.

.
.
Kumrular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kumrular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2013 Cuma

KUMRU BELGESELİNDEN SON KARELER




Sabahın köründe alt katta tadilat yapılan dairenin ustalarından birinin zili zırlatmasıyla kelimenin tam anlamıyla sıçradım uykudan. Bodrumun anahtarını soruyor, yanlış adres tabii ki. Yöneticiye yönlendirip bir süre ayılmaya çalıştım. Çevreyi normal renkleri ve düzeniyle görmeye başladıktan sonra da her gün yaptığım gibi balkona kuşlara bakmaya çıktım. Aa o da ne? Kuşun biri yok. Heryeri aradım, sağa sola baktım acaba düştü mü diye. Sonra ne göreyim, bizim Yağmur uçmuş yuvadan, elektrik telinde seyrana çıkmış. Biraz sonra annesi geldi yanına ve fotoğraflarda gördüğünüz gibi gagadan gagaya besin nakli yaptı. O besinler tabii ki yine şirketten. Bizim hizmet beş yıldızlı, tam pansiyon. Her gün balkon demirinin altından dışarıya doğru uzattığım plastik bir faraşa yaklaşık 2 dilim ekmek ufalıyorum ıslatarak, 10 dakikada tamanını yiyip bitiriyorlar. Japon balığından farkları yok, nerelerine yiyorlar anlamadım. Türkan anasıyla yemek ve muhabbet halindeyken Kara Murat yuvada büzülmüş oturuyordu. Sanırım hasta, gözleri kapalı titreyip durur. Çok yanaşamıyorum zira yuvada hafiften kuş biti alametleri başlamış. Beklemedeyim ya uçacak ya kuş cennetine yol alacak. Hangisi gerçekleşecekse bir an önce olsa iyi olacak, zira yuvayı derdest edip çöpe atacağım ve mıntıkayı da ilaca bulayacağım. Yeni bir yavru çıkarma macerasına kadar doğumhane dezenfekte edilecek ama bu işten kaçış yok, hizmet vermeye devam edeceğiz belli ki.

Haydi ben kaçtım, fotoğrafların üstünü tıklayın ki büyüsün, bu güzelleri daha yakından görün...


19 Nisan 2013 Cuma

RAPOR


 -Hava yağışlı, nemli ve serin. O derece ki klima çalıştırdım bir süre. Gökyüzü gri ve sevimsiz, içim açılsın diye gidip gelip çiçeklere bakıyorum. Üstelik bugün 23 Nisan nedeniyle çeşitli ülkelerden gelen çocukların korteji ve gösterileri vardı açık havada, ne yaparlar bilmem.
-Belimin tutulması geçmedi, nefes alırken bile zorlanıyorum, yün bir kuşak sarınıp ilaç içerek oturuyorum.
-"İnşallah" isimli Fransa-Kanada yapımı Filistin'de geçen bir film izledim, etkileyici.
-"Salı Kadınları"nı okuyorum, şimdilik sıradan bir best-seller kıvamında. İlerleyen sayfalarda ne olur bilemem.
-Facebook'da olmasa da tablet aracılığıyla "Candy Crush Saga" illetine tutuldum, patır patır şeker patlatıyorum :)
-Gidip gelip kuzukulağı yiyorum, yakında melemeye başlarım herhalde. 
-Temizlik yapmam lazım ama bu bel ağrısıyla mümkünü yok.



-Kumrular bir haftalık oldu, artık uzun süreli yalnız bırakabiliyor anneleri. Sadece beslemeye geliyor, bir de geceleri üşümesinler diye kanatlarının altına alıyor. Hâlâ çirkinler, hatta daha çirkinler. Gövdelerine kıyasla upuzun bir gagaları ve kaktüs dikeni gibi tüyleri var.
-Raporumu sunduğuma göre gidebilirim. Hafta sonunuz keyifle geçsin...

11 Nisan 2013 Perşembe

MÜJDELER OLSUN


Efendim, bugün öğle saatlerinde 2 torunumuz dünyaya merhaba dediler. Türkan ve Cüneyt'in yavruları oldukları için isimlerini Yağmur ve Kara Murat koyduk. Daha doğrusu Dede Korkut'u çağırdık, boy boylayıp soy soylayıp o koydu. Bizde herşey usulüne uygun yapılır, dişleri çıksın Pie Kurabiye teyzeleri Petek-artık kurabiye yapmıyor olsa da-diş kurabiyelerini yapıp gönderir herhalde. Nalan'ın Evi teyzemizden de şu adını bilmediğim taşıma çantalarından ve mama önlüğü bekliyoruz. Türkan'a çeyrek altın, yavrulara maşallah takmak isterseniz hayır demeyiz :) Lohusa ziyaretlerini öğleden sonra kabul ediyoruz, bademli-tarçınlı lohusa şerbetimizden ikram edeceğiz ziyaretçilerimize. Zile basmayın lütfen yavrular uyanmasın. Şimdi müsaadenizle ben gidip Türkan'a bir bakayım ağrısı, sızısı var mı? Pek mutluyum pek, darısı başınıza...

