.

.
.
Doğum Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğum Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2024 Perşembe

YAŞ ALMAK MI, YAŞLANMAK MI? / 1 ŞUBAT

Dün bir yaş daha büyüdüm. Bu marifetimin Ortadoğu ve Balkanlar'da, ilave olarak yavru vatan Kıbrıs'ta  kutlanması arzusundaydım ama piyasa malum, mesarif olmasın diye ülke, hatta narenciye diyarı Antalya şehrimizin sınırları içinden selamlarla kısıtlı tutmayı uygun buldum. Gelgelelim yaş kemale ermekten kemalettine tırmanmaya isteğim dışında azmettiği için "Ne kadar kutlasan yanına kâr kalır Leylak bacım" diyerekten provalı, prömiyerli, müzikal arka planlı üç-beş kutlama yakışır diyerek kolları sıvadım. Pek de güzel oldu. Şu pastamın kirpisel şirinliğine bakındı hele, bu yaşa da böyle pasta yaraşır elbet:


Daha bir takım bislerle tekrar sahne almam da mümkün, bir Leylak kolay büyümüyor haliyle 😂 Günlerdir yorgunluk ve bel ağrısıyla eve tıkılmamın acısını da çıkarmam gerekir ki sağ olsun eş dost bu konuda desteklerini esirgemiyorlar. Hem Antalya da beni özlemiştir, hasret gidermek lazım. Beni düşünen arkadaşlar bin yaşasın. Şu hediye fincanda yazan yazının inceliğine bakın, gel de egon tavan yapmasın 😂


Şaka bir yana, yeni yaşımdan ve bundan sonra gelmesi ihtimal dahili olan yaşlarımdan tek isteğim sağlık, geri kalan her şey bende biter. Yeni yaşımı kutlayan tüm dostlara bin şükran, iyi ki hayatımdasınız ❤


Son olarak:

Fadime'ye sormuşlar: 
"Kaç yaşındasın?"
"Her sene değişen şeyi niye aklımda tutayim da!" demiş 😂


1 Şubat 2013 Cuma

NOTLAR



Dün iki eski dostla birlikte keyifle girdim yeni yaşa. Mesajlarınızla, yorumlarınızla, maillerinizle, armağanlarınızla beni o kadar mutlu ettiniz ki ne yazsam anlatamam. Sadece "iyi ki varsınız" diyeyim, siz anlayın. Hepinize çok teşekkür ederim. Kişisel tarihe bir kayıt adına birkaç küçük kare ekleyim ve Şubat ayı Ocağın getirdiği tüm tatsızlıkları yok etsin diyerek kaçayım...





Not: İlk fotoğraftaki leylak motifli muhteşem kurabiye "banabirpastayap"ın eseri. Sayfasına buradan göz atabilirsiniz.

31 Ocak 2013 Perşembe

İYİ Kİ DOĞMUŞUM BEN...


Bugün benim doğum günüm. Adetim olduğu üzere yine kendime özel bir kitap hediye ettim: "Mutluluk Kitabı". Mutluluğun bir yaşam biçimi değil anlık birşey olduğunu öğreneli çok oldu. Önümde kalan yılları ardımda kalanlarla kıyasladığımda geridekilerin daha fazla olduğunun da farkındayım, her yıl doğum günüme özen göstermem de bu yüzden zaten. O gün benim hala yaşıyor olduğumu, birikmiş "mutlu an"lara başka "an"lar ilave edebileceğimi, yeni kitaplar okuyabileceğimi, yeni şarkılar dinleyebileceğimi, yeni filmler, yeni oyunlar izleyebileceğimi, yeni insanlar tanıyabileceğimi, yeni yerler görebileceğimi müjdeliyor. Berbat bir dünyadan, berbat bir gündemden küçük sevinçler çalabileceğimi söylüyor. Kocaman teşekkürler yolluyorum; gülünce derinleştikleri için göz kenarlarımdaki kaz ayaklarıma, kişisel tarihime şahitlik ettikleri için yüz çizgilerime, kalem kullanmaktan yamulan sağ işaret parmağıma, ağrısına rağmen beni taşıyıp gezdiren menüsküslü dizlerime, hâlâ yakını net görmemi sağlayıp okumamı kolaylaştıran miyop gözlerime, içindeki çocuğu hiç büyütmeyen ruhuma ve varlıkları için tüm sevdiklerime...

