.

.
.
Tuhaf durumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuhaf durumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2012 Perşembe

ORADAN BURADAN


-"Tirza" sonunda bitti. Elimde bu kadar oyalanmaması gerekirdi normalde ama araya başka etkinlikler, başka işler karışınca uzun sürdü biraz okumam. Genellikle uyumadan önce okuduğum için dün gece rüyama bile girdi. Çarpıcı bir kitap, etkiledi beni. Genelde tüm okuyanlar beğenmiş, benim de başına yerleşmese de listeme dahil oldu. Kahramanların hiçbirini sevmedim, hatta çoğundan tiksindim. Tüm kahramanlarını sevmediğim bir kitabı sevmek de ilginç bir deneyim oldu. Yaşı ilerlemiş, sıkıcı bir yaşamın içindeki bir babanın çok sevdiği kızıyla olan ilişkilerini konu alan ve sayfalar ilerledikçe katmanları açılıp şaşırtan, yönü değişen bir ilişki bu. Bu blogun sahibesi tarafından tavsiye edilir, okuyup okumamak, beğenip beğenmemek sizin elinizde.

-Dün otobüste giderken gözüm bir fırının vitrinine takıldı, şöyle bir ilan vardı: "3 tane sosyete poğaçası 1 lira". Sosyete poğaçası nedir, gören-bilen varsa insaniyet namına beni aydınlatsın.

-Bir başka ilanı da geçen gün mezarlığın karşısına dizilmiş, defin malzemeleri satıp cenaze işleri yapan dükkanlardan birinde gördüm: "Mezarlarınıza maddi ve manevi bakım yapılır". "Haydi maddiyi anladık, çiçek dik, toprak kabart, ot ayıkla falan da manevi ne" diye düşünürken açıklamasını gördüm altında. Dua imiş. Yahu ölülerimize dua için de taşeron mu kullanacağız artık, kendimiz bulunduğumuz yerden dua edip yollasak yolda trafiğe mi takılır? Ne garabettir anlamadım.

Neyse çenem düştü, daha fazla konuşmadan gideyim ben. Haydi kalın sağlıcakla...

18 Ağustos 2011 Perşembe

SENİ SEVİYORUM MAHALLEM(!)

Dün gece, saat 03.00'e doğru uykum geldiğinden değil de yatmak adet olduğundan girdim yatağa. Girdim de ne oldu, döndüm durdum yatağın içinde bir o yana bir bu yana. Bir ara, şöyle 1-2 dakika filan dalmışım galiba garip bir de rüya sıkıştırıverdim o araya. Kuzenlerden biri evleniyormuş güya, evlendiği kişinin babasının mesleği şu bildiğimiz eski tip hamam takunyalarının tahtalarına motifler basmakmış. Böyle bir meslek duydunuz mu dostlar? Sıra sıra takunyalar gördüm rüyamda, siyah desenler basılmış tahtadan, otomobil lastiğinden yapılma bantlı. Yakında Qunegond'a fark atmaya başlayabilirim garip rüyalar görme konusunda. Nedir şimdi bu?

