeyce de kitap okudum, bu bakımdan en azından lehime bir durum gelişti. Bende durumlar böyle arkadaşlar, dışarıda güneş ama başka yerlere yağan karların soğuğu var. Evin içi ise pencereden giren güneşle sıcak. Birazdan yeni başladığım "Hollanda Evi"ni elime alıp köşeme çekileceğim. Hayli uzun bir yazı oldu, gözlerinizi yorduysam affola. Kalın sağlıcakla...