İyi ki doğmuşum ben; hayat çok zor olsa da yaşanacak güzel şeyler de varmış...

29 Ocak 2013 Salı

ŞİRİN'İN ÇİÇEKLERİ


Sabah kapı çaldı, baktım bu arkadaş. Kucağında bir demet çiçek mahcup mahcup gülümsüyor. "Hayrola" dedim. "Kutlu doğum şenliklerinizi çiçeklerimle başlatayım istedim" dedi. Buyur ettim, geldi kitaplığa yerleşti. O halde şimdiden başlasın şenlik :)

1 Şubat 2012 Çarşamba

ŞUBAT


"Yılın ilk ayı Ocak, kar yağar kucak kucak
İkinci ay Şubat'tır, soğuğu pek berbattır."

Beş yıllık ilkokul hayatm boyunca defalarca söyleyip hala unutmadığım Rakım Çalapala'nın "12 Ay" isimli nadide eserinin Ocak ve Şubat'la ilgili nitelemeleri bu yıl tam anlamını buldu. Akdeniz iklimli Antalyamız kardan nasibini almasa da kendi çapında iyi soğuk yaptı. Şu anda güneş var ama gölgeler üşütüyor, dün gece misafirlerimi yolcu etmek için çıktığım balkondan içeri dar attım kendimi.

Kucak kucak kar yağan Ocak ayını KDE Bölüm 3'le sona erdirdim. Çok yakın bir arkadaşım ve ailesiyle yemeli-içmeli, pastalı-börekli, tatlılı-tuzlulu bir kutlama yapıp finali de düşerek gerçekleştirdim. İki dakika önce su döküldüğü için sildiğim seramik zeminde buz patencilerini kıskandıran bir kayışla ilerleyip  sağ yanımın üstüne oldukça ağır bir şekilde inmeyi başardım. Jüri üyeleri  "Ten point" diye bağrıp alkışladılar. Sağ leğen kemiğim, sağ dizim ve sağ dirseğim alkışlara reveransla karşılık verip sızım sızım sızladılar. Altın sakarlık ödülümü alıp başköşeye yerleştirdim, şimdi soğudukça artan ağrılarımla avunuyorum:))

Böyleyken böyle; bu yıl kendini estetikle biraz uzatmış cüce Şubat'a geliverdik bile. Sevgililer Günü zırvaları ve reklam bombardımanlarıyla geçecek bir 14 güne girmeden önce doğum günüm için iyi dileklerde bulunan tüm arkadaşlarıma kucak dolusu teşekkürlerimi gönderiyorum, iyi ki varsınız, içimi ısıttınız...

31 Ocak 2012 Salı

BÖRTLEME


Bir yaş daha alırken bana verdiğin herşey için teşekkürler hayat, esirgediklerin içinse canın sağolsun...

Not: Kara Kitap, fotoğraftakini bir yerden hatırlıyor musun:))

28 Ocak 2012 Cumartesi

KDE BÖLÜM 2


Bazen beklentilerinizi, isteklerinizi avucunuza koyup göğe doğru üfürürseniz bir süre sonra cisimleşmiş olarak size geri dönebiliyor. Ben bunu sık sık yaşıyorum, kendime doğum günü armağanı olarak almayı düşündüğüm Füruğ Ferruhzad'ın şiirleri dünya şekerlemesi bir kız tarafından elime kadar ulaştırıldı. Gamsegamse severim seni ben, ne kadar tatlısın, ne kadar zarifsin, hediye gönderenlerin çok olsun:) Ve Füruğ'un "Hediye" şiirini okuyuverelim hep birlikte:

"ben gecenin sonundan söz ediyorum
ben karanlığın sonundan
ve gecenin sonundan söz ediyorum

evime gelirsen eğer sevgili bana bir ışık getir
ve küçücük bir pencere, oradan
mutlu sokağın kalabalığını seyredeyim."