Her neyse takunya mevzuundan gerçek hayata dönüş operasyonum "10.Yıl Marşı" eşliğinde oldu. O bir-iki dakikalık takunya soslu uykunun sersemliğiyle bir an Kenan Doğulu konserinde sandım kendimi ama yok ses hayli yakından geliyordu, öyle stadyumdaymışız gibi falan bir durum sözkonusu değildi. Hele baslar neredeyse kulağımın dibinde zangırdamaktaydı. "Acaba" dedim "hala rüyadayım, takunyacı kayınpederin oğlu da şarkıcı falan mı?" Sonra birden 10. Yıl Marşı sustu, Mehter Marşı başladı. Bu defa fena ürktüm, "Allahını seven kaçsın, küffar bastı mahalleyi, cenk başladı" diye çığlık atacaktım neredeyse. Kendimi yataktan zor attım karanlıkta sağa sola çarpa çarpa salon penceresine koştum. Ben pencereye yaklaştıkça sesin volümü arttı. Tülün arkasından baktığımda yan apartmanın balkonunda oturan iki kişi gördüm ve sonuna kadar açılmış bir müzik setinden sesin yayıldığını anladım. Balkonda demlenen karşı cinsten iki vatandaştan biri müziği idare etme ve balkona bayrak asma görevini üstlenirken diğeri aklına gelen herşeye ve herkese avazı çıktığı kadar koymakla meşguldü. Bazen hızını alamıyor ayağa fırlayıp balkon duvarından aşağı sarkıp yoldan geçtiğini varsaydığı hayali kişilere bağırıp çağırıp küfrettikten sonra etrafa "Nasıl ama ben adamı böyle yaparım" bakışları fırlatarak şişesinden yeni bir yudum alıyordu. Yönelttiği kişilerin karşısında olmamasından yararlanarak küfür dozunu arttıran değerli(!) komşumuzun bu taşkınlığının sebebinin dünkü şehitler olduğunu anlamıştık anlamasına da bu tepkinin kime ve nasıl bir faydası olduğunu çözememiştik. Şişede durduğu gibi durmamak ve ağzının dışındaki yerlere içmek deyimlerinin tam karşılığını veren arkadaş küfür hazinesinin en değerli parçalarını asfalta doğru saçarak kendini tatmin ederken devreye polisler girdi. Muhtemelen rahatsız olan komşular tarafından aranmıştı. İlk gelenler balkonun altından sakin olmasını rica ederek gittiler. Onlar gelmeden esip yağan vatandaş "tamam abicim" pozisyonuna geçiverdi, devriye arabası uzaklaşır uzaklaşmaz da sinkaf fırtınası yeniden başladı. İkinci ekip zili çalıp daire kapısına kadar çıktı, orada ne oldu bilemiyorum ama o ekibin ardından aynı şeyler tekrarlandı. Kulaklarımız Mehter ve 10.Yıl Marşı ile cilalanırken nakarat olarak da muhtelif küfürler dinlemekteydik, ortaya gelmedik ne ana, ne bacı, ne ebe kaldı. Kahraman komşumuz son parti polis ekibinin farlarını görür görmez evin ışıklarını söndürüp içeriye girdi. Ondan kalan boşluğu hemen akabinde gelen davulcumuzun kakafonik tokmak sesleri doldurdu. 

Tanık olduğum olayın iğrençliği, olayın kahramanının üzüntüsünü dile getirme biçiminin rezilliği ve ne yazık ki ertesi gün bu kişinin aramıza sıradan bir insan gibi karışacağının endişesi zaten olmayan uykumu iyice kaçırdı. "Allah encamımızı hayretsin" diyerek yaktım ışığı ve aldım elime Seray Şahiner'in "Hanımların Dikkatine" isimli öykü kitabını. Uyku mu? O ancak sabah 06.30 civarında uğradı kısa bir süre de olsa yanıma...

Not: Resimdeki Snoopy'ye ne kadar özendiğimi tahmin ediyorsunuzdur herhalde...

5 Ocak 2011 Çarşamba

ÖDÜLLÜ GÜN


Bugün ödül dağıtma günümdü. Öğleden sonra bir arkadaşa gitmek için evden çıktım, yolüstünde bazı kaldırımların bozuk yerlerine beton döküp yamamışlar ve taze çimentonun üstüne basılmasın diye etrafını kordonla çevirmişler. Buna rağmen çimento dökülmüş heryer değişik numaralarda nal izleri ile doluydu. İlk ödül "Günün Öküzü" olarak bu ayakların sahiplerine takdim edildi.

Sonra kitapçıya girdim, maksadım Nazlı Eray'ın yeni çıkan kitabının gelip gelmediğini öğrenmekti. İkinci ödül "Nazlı Eray'ın son kitabı geldi mi?" diye sorduğumda stand başında duran elemana "1,5 döner çek" der gibi "Bi Nazlı Eray ver oradan" diyen kitap danışmadaki görevliye gitti, "Günün Hanzosu" olarak. Nazlı Eray'ın tek bir kitabı olduğunu sanan (ya da belki Nazlı Eray'ı kitap adı sanıyordur) bu kişiyi kitap danışmada görevlendirenlere ne ödülü vereceğimi bilemedim, yardımcı olursanız sevinirim. Üstelik sorduğum kitap da henüz gelmemişti, bunu da kendi çabalarımla öğrenebildim.