30 Mart 2013 Cumartesi

SEVDALI KUMRU*


Fotoğraftaki balkonumuzun 10. nesil anne adayı Türkan, müstakbel yavrusu ile poz vermekte. Uzun süre didiştik, bu sefer kiracı olarak kabul etmemekte kararlıydım ama olmadı. Onlar daha ısrarcı çıktı, buldukları her yere; klimaya, hortum rulosuna, yedek bütangaz tüpünün üstüne, çöp kovasının kapağına ağızlarında getirdikleri 2-3 çöpü yerleştirip yumurta bırakmaya niyetlendiler o ve Cüneyt. Sonuçta elcağızımla bir yuva yaptım ve yerleştirdim, oturur oturmaz da yumurtladı garip ve hemen ertesi gün de ikinci yumurta diğerinin yanında yerini aldı. Beklemedeyiz şimdi. 10-15 güne tüysüz, çirkin mi çirkin yavrular çıkar. Bu güzelim kuşların bebekken bu kadar çirkin olabileceklerine ihtimal vermezsiniz. Sonra o minik, çirkin şeyler hızla büyüyor ve bir de bakıyorsunuz hop uçup gitmişler.


Bizim kumru maceramız "Parmaksız Salih" ile başladı. Türkan ve Cüneyt'in büyük büyük büyük dedeleri olur Parmaksız Salih. Pençe mi denir, parmak mı her ne denirse bir tanesi kopuktu sağ ayağında. Oradan tanıyorduk zaten onca kumrunun içinde. O aralar bizim balkonda rengarenk açan saksı saksı kedi tırnakları vardı. Sanırım kuş kısmının sevdiği sebze türüne giriyordu yeşil yaprakları ki her balkona çıkışımda saksılardan birine yerleşmiş bir kumru buluyordum. Çıt çıt yiyordu o yeşil yaprakları, yemekle kalmıyor toprağını da deşip yerlere saçıyordu. Kovalarken, azarlarken gel zaman git zaman ahbaplığı ilerlettik Parmaksız Salih'le, aileden biri gibi oldu. Balkonda kahvaltı yaparken teklifsizce masaya konuyor ve peynir parçalarını, ekmek kırıntılarını didikliyordu. Fena halde yüzgöz olmuştuk anlayacağınız. Sonrasında Salih'in verdiği, arkasında "Hamili kart yakinimdir" yazan kartvizit ile çocukları torunları bizim balkonu mesken edindiler. Bir süre sonra meskenlikten çıkıp doğumevine dönüştü. Yılda iki kez çifter çifter salıyorduk yavruları gökyüzüne. Salih torunlarının mürüvvetini görmüş bir dedenin gururuyla tüylerini kabartarak geziniyordu balkonda, tabii eşiyle birlikte. Eşi, Salih'ten daha beter ilerletti samimiyeti, ben okuldayken oturma odamın tam  ortasına tuvaletini yapacak kadar vıcık bir ilişkiye girmiştik kendisiyle. Hanımefendi açık balkon kapısından girmiş ve ne kadar entellektüel olduğunu belgelemek için bol kitaplı odayı seçmişti tuvalet olarak. Neyse ki bu ilk ve son oldu, Salih'e diskur çektim, o da karısının kulağını çekti de alışkanlığa dönüşmedi bu olay.

Salih uzun yıllar yaşadı, sanırım ecdatları Tibet dağlarından gelme, temiz hava, doğal gıda alıp meditasyon falan yapmış kişilerdi ki bu kadar uzun oldu ömrü. Kendisi kuşlar cennetini boylayalı birkaç yıl oldu ama torunlarına hizmet vermeye devam etmekteyiz gördüğünüz gibi. Altın Portakal Film Festivali zamanı doğdukları için Türkan ve Cüneyt adını alan son kuşak şimdi ana-baba olmaya hazırlanıyor. Haydi bakalım bu kez isimlerini birlikte koyalım yavruların. Önerilerinizi bekliyorum...