Kitaplara ilaveten ben de kendime KDE kapsamında, denize bakan bir cafede, yüzüme vuran güneşle birlikte arkadaşlarla yenen bir yemek ve üstüne bir bardak çay hediye ettim.

Son hediyeyi ise doğadan aldım; kayaların arasına sıkışmış minicik bir badem fidanından. Dört bir yanı sarmış kar ve soğukla dalga geçer gibi güneşe ve denize yüzünü dönmüş, kendini bahar çiçekleriyle gelin gibi süslemişti. Bahar müjdesinden keyifli hediye mi olur, haydi bakalım vuslat yakındır...

23 Ocak 2012 Pazartesi

KDE BÖLÜM 1

Bugün çok iş başardım. Önce uzama hızı dünyanın en hızlı büyüyen ağacı Paulowniyayı geçerek güneşte ağarmış boz kilime dönmüş saçlarımı boyattım. Soluk kilimlikten çıkıp tezgahtan yeni sökülmüş halıya benzediler. Kuaförde yine bir sürü abuk klip seyrettim, iki adet gazeteyi hatmettim, Avon katalogunu baştan sona inceledim, incelemekle kalmadım bir de sipariş verip kendimi masrafa soktum. Neyse ki sonunda işim bitti de çıkabildim dükkandan. İkinci sırada Cumartesi uğrayıp evde bulamadıkları için kapıya not bırakan kargoya uğramak vardı. İdefix siparişlerim gelmiş, elceğizimle teslim alayım dedim. Kargo görevlisi suratsız kız fena halde hasta görünüyordu. Öksürüp tıksırdı, kapıyı açık bırakan erkek görevliye çemkirdi, gönülsüzce benim kargoyu aramaya gitti, epey bir zaman sonra getirdi neyse ki. Üç kitap sipariş etmiştim: Halfeti'nin Siyah Gülü/Nazlı Eray, Sen Dünyaya Gelmeden/Margaret Mazzantini, ve Beyaz Camın Yerlileri isimli dizi filmleri irdeleyen bir araştırma kitabı. Kitapları poşetime, kendimi de bir minibüse attım ve arkadaşımın evine ulaştım. Bütün kızlar toplandık bugün, benim ve bir arkadaşın yaklaşan doğum günlerimiz için erken bir kutlama yaptık. Kısacası K.utlu Doğum Etkinliklerinin (KDE) açılışı yapılıp kurdelesi kesildi. Yukarıdaki pasta şahidimdir, ayrıca çok lezzetliydi, yapan arkadaşımın ellerine sağlık.

Şimdi biraz dizi seyredeyim sonra da Parfümle dansetmeye gideceğim, kalın sağlıcakla...

11 Haziran 2011 Cumartesi

İYİ Kİ DOĞMUŞ

Bugün güne bu yemyeşil mekanda, mavi bir gökyüzü altında başladık. Yıllar önce 6 aylıkken ilk kez kucağıma aldığım, kırmızı elbiseli minik kızın 3 yaşına giren şekerleme oğlunun doğumgünü vesilesiyle biraraya geldik. Burası bir mini golf sahası aynı zamanda. Biz hafiften esen rüzgar eşliğinde kahvaltı sefasındayken ufaklıklar da hayatlarının ilk golf denemesini yaptılar.

Mekan havaalanının hemen dibinde olunca 30 saniye arayla inen uçakları izlemekten başımız döndü. Hatta bazen pilota el salladık, o da şapkasını çıkararak bizi selamladı:))

Çimenlerin üzerine ayak izlerimi bıraktım ki en kısa zamanda yeniden gelebileyim.