Bindiğim otobüse bir sonraki duraktan binen ve şoför kapıyı acele kapatınca ayağı sıkışıp "Ayağım sıkıştı, kapıyı açın" diye canhıraş feryatlar atan kadına "Arabayı durdurmadan kapıyı açamam" diyerek yoluna devam eden şoför "Günün Dünyayansaumurumda mı" ödülünü haketti.

Yine otobüste hemen yanımda dikilen krapeli platin saçları tepesinde toplanmış, aşırı makyajdan deri solunumu güçleşmiş, ağır parfümünün kokusundan migrenimin tutmasına sebep olmuş kadın paltosunun kolundaki bir karışa yakın sökük nedeniyle "Günün Pasaklısı" ödülüne layık görüldü.

Ve son olarak bütün bunları farkedip kafayı taktığım için "Günün Maydonozu" ödülü de kendim tarafından kendime sunuldu.

Nice ödüllü günlere deyip huzurdan ayrılıyorum...

1 Eylül 2010 Çarşamba

DAVULUMU ÇALA ÇALA

Akşam üstü artık bıkıp kapıya gelen 5. farklı davulcuya söylendim. Yahu daha Ramazan bitmeden, bayram gelmeden 5 ayrı davulcu mu bahşiş toplamaya çıkar? Bir mahallede kaç davulcu vardır? Üstelik her gelen orijinal (!) davulcunun kendisi olduğunu iddia ediyor. Marifetleri de ne? Station bir arabanın bagajına kurulup "güm de güm güm" diye çalar gibi yapmak, uzaktan bile hoş gelmiyor sesi. Her gece sayıyorum vurdukları tokmak sayısı beşi geçmiyor, ritm zaten yok, kakafonik bir ses. Herşey gibi Ramazan davulculuğunun da suyu çıktı. Nerde o eski davulcular, özledik vallahi. Oğlumun doğumu Ramazan'a denk gelmişti. Minicik birşey, sürekli ağlıyor, ben perişan, uyku denen şey haram. Binbir uğraşla uyutuyoruz, tam dalıyor yatıp biraz dinleneceğiz balkonun altına geliyor hazret, ev de 1.kat, bütün ses içerde. Bir yandan çalıp bir yandan çığırıyor:

"Ne uyursun ne uyursuuuuuun
Uykunda neler bulursuuun
Kalksana lambayı yaaaaksana
Belki Cenneeeetlik ooolursun"

gümbede güm güm gümbede güm güm

"Huma kuşlar huma kuşlaaaar
Deniz kenaaarında kışlar
Hanım ablaaam pilaaav haşlar
Beyabim yemeğe de başlaaar"

Gümbede güm güm gümbede güm güm

O iştahla çalıp çığıradursun biz ailecek balkona hücum ediyoruz. Hemen bahşişler atıp çekip gitmesini sağlıyoruz ama para tatlı. Adam işin ilmini aldı, para atılan tek balkon bizimki. Ertesi gece tam çocuk uyumuşken yine başlıyor serenat:

"Yenicami direk isteeer
Söylemeyeee yürek ister
Benim karnııım toktur amma
Arkadaaaşım bööörek ister"

Gümbede güm güm gümbede güm güm

Bu hilafsız 30 Ramazan böyle devam etti, adam kesin bizden topladığı paralarla davulunu yenilemiştir. Fakat çok istikrarlı çıktı kendileri, o evde oturduğumuz 10 yıl boyunca ve taşındığımız diğer evde de hep aynı manileri söyleyerek çaldı durdu, davula vuruşundan tanır olmuştum artık kendisini ama son birkaç yıldır yokoldu, yerini bir acemi aldı.

Şimdi bekliyorum, bakalım kalan birkaç günde kaç tanesi daha bu mahallenin asıl davulcusu benim diye kapıyı çalacak, daha bunun bayramı da var, haydi hayırlısı...

