Dün uzun zamandır gitmediğimi yoldayken farkettiğim çok sevdiğim bir beldeye, Kemer'e gittik. Antalya'ya yerleştiğimiz ilk yıllarda, kendi halinde, bâkir, pırıltılı denizi sakin, narenciye bahçeleri içinde mis kokulu küçük bir kasaba idi. Yamaçlardan birine kurulu, yeşillikler arasına konuşlanmış yegane tatil köyüne (Fransız Tatil Köyü, şimdilerde Club Med) karşı kıyıdan bakar ve "Burada yabancılar denize çırılçıplak giriyormuş, çıplaklar kampıymış burası" dedikoduları yapardık. Bilmezdik ki çok geçmeden Antalya'nın tüm plajları üstsüz ve g-stringle güneşlenen turistlerle dolacak, zamanında merakla dedikodusunu yaptığımız konu gerçeğe dönüşünce hiç ilginç gelmeyecek, kafayı çevirip bakmayacağız bile. Yıllar geçip gitti, biz Kemer'e sık sık gittik, her gidişimizde başka bir değişiklik farkettik, ağaçlar azaldı, binalar çoğaldı. Fransız Tatil Köyü merak konusu olmaktan çıktı, uzaklarda yeşillikler arasında beyaz bir noktaya dönüştü. Biz Ayışığı Plajı'nın rengarenk çiçekli yollarında turlar atıp, soluklanmak için oturduğumuzda garsonun ısrarla "Buranın spesyalidir, kavun içinde dondurma" şeklinde önerdiği fahiş fiyata sunulan saçma tatlıyı reddettik. Daha güzel kuşbakışı bir manzaraya karşı, daha keyifli birşeyler yemek için tepedeki çamlar arasına kurulmuş Yörük Çadırı'na çıktık, işletmecisinin özel olarak doldurduğu kasetten yükselen oryantal havalar eşliğinde, ayakkabılarımızı çıkararak girdiğimiz kıl çadırda halı yastıklara serilip gözlemeler yiyip ayranlar içtik. Yat Limanı'nın kızağa çekilmiş teknelerinin göğe yükselen yelken direklerine bakarak sahil boyunca şehir turu yaptık. Kimi zaman akşam saatlerinde doyumsuz bir güzellik alan ışıltılı denizine daldık, kimi zaman kumlara serilip gün batımını seyrettik. Her gidişimizde yeşil azaldı, beton çoğaldı, beldenin en lüks oteli Olympos gözden düşmüş eski bir ikbale dönüştü, hareme yeni girmiş genç ve güzel cariyeler gibi salınan 5 yıldızlı otellerin arasında geçmiş tantanalı günlerinin hayallerine daldı. Ama Kemer herşeye rağmen hala güzel, hala sevimliydi.
İşte dün bu duygularla beldeye vardığımda-ki ne kadar uzun zamandır gelmediğimi farketmem yolboyu geçilen iki tünelin de yenilendiğini görünce oldu-şehrin daha da geliştiğini, otellerin arttığını gördüm ama sahilde epey değişiklik yapılmış, yeşillenmiş, temizlenmiş ve halka açılmıştı ki bu çok sevindiriciydi. Narenciyeler çiçekte olduğundan mis gibi bir koku vardı ortalıkta, hasılı taze, yeşil ve güzeldi herşey. Gerisini fotoğraflar anlatsın...








































Antalya'ya oranla giderek serinliyen hava ve kuzenimin evinin terasından görünen şu manzarayla keyfime keyif katmaktayım. Hele dün sevgili blog arkadaşım güzeller güzeli, şekerler şekeri
Bahçedeki asmadan kopardım bu korukları. bayılırım tuzlayıp yemeye.
Sadece keyfettiğimi sanmayın, buraya geliş sebebimiz evin yakışıklı oğlunun Cumartesi günü gerçekleşecek düğünü. Haliyle hazırlık içindeyiz. Çarşamba Kuşadası'na Kına Gecesi'ne gideceğiz. Bunlar da kınada dağıtmak için hazırladığımız çerezler.
Vee düğünde gelinin başına serpmek üzere para-pirinç-mavi boncuk üçlüsü. Süslendiler, püslendiler, düğün gününü bekliyorlar.