Arkadaş kontenjanından nöbetçi annanesi (aslında ismimle sesleniyor bana velet:) olduğum ufaklığın Tamirci Manny konseptli doğumgünü pastası. Aynı yaş ve ebatta 4 adet  çocuk olunca pastanın başında nasıl kızılca kıyamet koptuğunu tahmin edebilirsiniz. Manny'nin kafası acilen doğumgünü çocuğunun ağzına girerken diğer parçalar da daha mumlar üflenmeden öbür miniklerin midesine inmişti bile:)

Bir Akdeniz klasiği, her baktığımda kahkaha atmak isteği uyandıran begonviller gözümüzü gönlümüzü şenlendirdi. Doğum günü çocuğusu Dorukcuğuma nice nice sağlıklı güzel yıllar diliyorum. En kötü günümüz böyle olsun...

1 Şubat 2011 Salı

BÖRTDEY'İN ARDINDAN

Yurtta ve dünyada düzenlenen "İyi ki doğdun" etkinliklerim saatlerin geceyarısını çalmasıyla sona erdi. Aslında çok ısrar ettiler devam edelim diye ama kıyamadım insancıklara yoruldular; "Haydi" dedim "gidip dinlenin, kalanını seneye hallederiz inşallah":)))

Şaka bir yana sevgili arkadaşlarım hepinize buradan bir kez daha içten dilekleriniz, kutlamalarınız, beni şımartan, duygulandıran güzel sözleriniz için çok teşekkür ediyorum. Sizleri satırlarınız aracılığıyla bile olsa tanımaktan çok mutluyum. Sevgili Zeynep şöyle bir cümle kullanmış yorumunda: "Hayatımdaki pencerelerden birinden içeri süzülen ince bir tül perde gibisiniz." Ne kadar sevdim bu sözü, gerçekten birbirimizin hayatına hiç görmediğimiz halde nasıl da dahil olabiliyoruz. Hepiniz iyi ki varsınız, iyi ki kocaman penceremden dalgalanarak girmişsiniz içeriye.

Karakteristik çizgilerinden anlamışsınızdır mutlaka, yukarıdaki çizim sevgili Şuşu'dan bana doğum günü armağanı. Beni bundan daha iyi anlatan birşey olamazdı herhalde. Ellerine sağlık sevgili Şule, seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?

Ve Lalem sabah facebook sayfama leylaklarıyla birlikte gelip yerleşti. Eminim ki bu yaşlarda aynı bu güzel kıza benziyordu. Hoşgeldin sevgili arkadaşım, hep hayatımda ol olur mu?

Ve efendim "Kutlu-Mutlu Doğum Haftası"nda Part Three kutlamasının pastası. Sadece tadına baktığıma emin olun, yiyemediğim pastaları almaktan yoruldum. Bunun sonuncusu olmasını umuyorum:)

Bir yaş daha büyümüş olarak Murakami'nin"Yaban Koyununun İzinde"si ile birlikte yatmaya gidiyorum artık. Hepinize tekrar kucak dolusu sevgiler yolluyorum...

Ek: Huzurdan ayrılmadan Barış Manço'yu da ölümünün 12. yılında en sevdiğim şarkısıyla analım, bir tık lütfen...

31 Ocak 2011 Pazartesi

HÖPİ BÖRT DEY TU Mİ :)

Bir yaşı daha sağlıkla geride bırakmanın huzuru içindeyim. Ne yaşım, ne de geride kalanı geçeninden daha az olan yıllar umurumda. Ben içimdeki çocukla mutluyum, onu kaybetmemek ve büyütmemek dileğim. İyi ki doğmuşum, ne yazık ki leylak mevsimine kadar bekleyememişim. O halde bu fotoğraftaki leylaklar ve yenilenme sürecim nedeniyle yiyemeyeceğim pastanın yerine de bu leylaklı pasta sanal dünyadan kendime armağan olsun :))



15 Şubat 2010 Pazartesi

TUNA KIYISINDA

Sabah ezanı mis gibi bir pasta kokusuyla gözlerimi açtım. Hayır, rüyamda pasta görmüyordum, canım pasta da istemiyordu. Bu koku nereden kaynaklandı anlayamadım ama o kadar yoğun bir koku idi ki uğraşsam vanilyayı elimle tutabilecektim sanki. Şaşkın şaşkın sağa sola bakındım, mutfak ya da pastane benzeri bir yerde değil de yatağımda olduğumu farkettim, orta da pasta da yoktu, bir süre sonra koku da kayboldu zaten ve ben anlamsızca iç çekerek uykuma geri döndüm. Nedir yani şimdi bu?