Görsel: Buradan

7 Mayıs 2010 Cuma

İSTEMEM, EKSİK OLSUN


Bir yalıda yaşamadığım ve zengin olmadığım için çok mutluyum. Sosyeteye dahil olmadığım için daha da mutluyum. Dün tesadüfen alakasız bir yerinden daldığım "Aşk-ı Memnu"yu izlerken şükrettim. Yahu bir insan evladı uyku dışında geçen saatlerini sürekli topuklu pabuçların üstünde nasıl geçirir? Boldöküm bir eşofmanın verdiği rahatlıktan kendini mahrum bırakarak daracık korselerle biçimlendirilmiş vücudunu şık şıkırdım elbiselerle nasıl donatır günboyu? Günde 3 öğün "Yemekteyiz" programındaki gibi düzenlenmiş bir sofranın başında dimdik oturarak protokolle yemek yer gibi nasıl doyurur karnını? Çatkapı misafirliğe gitmenin ya da çatkapı misafir kabul etmenin samimiyeti olmadan resmi davetlerde nasıl salınır? Ben eve ayda bir gelen temizlikçiye tahammül edemezken ev ahalisinden daha kalabalık bir hizmetçi ordusuyla nasıl başeder? Şöyle kanapeye yan gelip yayılmak varken bacaklar üstüste atılıp aynı yöne paralel uzatılarak kazık gibi nasıl oturulur?

Uff, düşünmesi bile sıkıcı. Cyrano de Bergerac'ın ünlü tiradında söylediği gibi: "İstemem, eksik olsun!.."

5 Mayıs 2010 Çarşamba

EY MÜŞTERİ, HADDİNİ BİL


Dün vaktimi evde kitap okuyarak geçirdim. Ankara'dayken başlayıp yarım bıraktığım Isabel Allende'nin son kitabı "Canım Sevgilim Ines"e bu defa kesin dönüş yaptım. 16. Yüzyılda geçen ve Şili'nin kuruluşunu anlatan tarihi bir roman bu. Hayli kalabalık bir kadrosu ve çetrefilli bir anlatımı var. Üstelik oldukça kalın ve harfleri de minicik. Kısacası kolay gelsin bana.

Bu sıralar bir şekilde irtibat kurduğum esnaflarla ilginç diyaloglar gelişiyor aramızda. İki gün önce biraz geciktiğim bir randevuya yetişmek için evin önünden çok seyrek geçen bir dolmuşu bekliyordum. Tam ümidimi kesmişken köşeyi dönen dolmuşu gördüm ve hemen el ettim. Gözlüksüz miyop gözlerim levhayı uzaktan okuyamadığı için ancak önümde durunca yanlış arabayı durdurduğumu anladım ama bir ümitle kapıyı açan şoföre gitmek istediğim yerden geçip geçmediğini sordum. "Cık" dedi külhan bir ifadeyle şoför, "Geçmez". Sonra Antalya şivesiyle devam etti: "Hem zaten ben senin endee (bu) arabaya binmeeceeni yüzünden annadıydım." Medyum mübarek...

Evvelsi gün İstanbul'dan gelen arkadaşla yemek yemek için girdiğimiz lokantada menüden ne yiyeceğimizi seçiyorduk. Birkaç seçeneği yağlı, kalorili vb nedenlerle eledik. Arkadaşın yemek istediği salataya da ben itiraz ettim. Sonra ısmarlamayı düşündüğümüz kebabın taze olup olmadığını sorunca garson patladı: "Yani söylemeyim dedim ama demindenberi bütün yemeklerimizi kötülediniz, şimdi de kebaba bayat diyorsunuz." Aaa, delinin zoruna bak ayol, hep problemliler bana rastlıyor.

Ha bir de çiçekçi sorunsalımız var. Sürekli alışveriş ettiğim süpermarketin önüne son günlerde konuşlanan seyyar bir çiçekçi bu. Bu durum beni sevindirdi, sayesinde vazom boş kalmıyor. Lakin her çiçek alışta önce şu muhabbet geçiyor aramızda: "Yenge, esasen bu paraya uğraşılmaz. Ben kendim bizzat emekliyim. Maaş yetmiyor anladın mı? Hiç olmazsa telefon, elektrik, internet parası çıkar. Aslında internet benim neyime ama çocuklara söz geçiremiyorum. Ben de başladım bu çiçek işine, akmasada damlıyor" derken ben sözü burada kesiyor ve "Yaa haklısınız, ben de emekliyim, zor, zor" diyerek parayı verdiğim gibi çiçekleri alıp acilen kaçıyorum. Geldim geleli en az 5 kez çiçek aldım, her seferinde bu açıklama yapıldı ve korkarım daha da dinleyeceğim.

İşte böyle bizim mahallede vaziyet.

Fotoğraf mı? Şu aralar kullanımda olan Snoopy temalı masaüstü durumlarından, çiçek böcekten bıkmışınızdır, değişiklik olsun dedim...