*
"Nedir bu dünya hali
Nedir bu bozuk düzen
Dün çıktı yumurtadan
Bugün sevdalı kumru"

Oktay RİFAT /Vazife şiirinden

24 Mart 2013 Pazar

YAĞDÖKTÜ


Güneş pırıldıyor dışarıda, hava gayet güzel. Balkona yuva yapmak için günlerdir benimle amansız bir mücadeleye girişen kumruların sesleri giriyor açık kapıdan: "guuguuk guk guuguuk guk". Artık gündelik hayatımın olmazsa olmazı haline gelen bu ötüşü ilk kez Denizli'de duymuştu Ankara'nın güvercin vıcırtısına alışık kulaklarım. Birkaç ay önce evlenmiş, ilk kez Ankara dışına çıkmıştım yerleşik olarak ve başka bir işe, öğretmenliğe başlamıştım. Hayatımdaki her şey yeniydi; eşyalarım, okulum, mesleğim, arkadaşlarım, alışmaya çabaladığım şehir, o şehrin bir kez başlayınca sokaklarını sel basmadan dinmeyen yağmurları, bahçelerden sarkan nar ağaçları, hâldeki dükkanların önlerinde kara hevenkler halinde asılı kurutulmuş patlıcanlar, Şeytan Pazarı'nda çuval çuval satılan dalından yeni kopmuş yeşil zeytinler, ne kadar cingöz olduğunu daha sonra anlayacağım deli-dolu evsahibem, bana uzaydan gelmiş bir yaratıkmışım gibi bakan komşularım, ev bulamadığımız için son anda mahkum olduğumuz duvarları yeşil, marleyleri mavi, salonun tam ortasındaki gömme dolabı pembe, camekanlı kapı bolluğu içindeki evim ve tüm bunlara yeni doğmuş bir bebeğin öğrenme telaşı ve heyecanıyla alışmaya çalışan ben. Bol yağmurlu, elektrik kesintili, ev sahibimizin uyanıklığı sonucu aldanıp aldığımız kömür nedeniyle akan sobalı, dumanlı ve kurumlu ilk kışı geride bırakmıştık. Gözüm yeşermiş otlar, mavi bir gökyüzü arıyor, kaldırım kenarlarındaki papatyalara öpücük göndererek gidiyordum artık okula. İşte böyle bir sabah o sesle uyanmıştım: "Guuguuk guk, guuguuk guk". Odanın perdesini aralayıp pek fazla çıkmadığımız arka balkona baktığımda da görüvermiştim o minik kuşları. Beni farkedince ürkmüş "pırr" diye havalanıp gitmişlerdi. "Güvercinler gelmiş" diye seslenmiştim eşime, "kumru onlar" diyerek gülmüştü kuşbiliminden pek fazla nasibini almamış apartman çocuğu karısına. "Dinle bak, onlar 'yağdöktü, yağdöktü" diye öterler" demiş ve sonra da öyküsünü anlatmıştı: "Biri kız biri oğlan iki kardeşin anaları ölünce babaları yeniden evlenmiş. Üvey anaları pek zalim, pek gaddarmış, pek korkarlarmış çocuklar ondan. Bir gün üvey ana evde yokken iki kardeş ve komşu kızı oynamaya durmuşlar. Oyun sırasında kız kardeş zeytinyağı dolu testiyi düşürüp kırmış, zeytinyağlar yerlere dökülmüş. Çocuklar korkudan ne yapacaklarını şaşırmış ve kız yere dökülen yağ görünmesin diye üstüne kül serpmiş. Lakin üvey ana gelir gelmez durumu anlamış ve hepsine fena bir dayak atmış. Ağlayan çocuklardan erkek olanı "Allahım beni ve sevdiğimi kuşa dönüştür" diye dua etmiş. Masal bu ya o anda kuşa dönüşmüş ve komşu kızını da yanına alıp uçup gitmiş pencereden. O gün bu gün hiç ayrılmadan gezerlermiş, öterlerken de şunu derlermiş: 
"Yağ dööktü, yağ dööktü
Ben döökmedim kız dööktü
Yağ dööktü, yağ dööktü
Ben döökmedim, kız dööktü"

Bu öykü ne kadar doğru, tartışılır elbet ama Antalya ve Burdur yöresinde kumruya "yağdöktü" dendiği bir gerçek. İşte bu aşık yağdöktülerin Festival zamanı mahsulü olan Cüneyt ve Türkan günlerdir benim balkona yuva yapma çabasında. On nesildir üremelerine katkıda bulunan biri olarak bıktım artık. Balkon, bebek ve ailesi taburcu olduktan sonra mezbeleliğe dönüyor, duvarları spatulayla kazıdığım vâkidir. O yüzden doğumhaneyi kapatmak ve bu mutlu çifti başka bir yere nakletmek istiyorum ama onca balkonun içinde benimkine meftunlar. Sanırım benim Denizli'den bu yana onlara olan aşinalığımı ve sevgimi fena halde suistimal etmekteler. 2 gündür beklentilerini büyüttüler, klimalı bir daireye yerleşmek istiyorlar ama nafile, bu kez kararlıyım. Balkonun her yanını poşetle donatttım vazgeçmelerini bekliyorum. Bakalım bu savaştan kim galip çıkacak...