Bu fotoğrafın yukarıdaki paragrafla herhangi bir ilgisi, yakınlığı, akrabalığı yok. Yapımı kızkardeş tarafından gerçekleştirilmiş, Örümcek Adam'ın krema üzerinde yüzmeye çabaladığı 5 yaş pastası minik yiğenin 2 gün rötarlı doğumgününe ait. O yaş grubu bütün çocuklar gibi idolleri arasında Örümcek Adam ilk sırada yer aldığı için pastayı süsleme şerefi de ona ait oldu. Örümcek Adam'ı Batman, Süperman, Ben 10 gibi süper kahramanlar ve dilimin dönmediği ya da henüz hafızama kaydolmamış başka korkunç yaratıklar takip ediyor. Benim insanüstü kahraman kapasitem oğlumun çocukluğundaki HeMan ile sınırlı kalmış ne yazık ki. "Gölgelerin gücü adına..."

Pastadan da anlaşıldığı gibi dün ufak çaplı bir kutlama yaptık minik yiğene yani bizim gündemde Sevgililer Günü yerine Tuna'nın doğum günü vardı, sevgilerimizin tamamını da ona aktardık. Ufaklığın keyfi yerindeydi, birkaç kez mum yaktırıp üfledi, pastanın paylaşımı kendi yaptı-babasına en büyük dilimi ayırdı- fotoğraf çektirmemek için elinden geleni ardına komadı, zorla çektiğimizde de birbirinden abuk pozlar verdi ve ardarda eline tutuşturulan oyuncak paketlerini açarak 10 ar dakikalık mutluluklar yaşadı. Bugün hepsinden hevesinin geçtiğine eminim. Yine de onu bir paketi açarken izlemek ve içinden çıkanı gördüğünde gözlerini kocaman açarak "Oyuncaaak" diye neşeyle bağırışını duymak çok güzeldi. Sağlıklı, huzurlu, sevgi dolu bir ömür onun olsun, iyi ki doğmuşsun miniğim. Macar şair Attila József'den adını taşıdığın nehir için yazılmış şiirin birkaç dizesi sana gelsin:

"Oturdum alt basamağına rıhtımın
baktım nasıl yüzüyor karpuz kabuğu
Yazgımla başbaşa, dalgın,
yüzeyin konuştuğunu duymadım, dibinse sustuğunu.
Akıyor gibiydi sanki yüreğimden çıkıp da
bulanık, bilge ve büyüktü Tuna."

(Şiir: Tuna Kıyısında/Attila József Çeviren: Kemâl Özer-Edit Tasnádi)

13 Şubat 2010 Cumartesi

BİR SÜRÜ KÜÇÜK VAKA

Lise kızlarıyla gecikmeli bir doğumgünü toplantısı gerçekleştirdik dün. Ne hikmetse üç kişinin doğum günü boncuk gibi Ocak ayına sıralanmış. Öncesinde yapmam gereken bazı işler vardı onları hallettim. İlkin kuaföre uğradım, yalnız bende mi birikmiş bir negatif elektrik vardı, havada mı bilemeyeceğim, kapıdan adımımı attığım anda fön makinelerinden biri gürültüyle patladı. Sigortalar attı, ortalığı kesif bir yanık kablo kokusu aldı. Neyse ki sorun çabuk çözüldü, fazla beklemeden işimi hallettim ve birkaç şey almak için yakındaki hipermarkete uğradım. Alışverişimi bitirmiş çıkıyordum ki Sevgililer Günü için kurulmuş fotoğraf standı dikkatimi çekti. Bu özel gün nedeniyle iki yanı açık kulübemsi biryer yapmışlar, içeri aldıkları çiftlerin ücretsiz fotoğraflarını çekip anında teslim ediyorlardı. Dış yüze asılmış fotoğraflara göz gezdirirken bir de ne göreyim, 70 li yaşlarını sürmekte oldukları her hallerinden belli bir çift kulübeye girip genişlemiş bedenlerini içerdeki daracık sıraya sığıştırmaya çalışıyorlar. Erkek olan sakallı bir dede; başında takkesi, elinde tesbihi önden girip oturdu. Arkasından ağarmış saçlarını yemeniyle kapatmış, yılların yorgunluğu yüzünün çizgilerine sinmiş şalvarlı hanımı eşinin yanına yerleşti. Fotoğrafı çeken genç, velet birşey belli, eh stand da Sevgililer Günü nedeniyle kurulmuş ya dedeye seslendi: "Amca, şöyle hanımına doğru yaklaş, kolunu omzuna dola". Dede bu lafı duyar duymaz şimşek hızıyla toplanıp "Yok yook" diyerek zaten zorla sığıştıkları sıranın ucuna doğru kendini öyle bir çekti ki az daha kulübe devriliyordu. Gerisini kahkahalarımı zaptedememekten korktuğum için izleyemedim ama mahcup dedeyle hanımının fotoğrafını görmek isterdim doğrusu.

Günümü şenlendiren bu görüntüden sonra doğumgünü olan arkadaşıma çiçek almak için çiçekçiye uğradım. Bir demet papatya seçip sarmaları için dükkan sahibine verdim, iki dakika içinde lalettayin bir jelatine sarılmış olarak geri aldım. Bu nasıl ambalaj dediğimde hiç hoş karşılanmadım, elimden "cık cık cık" edilerek çekilen demet sokur sokur bir söylenme eşliğinde kırmızı bir kağıtla biraz daha gösterişli hale getirilerek iade edildi. Parasını vermiş olduğum için vazgeçemedim ama buketi adamın kafasına indirmemek için kendimle zorlu bir mücadele verdiğimi de itiraf edeyim, dedim ya bugün havada negatif elektrik yüklüydü muhtemelen. Sinirlenerek çiçekçiden çıktığımda yağmur başlamıştı, bir elimde şemsiye, diğer elimde hediye poşeti, çiçek buketi, omuzumda ağır bir çanta ile bu defa ben sokur sokur söylenerek kendimi metro istasyonuna attım. Tam son basamağa gelmişken tren gitti, ellerim dolu dolu ve uyuşmuş olarak yeni treni beklerken sinirlerimi yatıştırmak için dev TV ekranındaki görüntüleri izlemeye başladım. Her yeri Sevgililer Günü heyecanı sarmış olacak ki ekranda kalplerin biri gelip diğeri gidiyordu. Sonra şöyle bir yazı göründü: "En başarılı erkek karısının harcayabileceğinden fazla para kazanan erkektir. En başarılı kadınsa bu erkekle evlenen kadındır." Ben son kelimeyi okurken arkamda bekleyen iki arkadaşın birinden günün yorumu geldi: "Sen de, karın da başarısızsınız, anlaşıldı." Çiçekçiden kaynaklanan sinirim yatışmaya başlamıştı, derken yeni bir cümle daha göründü ekranda: "Aşk elmayı yemekle başlar, ayvayı yemekle sona erer". Bunun payına düşecek yorum için kulak kabartmışken tren geldi, yorum güme gitti.

Bir güne bu kadar olayın yettiği düşüncesiyle sağ salim toplantı mekanımıza ulaştım. Arkadaşları görmek keyfimi arttırdı, buna açık büfedeki, 5 çayına eşlik eden bol kalorili, kolesterol ve lipid yükseltici yiyecekler de eşlik edince keyif katlandı. E daha ne isterim, en kötü günümüz böyle olsun...

12 Şubat 2010 Cuma

İYİ Kİ DOĞDUN ELMA ŞEKERİM

İYİ Kİ DOĞDUN TEYZESİNİN BİR TANESİ


İyi ki hayatımıza girdin. Hayat sana hep güzel yüzünü göstersin. Sağlıkla, sevgiyle upuzun bir ömür yaşa.