14 Nisan 2012 Cumartesi

İSTEK ÜZERİNE

Umumî arzu üzerine buyrun, yavrularımız Hokka ve Toka anaları Cukka ile muhabbet halinde...



Lakin dün bütün gün bu vaziyette olan ailemizde bu sabah garip bir durum başgösterdi. Sabah erken saatte balkona çıktığımda anne Cukka arazi olmuş, saksı-yuvanın içinde de tek bir minik kuş vardı. Bir an yanlış mı gördüm acaba birbirlerine sokuldular da tek kuş gibi mi oldular diye sıkı bir inceleme yaptım ama yok, kardeşlerden biri kayıptı. Panik halinde, deli gibi balkonu araştırdım, neden sonra yerde, sandalyenin bacağının kenarına büzülmüş tir tir titrerken buldum. Nasıl geldi oraya anlamadım, galiba kıpırdarken düştü, daha uçma denemesi yapacak kadar büyümediler çünkü. Hemen aldım yuvaya yerleştirdim ama korkum da bana yetti. 

Ben bunları yazarken öğlen olmuştu ve az evvel Cukka Hanım teşrif etti, sanırım yiyecek bulmaya gitmiş, o gelip saksıya konduğunda yavruların halini görmenizi isterdim, sonra beslemeye başladı. Ben bu anları bana sunulmuş bir armağan olarak kabul ediyorum, katıksız sevgi budur sanırım. Buyrun şu anda çektim aşağıdaki fotoğrafı, anne yavrularını besliyor, adeta vecd içinde birbirlerine kenetlenmiş biçimdeler (Camdaki yağmur lekelerini görmemezlikten gelmeniz dileğiyle:)...


29 Mart 2012 Perşembe

23 Mart 2012 Cuma

OKKA-CUKKA VE YOLDAKİ HOKKA


Tomurcuk olarak aldığım lale de açtı bugün, kıpkırmızı ve çok güzel, kendisini Lale'nin Bahçesi'ne gönderiyorum sevgilerimle...

Dün "West Side Story" müzikalini izlemeye gittim söylediğim gibi. Yıllar önce güzelim Nathalie Wood'un başrolünde oynadığı filmini defalarca izleyip hayran kalmış bir kuşağın insanı olarak gösteriyi müzikler dışında biraz zayıf buldum. Yine de verilen onca emeğe bir şükran ifadesi olarak gidip izlenmeli diyorum. Zaten müzikler olağanüstüydü, onları dinlemek bile yeterli olabilir. Fotoğraf çekmek yasaktı o nedenle müzikalin ünlü parçalarından "America"yı filminin videosundan izleyip hafızalarınızı tazeleyin.



Efendim Cukka'yı merak edenler olabilir içinizde. Biliyorsunuz 7 yıldızlı nane saksısı suitinden kovalamıştım kendisini ve başka bir saksı (daha doğrusu deterjan kovası) tahsis etmiştim. Burun kıvırmadı, akşama doğru çörünü çöpünü toparlayıp yerleşti yeni mekanına, sabah baktım yumurtlamış.


Şimdi bilinen laftır değil mi; "Yuvayı dişi kuş yapar". Hayır efendim hiç te öyle değilmiş, aşağıdaki fotoğrafa bakın, ispatı orada. Cukka hanım yeni evde doğum sancısı çekerken değerli eşi Okka Bey'de yuvaya gerekli malzemeyi taşımaktaydı. 


Malum lüks daireden kovulup daha mütevazı bir eve taşındılar ya biraz sıkıntıdalar. Daha rahat bir hayat sürebilmek için paraya ihtiyaçları vardı. Çözümü evin dışına reklam almakta bulmuşlar, böylece ismini "Hokka" koymayı düşündüğümüz yeni bebeğimizin geleceğini de biraz güvence altına alabiliriz belki.


Okka ile Cukka'nın maceraları sürecek, bizi izlemeye devam edin...

Not: Gördüğüm lüzum üzerine adsız yorum seçeneğini iptal etmek zorunda kaldım. Blogu olmadan izleyen arkadaşlarım lüftfen isminizi yazarak yorumunuzu bırakın. Çok teşekkürler...