Anneliğinin 5.yıldönümü kutlu olsun sevgili kardeşim

31 Ocak 2010 Pazar

MUTLUYUZ, KUTLUYUZ

Gün güzeldi, günü hazırlayan dostlar da. İnsan doğum gününde keyiflenmeli, yaşlandım diye üzüleceğine bu yaşını görebildiği için şükretmeli. Alt tarafı insanların icat ettiği takvimden bir gün işte diye düşünmemeli, özel günler hayata anlam katmak için, renk katmak için bir vesile olmalı.

Arkadaşları olduğu için sevinmeli, birlikteliğin insanı nasıl zenginleştirdiğinin farkına varmalı. Dostların insana sunulmuş bir armağan olduğunu görmeli.

Tek bir çiçek olarak kalmaktansa buket haline gelince daha görkemli olunacağını hissetmeli.

Maksat doğumgünü kutlamak değil, şu yalan dünyadan bir gün daha çalmak. Açık büfedeki balkabağı bile kıskandı bizi, şu yüzündeki kıskanç ifadeye baksanıza, çatlıyor hasetinden.

Ve günün sonunda kendime aldığım doğumgünü hediyelerim: İnci Aral'ın yeni kitabı "Sadakat", üzerine bugünün tarihi atılacak ayraç ve Müzeyyen Senar'ın eski kayıtlarından oluşan bir CD.

Doğum günüm kutlu olsun...

30 Ocak 2010 Cumartesi

18 YAŞ PASTASI

Dün günün çoğunu dışarıda avarelikle geçirince doğal olarak yapmam gereken bütün işler geceye hatta geceyarısına sarktı. O kadar yoruldum ki yatağa girdiğimde ağrıdan sızıdan bir yandan öbüryana dönemedim, "Carpal Tunnel Sendrom"lu ellerimin varlığını ise yarım saat öncesine kadar hissetmiyordum. Birazdan misafirlerim gelecek. Bugün itibarıyla "Kutlu Doğum Haftası"nı başlatmış bulunuyoruz. 18 yaşına giriyor olmanın coşkusuyla bir gün öncesinden başladık doğumgünü törenine, bugün ailecek kutlama yapacağız. Hal böyle olunca bütün gece mutfaktan çıkamadım. Kendime bir pasta yapayım istedim, ilk kez ganajla denedim. Nunucumun tarifiyle ganaj işine soyundum. Araya koyacağım krema ve ganaj için ocak başında tencere karıştırmak gerekti ki nefret ederim bu işten. Çözüm karıştırırken kitap okumaktır. Sağ elimde kaşık, sol elimde Haydar Ergülen'in "Azıcık Cihangir" kitabı başladım karıştırmaya. Şarkı da söylemek istiyordum aslında ama bir yandan da gündüz salep içmek için girdiğimiz Flamingo Pastanesi'nden aldığım harika İstanbul gevreklerini yemekteydim. Böyle de uyumlu bir kadınımdır, İstanbul'u anlatan kitap okuyorsam İstanbul gevreği yerim. Hatta "Yarim İstanbul'u mesken mi tuttun" türküsünü de söylemeyi denedim ama gaklarken gagasından peyniri düşüren karga gibi ağzımdaki gevrekler etrafa saçıldı. Zaten elle tutmadan yemenin zorluğundan düşmesin diye ağzımla sağa sola atraksiyon yapmaktan yamulmuş durumdaydım ki krema kaynadı ben de karıştırma derdinden kurtuldum.

Yoruldum ama şık bir pasta elde ettim, üzerine de yaşımı gösteren mumları diktim, kızkardeş, minik yiğen ve diğer misafirleri bekliyorum tadına bakmak için, umarım emeklerime değmiştir. İş bununla bitmedi ki üstüne bir de sarma yaptım, hamaratım hamarat, kendimle gurur duyuyorum. Şimdi izninizle "Kutlu Doğum Arifesi" için soframı hazırlamaya gidiyorum, bize afiyet olsun...